Konum

Whatsapp

+90 505 495 47 27

Psikodinamik Psikoterapi Kitabı

Psikodinamik psikoterapi (dinamik terapi) nedir?

Psikodinamik psikoterapi (dinamik terapi), hayatında, köklü, kalıcı değişiklikler gerçekleştirmek isteyenlerin istifade edebileceği bir psikoterapi modelidir. Aşağıda, modelin sözlük tanımına ve modele dair ayrıntılı bilgilere ulaşabileceksiniz. Zihninizi meşgul eden soruları, yazının sonundaki yorum kısmından benimle paylaşabilirsiniz.


Psikodinamik psikoterapi, psikanalitik gelenek içinde yer alan veya ondan türeyen, bireyleri güdü ve dürtü gibi bilinçdışı güçlere karşı tepki veren kişiler olarak gören, değişim ve gelişim süreçlerine odaklanan, kendini anlama ve bilinçdışının ne olduğuna anlam verme konularına büyük önem veren psikoterapi türlerinin adıdır. Birçok psikodinamik terapi, tedavide bilinçdışıyla başa çıkmaya önem verme ve aktarımı analiz etme gibi belirli ortak özellikleri paylaşır. Dinamik psikoterapi adı da verilir. [Kaynak: dictionary.apa.org]


“Neden iyi bir ilişkim yok?”
“Neden etrafımdakilerle sürekli kavga ediyorum?”
“Neden çocuklarıma daha fazla sabredemiyorum?”
“Neden kendimi iyi hissedemiyorum?”

Kendimizi iyi hissetmek, başkalarıyla sevgi dolu ilişkiler kurmak ve tatmin edici işler yapmak… Bunlar çoğumuzun hedefleridir. Hepimizin, söz konusu hedeflere ulaşmak için bize rehberlik eden belirli paternleri/ kalıpları/ modelleri/ örüntüleri (pattern) vardır.

Yetişkinliğimizde, kalıplarımız oldukça sabitleşmiş olur ve onları değiştirmek o kadar da kolay olmayabilir. Bu kalıpların alışılmış doğası, suyun bir tepeden aşağı akmasına benzer -bir süre sonra belirli bir kanal (su yolu) oluşur ve su her zaman o kanaldan aşağı akar. Suyun yolunu değiştirmek, başka bir kanaldan akmasını sağlamak için çok çalışmanız gerekir. İnsan için de durum aynıdır: Belli bir yaştan sonra düşünce ve davranış şeklimiz konusunda oldukça tutarlı oluyoruz. Ancak birçok insanın, kendileri hakkında düşünme ve başkalarıyla ilişki kurma yöntemleri, tutarlı olsa da uyumsuzdur (maladaptive); onları değiştirmek için de bir yönteme ihtiyaçları vardır.

İnsanlar çoğunlukla, değişmek istemelerine rağmen, neyi değiştirmek istediklerini bilmiyorlar. Çünkü alışılagelmiş paternler çoğu zaman, farkında olunmayan dilekler, düşünceler, korkular ve çatışmalar tarafından motive edilir. Örneğin, asla kendini savunmayan ve nedenini bilmeyen -ama içten içe cezalandırılmayı hak ettiğini düşünen ya da, yalnız olan ve başkalarından kaçmasına neden olan şeyin aslında reddedilme korkusu olduğunu düşünemeyen birini ele alalım. Bu insanlar için, derinlere yerleşmiş düşünceleri ve korkuları hakkında bilgi edinmek çok güçlü bir etki yaratabilir.

Kendine güvenmeyen bir kadın, kendi kendini sabote etmenin yaşam boyu süren bir kendini cezalandırma biçimi olduğunu anlayabilir; yalnız bir erkek, başkalarına olan ihtiyacını inkar ederek kendini yalnızlaştırdığını anlamaya başlayabilir. Bu şekilde insanlar, yeni davranış kalıpları geliştirmeye ve hayatlarını değiştirmeye başlayabilirler.

Buraya kadar söylediklerim, psikodinamik psikoterapinin ne ile ilgili olduğunu gösteriyor. O, yaşam kalitelerini yükseltmek için, insanlara yeni düşünme ve davranış yöntemleri yaratma şansı sunar. Psikoterapiyi, gelişimi yeniden etkinleştirme süreci olarak düşünebiliriz.

Psikodinamik psikoterapinin bu yaklaşımıyla ilgili heyecan verici olan şeylerden biri, nöral bilimdeki gelişmelerle uyumlu olmasıdır. Örneğin, bütün öğrenmelerin nöral devrelerdeki değişimlerle ilişkili olduğunu varsayıyoruz -bu nedenle yetişkin beyinleri her zaman değişebilir. Eric Kandel’in sözleriyle şunu diyebiliriz: Psikoterapi işe yaradığında, sadece sinapslarda değil ama gene de sinapslarda, beyin fonksiyonlarını etkileyerek çalışır. Yeni keşif – yeni bağlantılar – yeni örüntüler.

