Kategori: Genel

  • Ruhsal aygıt nedir?

    Ruhsal aygıt (psychic apparatus) Freud’un, zihinsel yapılar ve mekanizmalar için kullandığı bir terimdir.1 Terim, konuşma dilinde zihin (mind) diye bilinir.3 Ruhsal aygıt bazıları tarafından, zihinsel aygıt (mental apparatus) olarak da kullanılır.

    Freud ruhsal aygıtı, önce [1899’da] bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı şeklinde topografik olarak [topografik model] bölümlemiş ve tanımlamıştı. 1923’te ise ruhsal aygıtı yapısal olarak [yapısal model] bölümledi. Bu bölümlemede id, ego ve süperego’yu tanımladı ve onlar arasında bağıntılar kurdu.2

    Freud’a göre id bilinçdışıdır; ego ve süperego kısmen bilinçli, kısmen bilinçdışı olabilir.1

    Freud, 1899 yılında geliştirdiği topografik modelde zihni üç sistemden oluşturuyordu: bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı. Buna göre, bilinçdışı sistemle bilinç sistemi ve bilinçöncesi sistem çatışma halindeydi. Zamanla Freud, bu açıklamayı tatmin edici bulmadı ve 1923’te yeni bir kuram formüle etti: yapısal kuram. Buna göre zihin (psişe), id (altbenlik), ego (benlik) ve süperego (üstbenlik) olarak üç yapıdan oluşmaktadır.3

    Bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı terimleri günümüzde de geçerli olmakla birlikte, bunlar bugün yalnızca, betimsel olarak, ruhsal aygıtın içeriklerinin bilinçli ya da bilinçdışı olma derecesini göstermek için kullanılmaktadır. Yapısal kuram (id-ego-süperego) ise, zamanın sınavından geçmiştir ve bugün de kullanılmaktadır.3

    Bir şeyi hatırlatmakta fayda var: Söz konusu yapılar (bilinç, bilinçöncesi, bilinçdışı; id, ego, süperego) ne beyinde ayrı anatomik bölgelere karşılık gelir ne de zihindeki değişmez ve durağan bölmeler olarak kavramsallaştırılmıştır. Söz konusu kavramlar, birer soyutlama olarak görülmelidir. Bu soyutlamalar aracılığıyla kendimizi (insanı) anlamaya çalışabiliyoruz.3

    Şimdi de isterseniz, zihinsel aygıtı iki farklı ve birbiriyle ilişkili açıdan ele alan, topografik ve yapısal kurama kısaca bakalım. Kısaca diyorum, çünkü burada geçen terimleri başka yazılarda ayrıca ele almayı planlıyorum.

    Topografik kuram

    Topografik kuram (topographic theory) Freud’un zihinsel işleyişi ve içerikleri, bunların bilinçle ilişkisi bakımından sınıflandırma yönünde ilk dönemlerdeki çabası. Bir istek, fikir veya his gibi bir zihinsel olay bilinçli farkındalık dışında var oluyorsa bilinçdışı olarak adlandırılır; dikkati odaklayarak bilinçli hale getirilemez, bu tür bir dikkat yönlendirme bilinçli farkındalığa götürürse bilinçöncesi olarak adlandırılır. Topografik kuramdan sonra geliştirilen yapısal kuram, onun yerine geçmekten ziyade onu açımlamıştır.4

    Topografik kuramı oluşturan terimler şunlardır:

    Bilinç (conscious): Geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki dışsal ve içsel olaylara dair zihinsel farkındalık hali. Topografik kuramda bilinç sistemi, üzerine düşünülebilir olup olmaması yönünden, bilinçöncesi ve bilinçdışı sistemden ayrılır.5

    Bilinç sistemi, dış dünyadan, bedenden ve psişeden bilgiler alır ve dile ile ifade edilebilen mantıksal düşünce niteliği taşıyan ikincili süreç niteliği temelinde faaliyet gösterir.5

    Bilinçöncesi (preconscious): Bilinçöncesi, bilinçdışı veya bilinçli bir his, düşünce veya imgeyi dilsel bir temsil ile bağlantılandırabilecek sözcük kalıntılarını barındırır.6

