Anormal Psikoloji

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu Nedir? Belirtileri Nelerdir? Tedavisi Nasıldır?

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu, eski adıyla Çoğul Kişilik Bozukluğu, psikiyatri literatüründeki en ilginç bozukluklardan birisidir. Bu yazıda, bu ilginç konuyu ele alacağız.

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğunun anlaşılması için, temel kavram olan dissosiyasyona göz atarak başlayalım.

Dissosiyasyon Nedir?

Dissosiyasyon, kelime anlamı olarak “çözülme, bölünme, ayrışma” anlamlarına gelmektedir (4). Psikoloji literatüründe de bu anlamlarla kullanılmakla birlikte, gerçeklikten kopuşu ve bellekteki boşlukları ifade eden “boşluk bırakmak, ara vermek, ifadesizleşmek” gibi anlamları da karşılamaktadır (7). Dissosiyasyon, normalde bir bütünlük halinde işlev gören kişinin düşünce, duygu ya da davranışlarında; aynı zamanda da bellek ve kimlik süreçlerinde fark edilebilir düzeyde meydana gelen kopuklukları ve ayrışmaları ifade eder (3, 7). Bu yönüyle dissosiyasyonun, kişinin assosiyasyon (entegrasyon, birleştirme, bütünleştirme) gücünün azalması ile ortaya çıktığı söylenebilir. Dissosiyasyon bireyin “bağ kurabilme” yeteneğindeki bozulmadır. Dissosiye olmuş bir kişi belirli bir bilgiyi mevcut bilgilerle entegre edememekte, bilgiler arasındaki bağlantıyı sağlayamamaktadır (3).

Kişinin dissosiye olmuş parçası, anısı, bilişleri ya da duyguları bütünden ayrılmıştır ve bilinçli zihin buraya ulaşamamaktadır. Günlük yaşamda kişinin zihninin çok yoğun olduğu bir dönemde evin yolunu şaşırması gibi hafif dissosiyasyonlar yaygındır ancak bir bozukluk ifade etmezler. Dissosiyatif bozukluklarda ise dissosiyasyon oldukça yüksek ve yoğundur (4).

Dissosiyasyon 3 şekilde deneyimlenebilir: İlki, normal ve tehlikesiz bir biçimde ortaya çıkan, otomatik davranışlarla ve rüyada olma hali ile ifade edilen dissosiyasyondur. Bir önceki paragrafta verilen evin yolunu şaşırma örneği bu gruba girmektedir. İkinci dissosiyatif deneyim, travma ve strese karşı bir savunma mekanizması olarak işlev görmektedir. Son olarak klinik bir bozukluk, patolojik bir belirti ve sendrom olarak ifade edilen dissosiyasyon, dissosiyatif bozukluk tanı grubunu ifade eder (7). İkinci ve üçüncü gruba daha sonra ayrıntılarıyla değinilecektir.

Dissosiyasyon, stres verici olaylar ve kişinin iç dünyasında meydana gelen tedirgin edici duyular sonucunda harekete geçen ve ruhsal dengenin sürmesini sağlayan savunma mekanizmalarından biridir (5). Dissosiyasyonun günlük kullanımı uyuma yönelik olarak işlev görürken aşırı kullanımı bir bozukluğa dönüşebilmektedir (3). Dissosiyatif bozukluklar dissosiyatif bellek yitimi (amnezi), depersonalizasyon (kendine yabancılaşma), derealizasyon (gerçeğe yabancılaşma) ve dissosiyatif kimlik bozukluğu olarak alt tiplere ayrılmaktadır (2,4). Bu bozukluların tümünde kimlik duygusu, bilinç ve bellekte değişim ve bozulma söz konusudur (2).

Dissosiyatif Bozukluklar Nelerdir?