Söz konusu yaklaşıma göre, her ortam bu “yeni keşif” için uygun değildir. Bunun için, kişinin kendini yeterince güvende hissedeceği, belirli koşullara ihtiyacımız vardır. Alışkanlık haline gelen herhangi bir şeyi değiştirmek için çalışacaksanız, bir koç, öğretmen veya ebeveyne ihtiyacınız olabilir. Psikodinamik psikoterapide o kişi psikoterapisttir. Değişim, yalnızca, insanlar kendileri hakkında yeni şeyler öğrendikleri için değil bu yeni ilişki bağlamında yeni düşünme ve davranma yollarını deneyecek kadar güvende hissettikleri için de gerçekleşir.

Bu yazı size psikodinamik psikoterapi hakkında bilgi verecektir.

Psikodinamik psikoterapi, terapistin dikkatli ve bilinçli bir şekilde kapsamlı bir değerlendirme yapmasını, terapötik bir çerçeve oluşturmasını, hastayla belirli şekillerde etkileşime girmesini ve terapötik stratejiler hakkında seçimler yapmasını gerektiren özel bir terapi türüdür.

Psikodinamik psikoterapi nedir?

Psikodinamik (psychodynamics), devinimdeki (hareket halindeki) zihin anlamına gelir.

Psikodinamik referans çerçevesi (psychodynamic frame of reference), bilinçdışındaki (unconscious) dinamik (devinimli) unsurların bilinçli düşünceleri, duyguları ve davranışları etkilediğini varsayar.

Psikodinamik referans çerçevesine dayanan bir psikoterapi, psikodinamik bir psikoterapidir. Hemen hemen her psikodinamik psikoterapide hem açığa çıkarıcı (uncovering) hem de destekleyici (supporting) teknikler kullanılabilir.

Psikodinamik psikoterapinin temel hedefleri şunlardır:

1) Hastanın/ danışanın bilinçli düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını etkileyen bilinçdışı ögelerini (element) anlamak

2) Açığa çıkarmanın mı yoksa desteklemenin mi o anda en çok yardımcı olacağına karar vermek

3) Hastaya en iyi yardımı sunacak şekilde, bilinçdışı materyali açığa çıkarmak veya zihinsel işlevi desteklemek

Psikoterapi, kelime karşılığı olarak, zihnin tedavisi/ zihin için tedavi/ zihin odaklı tedavi (treatment for the mind) anlamına gelir. Psikoterapinin kökenleri, Sigmund Freud tarafından geliştirilen ve “konuşma kürü (talking cure)” olarak da bilinen psikanalize (psychoanalysis) dayanır.

Günümüzde psikoterapi kelimesi, konuşmayı içeren bir tedaviyi ifade eder hale geldi. Ancak, her konuşma psikoterapi değildir. Bir konuşmayı psikoterapi yapabilecek özellikleri şöyle maddeleyebiliriz:

  • Konuşmanın tedavi odaklı olması gerekir
  • Konuşanlardan birinin eğitimli bir profesyonel olması gerekir
  • Konuşma belirli bir çerçeve içinde gerçekleşmelidir
  • Konuşma bir hastanın zihinsel ve duygusal sağlığını iyileştirmek için gerçekleştirilmelidir

Psikodinamik nedir?

Psikodinamik (psychodynamic) kavramı, psiko (psycho) ve dinamik (dynamic) kelimelerinden türetilmiştir.

Psiko (psycho), Antik Yunanca’da ruh (soul) anlamına gelen psike’den (psyche) gelir; bugün zihin (mind) anlamında kullanılmaktadır.

Dinamik (dynamic), Antik Yunanca dynamis kelimesinden gelir; güç/ enerji (power) demektir ve hareket halindeki fiziksel güç (physical force in motion) anlamında kullanılmaktadır.

Kısaca şöyle denebilir: Psikodinamik, devinim halinde olan zihnin güçleri/ kuvvetleri demektir.

Freud şunu fark ettiğinde psikodinamik kelimesini türetti: Zihin (mind), önceki statik psike (psyche) kavramsallaştırmalarının aksine, sürekli hareket halindeki elementlerle (element) çalkalanan, durmadan değişen bir sistemdir. Bu bilinçdışı elementler bilince dönüşebilir veya tam tersi, güçlü arzu ve yasaklar, çarpışan atomaltı parçacıkların psişik karşılığını serbest bırakarak birbirine karışabilir.1

Freud, yalnızca zihinsel öğelerin hareket halinde olduğunu değil, aynı zamanda bu çılgınca zihinsel faaliyetin çoğunun farkındalığın dışında devam ettiğini de fark etti. Bu zihinsel aktiviteyi bilinçdışı (unconscious) olarak tanımladı ve onun, bilinçli düşünce, duygu ve davranışları etkileyebileceğini varsaydı.

Böylece, psikodinamik psikoterapinin temelini oluşturan iki tanıma ulaşıyoruz:

  1. Psikodinamik referans çerçevesi (psychodynamic frame of reference), bilinçdışı zihinsel aktivitenin bilinçli düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı etkilediğini varsayan bir çerçevedir.
  2. Psikodinamik psikoterapi (psychodynamic psychotherapy), psikodinamik referans çerçevesine dayalı herhangi bir terapidir.

Bilinçdışı

Genellikle bilinçdışı zihinsel faaliyetimize (unconscious mental activity) bilinçsiz olarak başvururuz. Duygular, anılar, çatışmalar, başkalarıyla ilişki kurma yolları, kendini algılamalar. Bunların hepsi bilinçdışı olabilir ve düşünce ve davranışlarda sorunlara neden olabilirler.