    Bilinçöncesinin öğeleri bilinçte değildir ancak dikkat yönlendirildiğinde kolayca bilinçli farkındalığa getirilir.6

    Bilinçdışı (unconscious): Bilinçli düşünmenin erişimi dışında olan ve uzlaşı oluşumlarındaki türevleri yoluyla görünen zihinsel içerikleri anlatan terim.7

    Freud’a göre, rüyalar ve parapraksisler [dil sürçmeleri] bilinçdışının varlığının ve zihinsel yaşam üzerindeki etkisinin kanıtıdır.7

    Yapısal kuram

    Yapısal kuram (structural theory), Freud’un, ruhsal aygıta dair, topografik kuramdan sonra geliştirdiği kuramıdır. Kuram, üç ayrı eyleyen [eden, yapan] öngörür: Altbenlik (id), benlik (ego) ve üstbenlik (süperego).8

    Yapısal kuram, topografik kuramın açıklayamadığı bazı sorunların -bilinçdışı itkilere karşı geliştirilen savunmaların da neden bilinçdışı olduğu gibi- açıklanmasına imkan verir.8

    Alt benlik (id): Yapısal kuramda, içgüdülerin kaynağı olarak kabul edilir. Tatmin için bastıran biyolojik dürtüler ve bastırılmış bebeksi istekler şeklinde görünüm sergiler.9

    İdin içeriği her zaman bilinçdışıdır.9

    Üstbenlik (superego): Bireyin idealler, değerler, ahlaki ilkeler, ketlenmeler ve ahlaki emirler sisteminin yuvasıdır.10

    Süperego kendiliği gözlemler ve değerlendirir, onu eleştirebilir, ona kızabilir, onu cezalandırabilir, övebilir ve ödüllendirebilir. Dolayısıyla süperego, özsaygının önemli bir düzenleyicisidir.10

    Benlik (ego): Benliğin işlemleri bilinçli veya bilinçdışı olabilir. Benlik, içgüdüler, dış dünya ve üstbenlik gerekleri arasında aracılık işlevi görür.11

    Ego, bireyin ihtiyaçlarını, isteklerini ve çevrenin niteliklerini algılar, bu algıları bütünleştirerek içsel ihtiyaç ve isteklerin dış dünya ve üst benlik tarafından kabul edilebilecek şekilde en uygun düzeyde doyumunu sağlar. Bunu, içeride oluşan ihtiyaçlar ve çevrede gerçekleştirilen eylemler üzerinde değişiklik yaparak gerçekleştirir.11

    Bu yazıda, ruhsal aygıt üzerine bazı temel bilgileri paylaştım. Yazıda çok ayrıntıya girmedim; dediğim gibi, ilgili kavramlarla ilgili ayrıntılı içerikler oluşturmayı planlıyorum.

    Yazı ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmından benimle paylaşırsanız memnun olurum.

    Referanslar

    1Bilim ve Sanat Yayınları. (2005). Ruhsal aygıt. İçinde Psikoloji sözlüğü. (3. baskı, s. 641).

    2Sunat, H. (2020). Freud’un psikanalizi: Kuram, uygulama, kültürel açılımlar. Pinhan Yayıncılık.

    3Wallace, E. R. (2012). Dinamik psikiyatri: Kuramı ve uygulaması. (H. Atalay, Çev). Okuyan Us Yayınları.

    4Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Topoğrafik kuram. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 47).

    5Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Bilinç. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s.10).

    6Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Bilinç öncesi. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 10).

    7Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Bilinçdışı. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 10).

    8Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Yapısal kuram. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 49).

    9Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Alt benlik. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 4).

    10Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Üst benlik. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 48).

    11Psikoterapi Enstitüsü Yayınları. (2015). Benlik. İçinde Temel psikanaliz sözlüğü (1. baskı, s. 8).

  • Psikolojik zihinlilik nedir?