Dissosiyatif Bellek Yitimi (Dissosiyatif Amnezi)

Çoğunlukla stres verici ya da travmatik bir yaşantı sonrasında kişinin önemli kişisel bilgileri veya önemli kişisel olayları hatırlayamama durumudur. Bilgi tamamen kaybolmamıştır ancak bazen kısa bir süre bazen de uzun yıllar boyunca ulaşılabilir durumda değildir. Bellekteki bu boşluk günlük sıradan unutkanlıkla açıklanamayacak kadar büyüktür. Dissosiyatif füg (kaçış), dissosiyatif amnezinin alt çeşididir; burada bellek kaybı daha yoğundur. Bellek yitimine ek olarak kişinin aniden seyahate çıkması, kendine yeni bir ev, yeni bir kimlik ve yeni bir hayat kurması gibi özellikler de gösterir (2,4).

Depersonalizasyon ve Derealizasyon Bozukluğu

Depersonalizasyon (kendine yabancılaşma), kişinin benliğine dair algısının yıkıcı bir biçimde değişmesi, rüyadaymış gibi zihinsel süreçlerinden ya da bedeninden ayrışması durumudur. Diğer dissosiyatif bozukluklardan farklı olarak bellek yitimi görülmediği için DSM 4’te dissosiyatif bozukluklar içinde yer alması tartışılmıştır ancak kişinin aniden kendiliğinden ayrışması, kol, bacak gibi beden parçalarını değişik görme ya da bedenine dışarıdan bakıyormuş gibi deneyimler yaşadığını aktarması sınıflandırmaya DSM 5’te de dâhil edilmesine yol açmıştır (2, 4).

Önerilen Yazı: Depersonalizasyon Nedir?

Derealizasyon (gerçeğe yabancılaşma) bozukluğu ise kişinin içinde bulunduğu ortamda yaşadığı gerçek dışılık deneyimidir. Sanki şu anda yaşamıyor, tüm olup bitenler şu an olmuyor gibidir, gerçeklikten bir bakıma sıyrılma deneyimi söz konusudur (4).

Önerilen Yazı: Derealizasyon Nedir?

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (Çoklu Kişilik Bozukluğu)

Günlük hayatımızda kendimiz gibi hissetmediğimiz, kendimizle bağdaştıramadığımız davranışlarda bulunduğumuz zamanlar olmaktadır. Bu normal bir durumdur ve kişilikle ilgili olmaktan ziyade, yaşadıklarımızın duygu durumumuz üzerindeki etkisinden kaynaklanır (2). Dissosiyatif kimlik bozukluğu ise kişinin en az iki tane birbirinden ayrı kişiliklere (alterlere) sahip olması, belirli zamanlarda bunlardan birinin öne çıkması ve kontrolü ele alan alterlerin birbirinden bağımsız düşünüş ve varoluş şekillerinin olmasını ifade eder (2). Çoğunlukla kişilikler birbirlerinden habersizdirler, bu nedenle kontrolü ele alan kişiliklerin değişmesiyle beraber bellekte boşluklar oluşur (4). Dissosiyatif kimlik bozukluğunda birden fazla benliğin var olması uzun süreli (kronik) bir durumdur ve şiddetli bir biçimde bireyin yaşamını ve sosyal hayatını aksatmaktadır. Bu nedenle madde ya da ilaç kullanımı sonrası oluşan benliğin yitirilmesi ya da bellek boşluklarının ifade edilmesi bir çoklu kişilik tanı durumunu ifade etmez (2).

Şar (2000), dissosiyatif kişilik bozukluğunun çekirdek belirtisi olarak hastanın içinde kendisinden başka bir varlık olduğunu hissetmesini göstermiştir. Bu varlık kişinin kendisine yabancı, kendisinden bağımsız ve farklı bir kişilik olarak hissedilmektedir.

DSM 5 Tanı Kriterleri (4):

  1. Kimliğin iki ya da daha fazla farklı kişilik duruları ile bozulması ya da alterlere sahip olma durumunun, benlik kavramının süreğenliğini davranışların, duygu durumun, algıların, bilişlerin, belleğin, ya da duyusal motor işlevselliğinin bozulması durumu. Bu bozulma hastanın kendisi ya da başkaları tarafında fark edilebilir.
  2. Normal unutkanlığın ötesinde olan, önemli kişisel olayların ve kişisel bilgilerin hatırlanmasında boşlukların olması.
  3. Belirtilerin genel olarak kabul edilen dini ya da kültürel bir öğretinin parçası ya da madde kullanımı ve tıbbi bir durumla açıklanamayacak olması.
  4. Çocuklarda semptomların hayali oyun arkadaşlarına ya da diğer düşsel oyunlara atfedilememesi.