Kişide çocukluktan itibaren gelişen bilinçdışı düşünce ve duygular, erken deneyimlerin ve genetik faktörlerin benzersiz bir karışımıdır.

Düşünceleri, duyguları ve fantezileri, farkında olduğumuzda bizi bunaltmakla tehdit ettikleri için, farkındalığımızın dışında tutarız. Çok korkutucu veya tahrik edici olabilirler; bizi utanca veya tiksintiye boğabilirler. Bu nedenle onları bilinçsiz hale getiriyoruz ama yok olmuyorlar –enerji dolu kalıyor ve sürekli olarak farkındalığa ulaşmaya çalışıyorlar. Enerjileri bizi bilinçdışı barınaklarından etkiler ve etkilerini düşünme, hissetme ve davranma şeklimiz üzerinde gösterirler -Yunan mitolojisinde olduğu gibi:

Genç Tanrı Zeus, ataerkil Titanlar tarafından yönetilmekten bıkmıştı, bu yüzden onları Tartarus adlı büyük bir çukura gömdü. Yerin derinliklerinde, artık Zeus’un egemenliğine tehdit oluşturmuyorlardı. Yoksa öyle değil miydi? Gözden uzak olmalarına rağmen yok olmamışlardı ve gümbürtülerinin depremlere ve gelgit dalgalarına neden olduğuna inanılıyordu.

Aynı şekilde, bilinçsiz düşünce ve duygular da gözden uzak tutulurlar [bastırma], ancak kendi yöntemleriyle gürleyerek, uyumsuz düşünce ve davranışlar şeklinde mutsuzluk ve ıstıraba neden olmaya devam ederler [bastırılanın geri dönüşü].

Psikodinamik psikoterapi ve bilinçdışı

Birçok yönden psikodinamik psikoterapist, akan tavanınızı düzeltmek için çağırdığınız tesisatçı gibidir. Damlamayı görürsünüz ama kaynağı göremezsiniz; damlaları bir kovaya doldurabilirsiniz ama bu akışı durdurmaz. Tesisatçı, çatlağın, sıvanın arkasında, borularda henüz görünmeyen bir yerde olduğunu bilir. Ancak burada tesisatçı psikodinamik psikoterapiste göre bir avantaja sahiptir: Sıvayı kırmak, alttaki boruları ortaya çıkarmak, rahatsız edici sızıntıyı bulup düzeltmek ve tavanı yamamak için bir balyoz kullanabilir. Ancak psikodinamik psikoterapist, alçı tavanla değil, insan ruhuyla çalışır ve bu nedenle, yüzeyin altında olanı aramak ve onarmak için daha incelikli araçlara ihtiyaç duyar.

Açığa çıkarma ve destekleme

Tesisatçı gibi, psikodinamik psikoterapistin de ilk amacı, yüzeyin altında -yani, hastanın bilinçdışında- neler olup bittiğini anlamak. Psikodinamik psikoterapi tekniklerinin çoğu tam da bunu yapmak için tasarlanmıştır. Hastaların, farkındalıklarının dışında kalan düşünce ve duygular tarafından motive edildiğini düşündüğümüzde, onlara en iyi şekilde yardımcı olmak için öğrendiklerimizi nasıl kullanacağımıza karar vermemiz gerekir.

Bazen, hastayı bilinçdışında olup bitenlerden haberdar etmenin işe yarayacağını düşünürüz. Buna açığa çıkarma (uncovering) denir. Freud bunu “şimdiye kadar bilinçdışı olanı bilinçli hale getirmek” şeklinde ifade etti.2 Hastaların, bilinçdışı materyalleri açığa çıkarmalarına -veya farkında olmalarına- yardımcı olacak birçok tekniğimiz var. Açığa çıkardıklarımız, kendilerinden saklasalar da kendi algılarını, başkalarıyla ilişkilerini, uyum yollarını ve davranışlarını etkileyen içsel düşünce ve duygulardır.

Bazen hastaları bilinçdışı materyallerden haberdar etmenin yardımcı olmayacağına karar veririz. Genellikle bu kararı, bilinçdışı materyalin potansiyel olarak bunaltıcı olabileceğine karar verdiğimizde veririz. Sonra, bilinçdışı hakkında öğrendiklerimizi, düşünce ve duyguları açığa çıkarmadan zihinsel aktiviteyi desteklemek (support) için kullanırız.