    “Psikolojik zihinlilik (psychological mindedness)” kavramı, ilk olarak 1973 yılında, psikoanalitik terapilere uygun hastaları saptayabilme ilgisinden doğdu. Uzun yıllar boyunca, bireylerin, dinamik psikoterapiden fayda sağlayabilmeleri için belirli düzeyde psikolojik zihinlilik yetisine sahip olmaları gerektiği söylendi. Zamanla, başka terapiler için de aynı şeye inanıldı.1

    Psikolojik zihinlilik “bir kişinin kendi deneyim ve davranışlarının anlamlarını ve nedenlerini öğrenmek amacıyla düşünceler, duygular ve eylemler arasındaki ilişkileri görme yeteneği” şeklinde tanımlandı. Kavram, diğer pek çok kavram gibi, zamanla başkaları tarafından da ele alındı ve geliştirildi.1, 2

    Bazılarına göre, psikolojik zihinliliğin temelinde iki nokta yer alır:

    1. Bireyin kendi içsel süreçlerine karşı ilgisi
    2. Bunları dışarıya yansıtabilme yeteneği.2

    Bazıları, psikolojik zihinliliği “bireyin kendisinin ya da diğerlerinin nasıl ve neden o şekilde davrandığını, düşündüğünü ve hissettiğini sorgulamaya dönük duygusal ve zihinsel bir yatkınlık” olarak tanımlamıştır.2

    Psikolojik zihinlilik kavramı, içgörü, içebakış, özbilinç, kendini gözlemleme yetisi ve kendine odaklanma gibi kavramlarla aynı anlamda da kullanılmıştır.2

    Tanımla ilgli ortak varsayımlar, psikolojik zihinliliğin, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını anlamaya dönük bir ilgi ve beraberinde bir yeteneği de içine alan bir yapı olduğu şeklindedir.2

    Psikolojik zihinlilik düzeyi yüksek olan bir kişi, duygularını anlama yetisine sahip, yeni fikirlere açık, kendini ve başkalarını anlamaya çalışmaya istekli ve kendisinin ve başkalarının davranışlarının altında yatan nedenlere ilgi duyan bir kişidir.1

    Psikolojik zihinlilik düzeyi yüksek olan danışanların terapiden daha olumlu sonuç alacakları, aynı şekilde, psikolojik zihinlilik düzeyi yüksek terapistlerin de, danışanlarına daha faydalı olacağı düşünülebilir.1, 2

    Psikolojik zihinlilik, psikoterapide kalımı, dolayısıyla da psikoterapiden olumlu sonuçlar elde edilebilme olasılığını arttırıcı bir faktör olarak düşünülmektedir.1

    Literatürde psikolojik zihinliliğin, ruh sağlığının olumlu öngörücülerinden birisi olduğunu ortaya koyan çalışmalar mevcuttur. Örneğin, psikolojik zihinliliği yüksek bireylerin daha atılgan ve sosyal olduğu; depresyon ve kişilerarası çatışma düzeylerinin düşük olduğu gösterilmiştir.1

    Psikolojik zihinliliğin kaygı, depresyon, somatizasyon, uyku sorunları gibi birçok sorunu gidermede olumlu yönde katkısı olduğunu saptamış olan başka çalışmalar da bulunmaktadır.1

    Yapılan birçok araştırma sonucunda, çeşitli terapi süreçlerinden sonra bireylerin psikolojik zihinlilik düzeylerinin, terapi öncesine göre arttığı gözlenmiştir.1

    Sonuç olarak, yapılan çalışmalarda, psikolojik zihinliliğin psikoterapi sürecinde önemli bir rolü olduğu ve bireyin ruh sağlığını olumlu yönde etkilediği görülmektedir.1

    Gelişmiş Psikolojik Zihinliliğin 14 Göstergesi

    Psikolojik zihinliliği ölçmek için geliştirilen araçlardan biri Psikolojik Zihinliliğin Dengelenmiş Dizinidir. Psikolojik zihinliliğin 14 göstergesini, o ölçeği referans alarak paylaşıyorum.