Farklı Kişilikler (Alterler) ve Farklı Yaşantılar

Çok önceki zamanlardan günümüze kadar insanın içine şeytan ya da cin girmesi ve kişinin bu varlık tarafından kontrol edilmesi inancı süregelmiştir. Posesyon (tutulma, çarpılma) olarak ifade edilen bu yaşantı, 18. Yüzyılın sonlarına doğru Batı toplumlarında “cadı” olarak nitelendirilen normal dışı davranan kişilere işkence edilmesi, onların yakılması ve öldürülmesi gibi olayların temel nedenidir. Günümüzde hala farklı kişilik durumlarında bulunan bireyler için bu durum bir posesyon deneyimi olarak ifade edilebilmektedir. Oysaki alter kişilikler bireyin iç dünyasında yer alan kişilik durumları ve kimliklerdir, posesyondaki gibi kişinin dışındaki bir varlığın kontrolü sonucu oluşmazlar. Alter kişilikler, onlara sahip olan bireye özgüdürler; posesyona yol açan varlıklar ise bir bireyi bırakıp bir başkasına gidebilen bir güç olarak görülür (6).

Her bir alter kendine has kimlik, düşünce sistemi ve olayları yorumlama tarzına sahiptir. Her birini zihnin ayrı bir parçası olarak değil de zihnin değişik bir biçimde örgütlenme biçimi olarak görmek gerekir. Zihnin bu değişik örgütlenme biçimleri nedeniyle alterlerin sayısı oldukça fazla olabilmektedir. Bazı durumlarda alter kişiliklere yalnızca bir duygu ya da anıyı taşıyan küçük parçalar da eşlik edebilir, bunlar flashback (ani hatırlama) olarak kendilerini gösterebilirler (6).

Yapılan araştırmalar farklı alterlerin farklı psikofizyolojik özellikler gösterebildiğini ortaya koymuştur.  Farklı kişiliklerin farklı ses tonu, aksan, kelime hazinesi, yüz ifadeleri, hareket özellikleri, farklı psikolojik test sonuçları gösterebildikleri görülmüştür. Bununla birlikte bir alter sağ el kullanırken diğerinin sol el kullanabildiği, faklı alterlerin farklı reçeteli gözlük kullanabildiği, farklı maddelere alerjik reaksiyon gösterdikleri de bildirilmiştir (3, 6).

Alter kişiliklerin kendilerini algıladıkları yaş, etnik köken, cinsiyet ve fiziksel özellikler de farklılaşabilmektedir. Alterlerin tercihleri, önem verdikleri değerler, amaçlar ve anılar farklı olabilir. Bu farklılıklarını giysi dolabında her kişiliğin kendine has giysilerini ayırması, farklı çevrelerle ilişki kurması gibi yöntemlerle açığa vurabilirler (6).

Alter kişilikler çoğunlukla birbirlerinden ve birbirlerinin yaşantılarından habersiz olmakla birlikte, birbirlerinin farkında (eşbilinçlilik) olabilir ya da bazıları hangi yılda olunduğunun dahi farkında olmayabilirler (6). Bazı durumlarda birbirinin farkında olan alterler birbirleriyle konuşabilmektedir (2). Diğerlerinin sesleri, kime ait olduğu bilinmese de, zihinde eko olarak yankılanmaya devam etmektedir (4). Hasta günlük hayatının büyük bölümünde depresif bir duygu durumundadır ve alterlerin kontrolü ele geçirmesinin sonucuna katlanan bir ev sahibi (host) kişiliğindedir. Alter kişilikler ise kayıp zamanın farkındadırlar (6).