Biri açığa çıkaran biri destekleyen iki örneği ele alalım:

Ayşe, kocası ile güvene dayalı bir ilişkisi, birçok yakın arkadaşı ve tatmin edici bir kişisel kariyeri olan otuz iki yaşında bir kadındır. Geçmişte, kısa süreli kaygılarla başa çıkmak için günlük tuttuğunu, yemek pişirdiğini ve atletizmle ilgilendiğini söylüyor. Uykusuzluk şikayetiyle psikoterapiye başvurdu; uykusuzluğunu kız kardeşi Berra ile girdiği bir kavganın tetiklediğini düşünüyor. Ona göre kavgalar, tıp fakültesi mezunu kız kardeşinin, istediği uzmanlık alanını kazanamamasıyla ilgili olarak bir ay önce başladı. Ayşe, Berranın düşmanca tavırlarına “şaşırdığını” söylüyor. Daha fazla araştırma şunu ortaya çıkardı: Berra dermatolojide okumak istiyor ama şimdilik o bölüme giremiyor; daha sonra yeniden denemesi gerekecek. Ayşe bu aksiliğe çok üzülüyor ve Berra’nın düşmanca tavrını anlamıyor. Ayşe ve Berra’nın hikayelerine bakıldığında, daha önce, Ayşe’nin, istediği bir okulda rahatça okuyabildiği, Berra’nın ise, akademik olarak mücadele etmesi gerektiği görülüyor. Berra’nın Ayşe’ye olan düşmanlığının, haset etmekten kaynaklanabileceğini ve Ayşe’nin suçluluk duygusundan bilinçsizce kendini bunun farkına varmaktan alıkoyduğunu varsayabiliriz. Ayşe’nin, bilinçdışı suçluluğunu fark etmesinin ona yardımcı olabileceğini düşünebilir, söz konusu duyguyu açığa çıkarmaya (uncover) çalışabiliriz. Suçluluk duygusuna eğildiğinde, kız kardeşinin kıskançlığını ve düşmanlığını anlayabilir. Bu farkındalık, onun son zamanlardaki kişilerarası zorluklarını anlamasına yardımcı olabilir ve uykusuzluğu giderebilir. [Bu örnekte, Berra’nın yaşadığı kıskançlık ve Ayşe’nin hissettiği suçluluk açığa çıkarılıyor.]

Canan, otuz iki yaşında, sık sık iş değiştiren, stres yaşadığında yemek yiyen bir kadındır. Kız kardeşi Dilan ile girdiği bir kavganın tetiklediğine inandığı uykusuzluk şikayeti ile terapiye gelir. Canan, hasta annesine sadece kendisinin baktığını, kız kardeşinin ise çocuklarıyla ilgilenip annesi için sadece para gönderdiğini söylüyor. Çok zengin bir adamla evli olan kız kardeşinin “sığ ve paracı” olduğunu, şayet bir imkanı olsaydı, kendi hayatıyla kız kardeşinin hayatını değiştirmeyeceğini ifade ediyor. Canan, Dilan’a, annesine yeterince yardım etmediği için “öfkeli” olduğunu ve bu konuların uyumasına engel olduğunu düşünüyor. Psikoterapist ise, Canan’ın öfkesinin Dilan’a “haset etmesiyle” ilişkili olabileceğini varsayıyor ancak bunu konu edinmenin Canan’a yardımcı olmayacağını düşünüyor. Bunun yerine, Canan’ın çabasını anlamaya çalışıyor ve annesi için devletten alabileceği ekonomik destekle ilgili onunla konuşuyor, onu destekliyor (support). Bu tür müdahaleler, Canan’a anlaşıldığını düşündürür; onun daha rahat uyumasına yardımcı olur. Canan zamanla, deneyimlerinin diğer yönlerini -haset gibi- de konuşabilir duruma gelir. [Bu örnekte, Canan’ın, güncel sorunlarla başa çıkma yöntemleri desteleniyor.]

Her iki durumda da, psikodinamik psikoterapistin yapması gereken ilk şey, bilinçdışı düşünce ve duyguların hastanın/ danışanın bilinçli davranışını nasıl etkilediğini anlamaktı. Bununla birlikte, bir durumda terapist açığa çıkarmaya karar verirken, diğerinde desteklemeye karar verdi. Böylece, psikodinamik psikoterapinin amaçlarının şunlar olduğunu söyleyebiliriz:

  1. Hastanın, farkında olmadığı düşünce ve duygularından nasıl etkilendiğini anlamak
  2. O anda en çok, ortaya çıkarmanın mı yoksa desteklemenin mi yardımcı olacağına karar vermek
  3. Bilinçdışı materyalleri ortaya çıkarmak ve/veya zihinsel işleyişi hastaya en iyi şekilde yardımcı olacak şekilde desteklemek

İkinci adımda, karar verme aşamasında, herhangi bir zamanda neyin en yararlı olacağını belirlemek, hem tedavinin başlangıcında hem de tedavi boyunca hastanın/ danışanın dikkatli bir şekilde değerlendirilmesine bağlıdır. Temelde açığa çıkarma tekniklerini kullanan psikodinamik psikoterapilere genellikle içgörü yönelimli (insight-oriented), dışavurumcu (expressive), yorumlayıcı (interpretive), keşfedici (exploratory) veya psikanalitik (psychoanalytic) psikoterapiler denirken, öncelikli olarak destekleyici teknikleri kullananlara genellikle destekleyici (supportive) psikoterapiler denir.3

Ne yazık ki, bunlar -açığa çıkarıcı ve destekleyici yaklaşımlar- genellikle birbirinden tamamen ayrı olarak görülür. Oysa, açığa çıkarmak ve desteklemek farklı psikoterapilere işaret etmez; aksine bunlar, tüm psikodinamik psikoterapilerde salınımlı bir şekilde kullanılan iki teknik türüdür. Bir hasta/ danışan, açığa çıkarma tekniklerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı bir terapiden fayda görebilirken diğeri destekleyici tekniklerin baskın olduğu bir terapiden fayda görebilir; ancak tüm tedaviler farklı noktalarda her iki yaklaşımı da kullanır.