    Gelişmiş psikolojik zihinliliğin 14 göstergesi şunlardır:

    1. Duygularının genellikle farkında olmak
    2. Olaylar hakkındaki his ve tavırlarını heyecan verici (şaşırtıcı) bulmak
    3. Çoğu zaman pek çok duyguyu hissedebilmek
    4. Duygularına genelde kulak vermek
    5. Olumsuz duygularından bile, kendinle ilgili çok şey öğrenmek
    6. İçinde neler olup bittiğini bilmek
    7. Olumsuz duyguları da ciddiye almanın işe yarayacağına inanmak
    8. Hisleri, ihtiyaçlarla ilgili bir rehber olarak görmek
    9. En derindeki hislerden bile olabildiğince haberdar olmak
    10. Belli bir şekilde davranmanın sebepleri üzerine düşünmek
    11. Hislerinden haberdar olunca daha iyi hissetmek
    12. Hisleri anlamlandırabilmek
    13. İçsel kendiliği keşfetmekten hazzetmek
    14. Derin hisleri kılavuz olarak görmek

    Psikolojik zihinlilik ile ilgili düşüncelerinizi yorum kısmında benimle paylaşırsanız memnun olurum.

    Referanslar

    1Tunalı, N. (2017). Kısa süreli dinamik yönelimli psikoterapi gören hastalarda psikolojik zihinlilik ve psikoterapide kalımı etkileyen faktörlerle ilişkisi (Tez No: 482648) Çeker, B. (2021). [Uzmanlık tezi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi]. Yök Tez Merkezi. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/giris.jsp

    2Çeker, B. (2021). Romantik ilişkilerde bağlanma stillerinin psikolojik zihinlilik ile ilişkisi (Tez No: 693831) [Yüksek lisans tezi, İstanbul Gelişim Üniversitesi]. Yök Tez Merkezi. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/giris.jsp

    3https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5618171/#B20-healthcare-05-00043

  • Blog yazarlığı için bir “Merhaba” yazısı

    Unutamadığım anılarımdan birinde, bir tanıdığım kendini karşısındakine eğitimci-yazar diye tanıtıyor. Ben şaşakalıyorum ve kendime şunu soruyorum: Bu adam kendine eğitimci-yazar deme cesaretini nereden buluyor? Hafızam beni yanıltmıyorsa, ki bunu çok sık yapar, tanıdığım kişi üniversite mezunu -bile- değildi. Hafızdı ve çocuklara Kur’an okumasını öğretiyordu, eğitimciliği buradan geliyordu. Bir de blogcu.com gibi bir platformda birkaç yazısı vardı. Bu da onu yazar kılıyordu.

    Eğitimci-yazarı içimde aşağılamak zorunda hissediyordum, yoksa hissettiğim hasetle başa çıkmam çok daha zor olacaktı. Sahip olduklarına haset etmiyordum kesinlikle çünkü bir şeye sahip olduğunu düşünmüyordum -sahte olduğunu bilsem de, öz güveni hariç. Ondaki cesaret bende de olsaydı ne güzel olurdu.

    Şu anda tarih 7 Ağustos 2023 ve saat 01:54. Gecenin bu saatinde, İstanbul’un bu sıcağında eğitimci-yazar anısını bana çağrıştıran ne oldu?

    Bir karar aldım: Blog yazarı olacağım. Kararım beni heyecanlandırdığı gibi endişelendiriyor da. Acaba, benim eğitimci-yazar hakkında düşündüklerimi birileri de benim hakkımda düşünür mü? Yanlış anlaşılsın istemem: Ben ona karşı öyle düşündüğüm için birileri de bana karşı öyle düşünür, demiyorum. Bir nedensellik değil söylediğim şey, bir benzerlik sadece.

    Şunu söyleyebilirim ki, tanıdığımın kendini karşısındakine eğitimci-yazar olarak sunması ile benim endişemin psikodinamikleri/ruhsal kökenleri benzer olabilir. İkimiz de narsisistik bir utanç ile başa çıkmaya çalışıyoruz muhtemelen: O iyi görünmeye çalışıyor(du), ben ise kötü görünmemeye çalışıyor(d)um. Müsaadenizle, başkalarının gözündeki yerimize dair arzumuzu şimdilik bir kenara bırakalım. Yeri geldiğinde onunla ilgili de bir yazı yazacağım muhtemelen.