Dissosiyatif kimlik bozukluğu olan hastalarda 10’dan fazla kişilik bulunabilmektedir (5). Alter kişilikler ev sahibi tarafından isimlendirilir (3). Kişilikler belirli roller sergilerler. Ev sahibi kişiliğe düşmanlık besleyen, hastayı intihara sürükleyebilen, karşı cinsten olan, çocuk yaşlarda olan ya da hastaya sürekli yardım etmeye çalışan alter kişilikler hemen hemen her çoğul kişilik hastasında bulunmaktadır. Düşman kişilikler agresif eğilimler sergilese de aslında kişiyi koruma yönünde davranırlar. Diğer alterlerin açığa çıkmasını önleme, çocukluk travmalarının ortaya çıkmasına engel olma gibi görevleri üstlenirler. Bununla beraber agresifliklerinin neden olduğu sorunlar yüzünden hastanın tedaviye başvurmasına neden oldukları için yararlı da olabilirler. Kişinin kendine fiziksel zarar vermesi, intihar girişimleri bu kişilik yüzündendir. Çocuk yaştaki kişilikler kişinin geçmişinde donup kalmışlardır, bir bölümü hala geçmişi yaşar ve o zamanki travmatik yaşantıların devam ettiğini düşünür (5).

Dissosiyatif Bozuklukların Epidemiyolojisi

Dissosiyatif kimlik bozukluğu genellikle çocuklukta başlamakta, ergenlik dönemi ve sonrasına kadar nadiren anlaşılmaktadır. Diğer dissosiyatif bozukluklardan daha ağır bir tablo sergiler ve kroniktir (2). Bununla birlikte normal kabul edilen dissosiyasyon, yaş ilerledikçe daha az başvurulan bir mekanizma haline gelir. Ergenlik döneminde normal kabul edilen seviyedeki depersonalizasyon yaşantıları da olağandır (7).

Dissosiyatif kimlik bozukluğunun zaman ilerledikçe artış gösterdiği saptanmıştır. Tarihsel dönüşümüne bakıldığında 1800 yılından öncesinde herhangi bir çoğul kişilik vakası olmadığı belirlenmiştir. Çoğul kişilik ile ilgili bildirimler 1970 yılından sonra artış göstermiştir. Bu artış 1980 yılında basılan DSM 3 kitabının ilk kez dissosiyatif kimlik bozukluğunu tanımlamış olmasıyla açıklanmaktadır. Bununla beraber 1973 yılında popüler olan Sybil adlı kitapta 16 kişiliğe sahip olan bir vaka anlatılmış, aynı dönemde çoğul kişiliği konu edinen birçok kitap basılmıştır. Bu gelişmelerin bozukluğun medyada popüler hale gelmesine, hastalığın belirtilerinin daha çok bilinmesine yol açmış olabileceği ve belirtileri daha görünür kıldığı düşünülmüştür. Terapistlerin de dissosiyatif kimlik bozukluğu belirtilerine fazla değer verme ve hastanın belirtilerini bu yönde yorumlama eğilimleri bozukluğun artışına yönelik bir başka açıklama olarak karşımıza çıkmaktadır (4).

Dissosiyatif bozukluğun toplumda görülme sıklığı bu konuda kesin veriler olmamasına rağmen %1 dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir. Vakaların çoğu psikiyatrik tedavi görmemekte ya da başka tanılar altında tedavi görmektedir. Kliniğe başvuran hastaların çok büyük bir çoğunluğunu kadınlar oluşturmakta, (5) kadınlarda erkeklerden daha fazla görüldüğü belirtilmektedir (4).

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğunun Etiyolojisi

Psikodinamik Yaklaşım

Psikodinamik yaklaşım dissosiyatif bozuklukların temelini travma yaratan olayların bastırılmasının oluşturduğunu savunmaktadır. Travmatik anıların istenmedik türde ve acı verici olduklarından bastırıldığı düşünülmüştür (4). Travmalar bastırıldığında kişi amnezi (unutma) ya da kendi gerçeğinden kaçış sergilemektedir (2). Yapılan yeni çalışmalarsa kişinin stres altındayken tam tersine bellek işlevlerinin güçlendiğini ortaya koymuştur. Buna rağmen neden dissosiyasyonda bellek yitimi olduğuna yönelik iki hipotez öne sürülmüştür: Dissosiyatif bozukluklarda strese yönelik alışılmadık türde bir tepki ortaya konuyor olabilir ya da ciddi bir travmayla karşılaşıldığında travmaya ilişkin bellek kayıtları normal duruma dönüldüğünde farkındalıkla ulaşılamayacak bir yerde saklanıyor olabilir (4).