Destekleme ve açığa çıkarma tekniklerinin optimal karışımı, kişinin güçlü yönlerine, sorunlarına ve ihtiyaçlarına bağlı olarak hastadan hastaya ve bazen de andan ana değişiklik gösterebilir. Bazı hastalar yalnızca terapistin empati, anlayış ve ilgili tutumunda iletilen örtülü desteğe ihtiyaç duyar; diğer hastaların terapi boyunca daha açık desteğe ihtiyacı olabilir. Tedavinin başlangıcında seçtiğimiz kapsayıcı hedefler ne olursa olsun, hastanın değişen ihtiyaçlarına göre yaklaşımımızı esnek bir şekilde değiştirmeye hazır olmalıyız.

Terapötik ilişkinin önemi

Açığa çıkarma ve destekleme bir boşlukta değil, psikoterapist ve hasta/ danışan arasındaki ilişki bağlamında gerçekleşir.

Terapötik ilişki, psikodinamik psikoterapiyi tanımlayan şeyin merkezindedir. O, hem hastaların sorunları hakkında konuşabilecekleri güvenli bir ortam sağlar hem de terapistle etkileşimleri yoluyla, kendileri ve başkalarıyla ilişkileri hakkında bilgi edinmelerine de olanak tanır.

Psikoterapötik ilişkinin kendisi, hem hastanın öğrenebileceği bir “ilişki laboratuvarı” olarak hem de gelişimi ve değişimi teşvik edebilecek doğrudan bir “destek kaynağı” olarak bir değişim aracı olabilir.

Terapötik ilişki hakkında konuşmak ve ondan öğrenmek, aktarımın tartışılması olarak adlandırılır ve genellikle psikodinamik psikoterapinin odak noktasıdır. Bu ekleme ile psikodinamik psikoterapinin tanımını şu şekilde netleştirebiliriz:

Psikodinamik psikoterapi, insanların farkındalıklarının dışında kalan düşünce ve duygulardan etkilendiği ve onlar tarafından motive edildiği fikrine dayanan bir konuşma terapisidir. Hedefleri, terapistle ilişki bağlamında, zihinlerinin nasıl çalıştığı hakkında daha fazla bilgi edinmelerine yardımcı olarak ve/veya işlevlerini doğrudan destekleyerek, insanların alışılmış düşünme ve davranış biçimlerini değiştirmelerine yardımcı olmaktır.

Psikodinamik psikoterapi nasıl çalışır?

Terapötik eylem teorisi (theory of therapeutic), bir psikoterapinin nasıl çalıştığını açıklamaya çalışan teoridir.

Psikodinamik psikoterapi için temel terapötik eylem teorileri şunları içerir:

1) Bilinçdışı olanı bilinçli hale getirmek

2) Zayıflamış ego işlevini desteklemek

3) Gelişimi yeniden etkinleştirmek

Psikodinamik psikoterapi, terapistle ilişki bağlamında gelişimin yeniden etkinleştirilebildiği ve yeni büyümenin meydana gelebildiği iyileştirici bir süreç olarak düşünülebilir.

Terapötik eylem teorileri

Hastalara ne söyleyeceğimizi seçmek için, söylediklerimizin onlara neden yardımcı olacağı hakkında bir fikrimiz olmalı. Bu, terapinin nasıl çalıştığına dair teorilerimizin olması gerektiği anlamına gelir. Bir psikoterapinin nasıl çalıştığını açıklamaya çalışan teoriye terapötik eylem teorisi (theory of therapeutic action) denir.4 Psikodinamik psikoterapide, çalışmalarımızı yönlendiren birkaç terapötik eylem teorimiz var.

1) Bilinçdışı olanı bilinçli hale getirmek

Psikodinamik psikoterapide hastalarımıza yardımcı olduğunu düşündüğümüz şeylerden biri bilinçdışı olanı bilinçli hale getirmektir. Bu fikir, Freud’un ilk terapötik eylem teorisinin temeliydi.5 Freud, klinik çalışmalarına dayanarak, bazı hastaların, bilinç tarafından erişilemeyen düşünce ve duygularının bilinçli işleyişleri üzerinde patolojik bir etki yarattığını, bunun da hastalarda semptomlara yol açtığını varsaymıştı. Freud’a göre, bilinçli olarak erişilemeyen düşünce ve duyguların önemli bir kısmı anılardan oluşuyordu. Freud bu hastaların “esas olarak anılardan muzdarip olduklarını” söylemişti.6 Freud, saklı anıları bilince getirmek için önceleri hipnozu kullanmış olsa da, o ve hastaları kısa sürede, özgürce konuşmanın bilinçdışı düşünce ve duyguları yüzeye çıkardığını fark ettiler.

Terapötik eylem hakkındaki fikirler Freud’dan beri daha karmaşık hale gelse de, şu fikirler hala psikodinamik psikoterapinin temellerini oluşturuyor:

  • Farkındalığın dışında olan düşünce ve duygular insanları etkileyebilir ve motive edebilir; bu da genellikle alışılmış ama uyumsuz (maladaptive) düşünme ve davranış biçimlerine yol açar.
  • Bu düşünce ve duyguların farkına varmak tedavi edici olabilir.
Bilinçsiz düşünce ve duyguların farkına varmak neden tedavi edici olmalıdır?