    Blog benim için ne ifade ediyor?

    Blog weblog kelimesinin kısaltılmış halidir. Weblog ise, web (ağ) ve log (günlük) kelimelerinden oluşan birleşik bir kelimedir. Kelime Türkçe’de ağ günlüğü, günce, ağ kütüğü, çevrimiçi günlük, internet güncesi, web günlüğü gibi kavramlarla karşılanmaktadır.

    (Blog hakkında ayrıntılı bilgi için şu sayfalara bakabilirsiniz: wikipedia, hosting.com.tr, wix, natro, alastyr. Şayet siz de bir blog açmayı düşünüyorsanız size gönül rahatlığı ile ksajans.com‘u önerebilirim. Şirketin sahibi Kerem Bey’e benden bahsederseniz size ciddi bir indirim yapabilir. Merak edenler için, Kerem Bey’le bir reklam anlaşmamızın olmadığını da belirtmek isterim.)

    Bazılarının okuma iştahını kaçırabilecek bilgilerden sonra, bloğun [Blogun dememe sebebim için şuraya bakabilirsiniz.] benim için anlamı üzerinde durabilirim.

    Blog benim için her şeyden evvel bir yazı yazma alanı demektir -defter gibi. Yazı yazmak istiyorum ve bunun için bir şeye/yere ihtiyacım var. Blog bu ihtiyacımı karşılıyor.

    Yazılarımı istediğimde güncelleyebilmek benim için önemlidir. Blog bu ihtiyacımı gideriyor. Söz gelimi Bilinçdışı nedir? başlıklı bir yazı yazdım ve üç ay sonra konuyla ilgili yeni bilgiler edindim. Rahatlıkla, söz konusu yeni bilgileri yazıya ekleyebilir, yazıdaki yanlış bilgileri düzeltebilirim. Dolayısıyla, buradaki yazılar, yazılmış bitmiş olmaktan ziyade yazılmakta olan yazılar olabilir.

    Yazılarımı defter veya bilgisayar gibi sadece benim ulaşabileceğim bir yerde tutmak yerine internet ortamında barındırmam bilinir olma ihtimalimi artırabilir.

    Yazdıklarım birilerine ulaşsın istiyorum. Aynı örnek üzerinden gidersem, internette bilinçdışı hakkında bir araştırma yapan birisi benim yazıma ulaşabilir; benim de konuyla ilgilendiğimi fark edebilir ve şayet bilinçdışı odaklı bir psikoterapi görmek istiyorsa benimle iletişime geçebilir. Yani blog kendimi ve yaptığım işi birilerine tanıtmama yardımcı olabilir.

    Bugüne kadar yazdıklarım ne olacak?

    Yolu daha önce bu siteye düşenler biliyor ki, burada pek çok yazı vardı. Peki onlar ne olacak? Onları, blog yazısı açısından gözden geçirmeyi düşünüyorum. Bu yüzden, bir sonraki yazıyı paylaşana kadar, sitede sadece bu “merhaba” yazısı yer alacak.

    Okurdan yani sizden beklentim nedir?

    Yazar okurdan beklentiye girer mi? Söz konusu blog ise, neden olmasın!

    Bloğun bir özelliği de, görece interaktif bir mecra olmasıdır. Blog, okuyucunun tepkisini dile getirmesini -söz gelimi bir kitap okuruna göre- kolaylaştırır. Bunu yazıların yorum bölümleriyle yapar. Siz de okuduğunuz bu yazıyla ve okuyacağınız diğer yazılarla ilgili düşüncelerinizi, yorum bölümlerini kullanarak dile getirebilirsiniz. Aynı şekilde, yazmamı istediğiniz konularla ilgili düşüncelerinizi de e-postama (info@yusufbayalan.com) gönderebilirsiniz. Bunun için size şükran duyarım.

    Farkında mısınız, haset ile başlayan yazı şükran ile son buldu! Ne de güzel oldu. Umarım, hayatımızın seyri de böyle olur.