Dissosiyasyon, Travma ve Bellek

Dissosiyasyon kavramından ilk kez söz eden Pierre Janet’tir. Janet, travma üzerine odaklanmış, dissosiyasyon ve bellek ilişkisini travma üzerinden incelemiştir (3). Janet belleğin işlevlerini açıklarken öyküsel hafızadan söz etmiştir. Buna göre sağlıklı bir psikolojik işleyişte bir deneyime ait duyular, düşünceler, duygular ve eylemler bir araya getirilip bir bütün halinde hafızaya atılır (assosiyasyon). Birey bu deneyimi hatırladığında ona ait tüm parçalar bir bütün halinde belleğe gelir. Bu yeni deneyim bireyin önceki yaşantıları ve var olan şemalarıyla uyumlu ya da kolayca uyum sağlayabilecek türde olduğundan, öyküsel hafıza bunu otomatik olarak kaydedebilmektedir. Ancak alışılmadık, korku veren ve bireyi derinden sarsan travmatik deneyimler bireyin daha önceki şemalarıyla uyumlu değildir ve bütünleşmeye karşı koyarlar. Var olan sağlıklı bellek kayıt işlemlerinden geçmezler ve bellekte parçalar halinde kaydedilirler (8). Birey bu deneyimi acı verici ve katlanılması güç bulduğundan onu belleğin ulaşamayacağı bir noktada saklar, duygularını ya da kimliğinin bu kısmını kendinden ayırır (2).

Her birey çocukluk döneminde stres verici olaylarla karşılaşmıştır ve yaşamın olağan akışında bu deneyimler travmatik bir sürece dönüşmemiştir. Ancak yaşanan olayın şiddeti, meydana gelme biçimi, aile ve çevre koşullarının uygunsuzluğu yaşanılan deneyimi travmatik bir boyuta getirebilmektedir. Yineleyici ve erken yaşta başlayan travmatik yaşantılar dissosiyasyonun temelini oluşturmaktadır (3). Neredeyse tüm dissosiyatif kimlik bozukluğu hastaları, çocukluk dönemi ağır fiziksel ve cinsel istismarı başta olmak üzere, travmatik yaşantı bildirmiştir (4). Dissosiyasyon olay anında ve olay sonrasında kişiyi yaşananların ağır yükünden korumaktadır, ancak aynı zamanda travmatik yaşantıların yeniden ele alınıp, kişinin dissosiye olmuş kısmının bütünleştirilmesini de güçleştirmektedir (3).

Travmatik yaşantılar yetişkinde ve çocukta farklı etki yapar. Çocuklar gelişimsel özellikleri bakımından, yaşla azalmakla birlikte, dissosiyasyona daha yatkındırlar. Dissosiyasyon başlangıçta çocuk tarafından travmatik yaşantının üstesinden gelme amaçlı kullanılır. Ancak zamanla kullanımı devam ettikçe patolojik boyuta çevrilebilir. Travmadan ve travmanın oluşturduğu acıdan kaçmak için “Bunları yaşayan ben değilim, bunlar bana değil bir başkasına yapılıyor” diye düşünerek ruhsal dengesini korur ancak dissosiyasyon zamanla tekrarlandıkça bir savunma düzeneği olarak yerleşir (5).

Dissosiyatif bozukluk ya da çoklu kişilik bozukluğu olan birçok hastanın yaşadığı travmalar çocuklukla sınırlı kalmamakta, yaşamın sonraki dönemlerinde de görülmektedir. Bu kişiler önceki yaşantıları nedeniyle travmatik olaylara karşı kendilerini koruyamamakta, hemen kurban rolüne girebilmekte ve üstelik kendilerini kolaylıkla bu tür deneyimlerle karşılaşabilecekleri durumların içine sokabilmektedirler. Bu döngü yeniden kurban olma (reviktimizasyon) olarak ifade edilmektedir (5).