Bu sorunun cevabı için, psikodinamik psikoterapinin birkaç varsayımı var:

  • Apseyi delmek (irini akıtmak): Bu düşünce, kapalı düşünce ve duyguların zararlı olabileceği ve onları serbest bırakmanın katartik (sağaltıcı, iyileştirici) olabileceği anlamına geliyor. Bunun fiziksel tıptaki benzetmesi şudur: Ağrıya neden olan, derinin altına gizlenmiş olsa bile, irin dolu apsedir. Ağrıdan kurtulmak için apsenin boşaltılması gerekir. Bunun gibi, sekestre edilmiş duyguların da serbest bırakılması gerekiyor. Buna abreaksiyon (abreaction) denir.7
  • Karanlıkta büyümeyi önlemek: Freud, bilinçdışı bir öğenin, konuşma yoluyla bilince getirilmediği takdirde “karanlıkta büyüdüğünü/ ürediğini”, yani muazzam, uygunsuz boyutlara ulaşabileceğini söyledi.8 Herkes, bir şeyden bahsettiğinde ondan daha az korktuğunu fark etmiş olabilir. Buna göre, bir şey hakkında konuşmak, köşedeki dev bir canavarın, gerçekte, bir sandalyedeki şapka olduğunu fark etmek için odadaki ışığı yakmaya benzer.
  • Kendimizi daha iyi tanımak, daha iyi kararlar almamıza yardımcı olur: Düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı yöneten güçler bilinçdışı ise, onları kontrol edemeyiz. Onlar (bilinçdışı güçler) karar verme sürecimize rehberlik eder, kaygı uyandırır ve duygu üretirler. O halde, bu güçlere dair farkındalığımızın artması, hayatımızı nasıl yönettiğimizi, nasıl kararlar verdiğimizi, kendimiz ve başkaları hakkında nasıl düşündüğümüzü, kendimizle ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğumuzu daha iyi görmemiz demektir. Bu yaklaşımı hastalara açıklamak, psikodinamik psikoterapiyi ve sorunları üzerindeki iyileştirici etkisini anlamalarına yardımcı olabilir.
İnsanların farkında olmadıkları şeylerin farkına varmalarına nasıl yardımcı olabiliriz?

Bilinçsiz düşünce ve duygular bilinçli ızdıraba yol açıyorsa onlara erişmemiz gerekiyor. Asıl mesele şudur: Onlara nasıl erişeceğiz? Bu, harita olmadan keşfedilmemiş bir bölgeye gitmeye benzer. Bir haritamız olsa bile, orada ne bulduğumuzu anlayamayabiliriz çünkü bilinçdışı zihin ve bilinçli zihin farklı düşünce süreçleriyle karakterize edilir.

Bilinçdışı zihin (unconscious mind), doğrusal olmayan ve sözel olmayan (rüyalar gibi) birincil süreç (primary process) dediğimiz şey tarafından yönetilirken, bilinçli zihin (conscious mind) doğrusal ve sözlü (bilinçli düşünce gibi) ikincil süreç (secondary process) tarafından yönetilir.9 Bu nedenle bilinçdışı düşünce ve duyguları anlamak için onları bilinçli zihnin anlayabileceği bir forma çevirmemiz gerekiyor. Bunu kelimeler (word) ile, yani, konuşarak yapıyoruz.

Kelimeler, bilinçdışındaki malzemeyi bilinçli zihne taşıyan araçlardır. Onları, zihnin bilinçsiz kısmından bilinçli kısmına fikir taşıyan gemiler olarak düşünebiliriz. Hepimiz, henüz tamamlanmamış bir düşünceyi şekillendirmek için uygun ifadeyi bulduğumuzda bir “Evet! Tam olarak bu!” halini yaşamışızdır. Bu (ifade etmeye çalıştığımız şeye uygun bir söz bulmak) son derece yararlıdır ve kaygıyı azaltabilir. Bir düşünce veya duygu için sözümüz (kelimelerimiz) olduğunda, onun hakkında konuşabiliriz; onu (düşünce veya duyguyu) bilinçli bir incelemeye tabi tutabilir ve kendimizi daha iyi anlamak için kullanabiliriz. [Bilinçdışı düşünce ve duyguların açığa çıkarılması için kullanabileceğimiz teknikleri bir başka yazıda ele aldım.]

2) Zayıflamış ego işlevlerini desteklemek

İkinci psikoterapötik eylem teorisine göre, psikodinamik psikoterapi, hastaların/ danışanların ego işlevlerini güçlendirmelerine yardımcı olarak çalışır. Bunu anlamak için ego işlevi (ego function) terimine bir göz atalım.

Zihni üç temel bölüme ayırabiliriz: İd, ego ve süper ego. Bunlar anatomik olarak yerleştirilebilecek gerçek yapılar değil, daha çok işlev kümeleri olarak düşünülür. İd (id) istek (wish) ve arzulardan (desire) oluşur; süperego (super-ego) vicdan (conscience) ve kişisel idealleri (personal ideal) içerir ve ego (ego) kişinin içsel zihinsel yaşamını (inner mental life) ve dünyayla olan ilişkisini yönetir.