Dissosiyatif bozukluk ve travma arasındaki ilişki 4 farklı biçimde araştırılmış ve kanıtlanmıştır (3):

  1. Dissosiyatif bozukluğu olan hastaların %90’ından fazlası çocukluk döneminde ağır travmatik yaşantılara maruz kaldığını belirtmiştir.
  2. Ruhsal travma yaşayan ve yaşamadığını belirten grupların kıyaslandığı çalışmalarda, travma yaşayan bireylerin diğer gruptan daha fazla dissosiyatif belirti yaşadığı gösterilmiştir.
  3. Travmanın düzeyi (istismarın başlama yaşı, istismar süresi gibi) dissosiyasyonun şiddetiyle ilişkili bulunmuştur. Buna göre çocuk istismarı ne kadar erken yaşta başlamışsa dissosiyasyonun düzeyi o kadar fazladır.
  4. Travmatik olay sırasındaki dissosiyatif savunma daha sonra ortaya çıkabilecek travma sonrası stres bozukluğu için risk faktörüdür.

Dissosiyasyon ve İstismarcıya Bağlanma

Çoğul kişiliğin temelinde yatan mekanizmalardan biri de bir kısır döngüye yol açan istismarcıya bağlanma durumudur. Çocuk büyümek ve bir yere ait hissedebilmek için birine bağlanma gerçekleştirmek durumundadır. Bağlanma çocuğun en temel ihtiyaçlarından bir olduğu ve büyük önem taşıdığı için istismarı gerçekleştiren çocuğun en yakınındaki kişiler dahi olsa, çocuk yaşadığı travmaya rağmen ona bağlanmaya devam eder. Travmatik yaşantılara rağmen istismarcıya bağlanma ancak dissosiyasyonla mümkün olmaktadır. Bununla beraber bağlanma sırasında çocuk istismarcıyı kendi içine alır, içinde onun bir benzerini yaratır. Buradaki temel amaç, onu içinde tekrar oluşturarak kontrol edebilmek ve ruhsal olarak güçlü kalabilmektir. Dışardan kontrol edilmenin yerini içerden kontrol edilme almıştır. Ancak bu sefer de içerdeki bölünmüş kendilik yüzünden, çocuğun kendi ruhsal yapısı, içindeki yabancı kimlikler tarafından yönetilmeye başladığı için kontrol yitirilir (5).

Çoğul kişilikler incelendiğinde bazı hastaların istismarcıyla özdeş olan alter kişiliklere sahip olabildiği gözlenmiştir. İstismarcı özelliklere sahip olan alterler paradoksal olarak hastanın da istismara yönelik davranışlar sergilemesine neden olabilirler (5).

Dissosiyasyon ve Hipnoz

Yapılan çalışmalarda dissosiyasyon ve hipnoz arasında bir bağ kurumuş ve bu bağ üç şekilde açıklanmıştır: İlki, yapılan çalışmalarda dissosiyatif bozukluk tanısı alan hastaların hipnoza yatkınlığını ortaya konulmasıdır (1). Bu kişiler Stanford Hipnotik Telkin Edilebilirlik testinde çok yüksek puan almış ve telkine yatkınlıkları ortaya konulmuştur (2). İkinci açıklama, hipnoz sırasında çoğul kimlik bozukluğu tanısı alan hastanın unuttuğu anılar, konversiyon semptomları, halüsnasyonlar gibi durumların ortaya çıkarılabilmesidir. Son olarak da dissosiyatif kimlik bozukluğunun tedavisinde hipnozun yaygın bir yöntem olarak kullanımıdır (1).

Hipnoz olmaya yatkınlığın, dissosiyatif kimlik bozukluğunda önemli bir rol oynamasıyla birlikte, çocuğun aşırı rahatsızlık verici bir durumla baş etmek için kendini hipnoz (otohipnoz) yoluyla oluşabildiği düşünülmektedir (2). Çocukluktan beri travmatik veya huzursuzluk verici yaşantılarla otohipnoz yoluyla başa çıkma yöntemi bir savunma mekanizması olarak işlev görmekte ve kişiyi bu olayların etkisinden korumakta, acıya dayanabilmeyi sağlamakta, olayın psikolojik etkilerini ve yaşanan durumdan duyulan utancı azaltmaya yardım etmektedir (1). Çocuk kendini koruma amacıyla otohipnoza ve dissosiyasyona başvurdukça ve bu süregittikçe durum dissosiyatif kimlik bozukluğuna dönüşmektedir (1).