Ego, rolünü yerine getirebilmek için, dürtü kontrolü (impulse control), iç ve dış uyaran düzenleme (internal and external stimulus regulation), anksiyeteye ve güçlü duygulara tahammül etme kapasitesi (capacity for tolerating anxiety and strong feelings) ve savunma mekanizmalarının harekete geçirilmesi (mobilization of defense mechanisms) gibi birçok temel işleve güvenir.

İnsanlar, ego işlevleri zayıfsa, birçok yönden acı çekebilirler. Ego işlevi kronik olarak zayıf olabilir veya aralıklı stres, travma veya fiziksel hastalığa tepki olarak artıp azalabilir. Bazı hastalar ego işleviyle ilgili genel sorunlar yaşarken, diğerleri sadece bir veya iki alanda zorluk yaşayabilirler.

Psikodinamik psikoterapi, zayıflamış ego işlevini destekleyerek (supporting) hastalara/ danışanlara yardımcı olabilir.

Ego işlevini desteklemek bazen açık olur: Örneğin, psikoterapist hastaya güçlü duygularla baş etmenin yeni yollarını öğretebilir. Ego işlevini desteklemek bazen örtük olur: Örneğin, terapistle duyguları tartışmak için yapılan bir görüşme, hastanın kaygısını azaltmasına yardımcı olabilir.

3) Gelişimin yeniden etkinleştirilmesi olarak psikodinamik psikoterapi

Psikodinamik psikoterapi, yeni ve daha sağlıklı büyümeyi teşvik etmek için zihinsel ve duygusal gelişimi yeniden etkinleştirebilir.

Bunun için şunu örnek verebiliriz: Bir tenisçi, servisleri zayıfladığı için tenisi bırakmaya kalkarsa ne yapılabilir? Yeni bir koç, tenisçinin sorununu “teşhis” edebilir, yanlış olan servis becerisini “unutmasına” yardım edebilir veya ona yeni bir teknik öğretebilir. Böylece tenisçinin, yeni ve daha iyi bir servisle güçlendirilen oyunu gelişebilir.

Örnekte olduğu gibi, insanların yaşamlarında da, bir veya daha fazla alanda, sorunlu gelişime yol açabilecek şeyler olur. Örneğin, bir çocuk olarak övgü eksikliği yaratıcı gelişimi engelleyebilir. Zihinsel ve duygusal gelişimin birçok yönü durdurulabilir veya engellenebilir, bu da insanları yetişkin olarak ilerleyemez hale getirir. Bu, uyumsuz başa çıkma mekanizmaları, diğer insanlarla bozulmuş ilişkiler ve benlik saygısını sürdürme sorunları gibi çeşitli sorunlara yol açabilir.

Gelişimsel sorunun nedeni genellikle istismar (abuse), ihmal (neglect), duygusal yoksunluk (emotional deprivation), ebeveyn uyumsuzluğu (lack of parental attunement) veya aşırı uyarılma (over-stimulation) gibi çok acı verici bir şeydir. Nörobilimdeki gelişmeler bize, buna benzer erken deneyimlerin (early experiences), ancak bazı durumlarda tersine çevrilebilecek, kalıcı biyolojik değişikliklere yol açabileceğini söylüyor. Şunu akılda tutmak önemlidir: Söz konusu erken deneyimler, kişinin gelişimini, kişinin benzersiz genetik özellikleri ve mizacı bağlamında etkiler.10,11

Psikodinamik referans çerçevesinde, kişinin erken dönem yaşantılarına çok önem veriyoruz. Kişinin, ihtiyaçlarından nasıl uzaklaştığını, ihtiyaçlarından uzaklaşmasının ne tür gelişimsel sorunlara yol açtığını anlamaya çalışıyoruz.

Gelişimin nasıl engellendiği ile ilgili pek çok psikodinamik varsayım var. Ancak tüm varsayımlar, psikodinamik psikoterapinin, terapistle yeni ilişki bağlamında, gelişimi yeniden etkinleştirdiğini kabul ediyor.

Yeni gelişimin meydana gelebileceği alanlar şunlardır:

  • Kişinin kendisi hakkında düşünmesi ve öz saygısını düzenlemesi için yeni yolların geliştirilmesi. [Bunu kişinin kendisiyle ilişkisini düzenlemesi olarak düşünebiliriz.]
  • Başkalarıyla ilişki kurmanın yeni yollarının geliştirilmesi. [Bunu kişinin başkalarıyla ilişkisini düzenlemesi olarak düşünebiliriz.]
  • Daha esnek, uyarlanabilir başa çıkma mekanizmalarının geliştirilmesi. [Bunu kişinin dış dünyayla/ sorunlarla ilişkisini düzenlemesi olarak düşünebiliriz.]

Örneğin, kimsenin kendisiyle ilgilenmediğine ve ilgilenmeyeceğine inanan birini düşünelim. Bu kişiyle, psikoterapistinin ilgilendiğini, kişinin de bunu fark ettiğini varsayalım. Yeni ilişki biçiminin ve fark edişin, kişinin benlik saygısı düzenlemesini ve başkalarıyla ilişki kapasitesinin gelişimini yeniden etkinleştireceğini, bunun da daha sağlıklı büyümeye izin vereceğini düşünebiliriz.

Psikodinamik Psikoterapi kitabının bölümleri

BİRİNCİ KISIM: Psikodinamik Psikoterapi Nedir?

1 Hareket Halindeki Bir Zihin İçin Tedavi

2 Psikodinamik Psikoterapi Nasıl Çalışır?

[İlk iki bölümü Psikodinamik psikoterapi nedir? başlığı ile tek bir içerikte paylaştım.]

İKİNCİ KISIM: Değerlendirme

3 Güvenli Bir Yer Oluşturma ve Değerlendirmeye Başlama

4 Ego İşlevinin Değerlendirilmesi

5 Formülasyon: Problem → Kişi → Hedefler → Kaynaklar modeli

6 Psikodinamik Psikoterapi İçin Endikasyonlar

ÜÇÜNCÜ KISIM: Tedaviye Başlamak

7 Bilgilendirilmiş Onam ve Hedef Belirleme

8 Çerçevenin Belirlenmesi ve Sınırların Oluşturulması

9 Terapötik Bir İttifak Geliştirme

10 Terapötik Tarafsızlık

11 Bir Psikoterapi Seansını Yürütmek: Süre ve Sıklıkla İlgili Kararlar

12 Hastalarımızın Bize Karşı Duyguları ve Bizim Onlara Karşı Duygularımız

13 Empatik Dinleme

14 Anlam Arama

15 İlaç ve Terapi

DÖRDÜNCÜ KISIM: Dinleme/Refleksiyon/Müdahale

16 Dinlemeyi Öğrenme

17 Refleksiyonu Öğrenme

18 Müdahale Etmeyi Öğrenme

[Bu kısmı Psikodinamik psikoterapi teknikleri nelerdir? başlığıyla tek bir içerikte paylaştım.]

BEŞİNCİ KISIM: Bir Psikodinamik Psikoterapi Yürütmek: Teknik

19 Duygulanım

20 Serbest Çağrışım ve Direnç

21 Aktarım

22 Karşı Aktarım

23 Bilinçdışı Çatışma ve Savunma

24 Rüyalar

Beşinci Bölüm için aktiviteyi gözden geçirin -terapide bir anın anlaşılması

ALTINCI KISIM: Terapötik Hedeflere Ulaşma

25 Benlik Algılarını ve Benlik Saygısını Düzenleme Yeteneğini Geliştirmek

26 Başkalarıyla İlişkileri Geliştirmek

27 Karakteristik Adaptasyon Yöntemlerini Geliştirmek

28 Diğer Ego İşlevlerini Geliştirme

YEDİNCİ KISIM: Çalışma ve Sonlandırma

29 Derinlemesine Çalışma

30 Sonlandırma

31 Öğrenmeye Devam Etme

Önerilen Kaynaklar

Dizin

Kaynaklar (12)

Okuduğunuz metin Psikodinamik Psikoterapi: Klinik El Kitabı‘nın ilk iki bölümünün yer yer düzenlenmiş bir çevirisidir.

1Moore, B.E. and Fine, B.D. (eds) (1990) Psychoanalytic Terms and Concepts, Yale University
Press, New Haven, p. 152.

2Freud, S. (1894) The neuro-psychoses of defense, in The Standard Edition of the Complete
Psychological Works of Sigmund Freud, (1893–1899): Early Psycho-Analytic Publications,
Vol. III, Hogarth Press, London, p. 164.

3Winston, A.,Rosenthal,R.N., and Pinsker,H. (2004) Introduction to Supportive Psychotherapy,
American Psychiatric Publishing, Washington, DC.

4Michels, R. (2005) The theory of therapeutic action. The Psychoanalytic Quarterly, 76,
1725–1733.

5Lear, J. (2005) Freud, Routledge, New York.

6Breuer, J. and Freud, S. (1893) On the psychical mechanism of hysterical phenomena:
preliminary communication, in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of
Sigmund Freud, (1893–1895): Studies on Hysteria, Vol. II, Hogarth Press, London, p. 7.

7Moore, B.E. and Fine, B.D. (eds) (1990) Psychoanalytic Terms and Concepts, Yale University
Press, New Haven, p. 1.

8Freud, S. (1915) Repression, in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of
Sigmund Freud, (1914–1916): On the History of the Psycho-Analytic Movement, Papers on
Metapsychology and Other Works, Vol. XIV, Hogarth Press, London, p. 149.

9Moore, B.E. and Fine, B.D. (eds) (1990) Psychoanalytic Terms and Concepts, Yale University
Press, New Haven, pp. 148–149.

10Kandel, E.R. (1998) A new intellectual framework for psychiatry. The American Journal of
Psychiatry, 155 (4), 457–469.

11Meaney, M.J. (2001) Maternal care, gene expression, and the transmission of individual
differences in stress reactivity across generations. Annual Review of Neuroscience, 24,
1161–1192.

Photo of author

Yusuf Bayalan

Psikolojik Danışman. İstanbul'da kendi ofisinde (yüz yüze ve online), yetişkinlerle, bireysel sorunlar ve ilişki sorunları üzerine çalışıyor. Psikodinamik psikoterapi uyguluyor.

Yorum yapın