Dissosiyatif bozukluklar ve dissosiyatif kimlik bozukluğu ile ilgili nörolojik çalışmalar henüz başlangıç aşamasındadır. Bu nedenle bozukluğu açıklayan kuramlar psikolojik yaklaşım kökenlidir (6).

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğunda Komorbidite

Dissosiyatif kimlik bozukluğu olan hastalar çoğunlukla birden fazla eştanı alırlar. Bu durumun en önemli dezavantajı, klinisyenlerin genel tablodaki dissosiyatif bozukluğu tanımasını güçleştirmesidir (7). Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon, sınırda kişilik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), sosyal fobi, konversiyon bozukluğu ve madde kullanım bozuklukları gibi bozukluklarla komorbidite gösterebilir. Bunun yanında baş ağrısı, bedensel rahatsızlıklar gibi fiziksel sorunlar; kendine yabancılaşma, kendine zarar verme, intihar girişimi gibi psikolojik ve davranışsal sorunlar da gözlenebilir (4, 7).

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu ve Şizofreni arasındaki ilişki

Dissosiyatif kimlik bozukluğunun görünümü şizofreni ile karıştırılmaktadır. Dissosiyatif kimlik bozukluğunda kişinin kimlik duygusu bölünmüştür, bir kişide birden fazla kimlik durumu mevcuttur. Kişiliklerin birbirlerinden haberdar olmamalarının bir sonucu olarak bellek boşlukları oluşmuştur. Kimliklerinden biri diğerinin varlığına yabancılaşmıştır. Ancak şizofrenide olduğu gibi gerçeklikten tamamen kopulmamıştır. Kişi bir bölümüyle hala gerçekliktedir. Kendine yabancılaşması kısmidir, oysaki şizofreni hastaları kendilerine tamamen yabancılaşmışlardır. Üstelik dissosiyatif kimlik bozukluğunda şizofrenideki düşünce bozuklukları ve dağınık davranışlar görülmemektedir (2, 4).

Dissosiyatif kimlik bozukluğunda ortaya çıkan varsanı (halüsinasyon), çoğunlukla işitsel varsanı olarak kendini gösterir. Bu içsel bir deneyimdir ve hasta içinde bir başkasının konuştuğu hissini yaşar (6). Bu yönüyle de şizofreni ile karşılaştırılsa da, çoğul kimlik bozukluğunda deneyimlenen varsanılar bölünmüş kimlikler aracılığıyla konuşan kişinin kendi sesidir. Görsel halisünasyonlar burada ortaya çıkmamaktadır.

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğunun Tedavisi

Dissosiyatif kimlik bozukluğu olan bir hastanın yardıma başvurması çoğunlukla eşlik eden tanılar ya da fiziksel ve psikolojik sonuçlar sebebiyle olmaktadır. Başlıca başvuru sebebi dirençli ve kronik depresyondur. Kimileri de tekrarlayan intihar girişimleri, kendine zarar verme davranışlarıyla gelmektedir. Bazı durumlarda travmatik anıların aniden canlanması, şu anda yaşanıyormuş gibi hissedilmesi dönemleri geçirmeleri sonucu kliniğe gelebilirler. Sosyal yaşamlarında bozulma ve kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar da başvuru sebepleri arasındadır. Bunların yanında çoğul kimlik bozukluğunda önde gelen belirtilerden olan amnezi ile gelen çok azdır (5).

Dissosiyatif bozukluklarda psikopatolojiyi özgül olarak etkileyen bir ilaç tedavisi henüz bilinmemektedir. İlaç tedavisi çoğunlukla eşlik eden bozukluklara yönelik olmakta; ansiyolitikler, antidepresanlar ansiyete ve depresyon tedavisinde kullanılmaktadır (6). Bozukluğun nörolojik ve biyolojik doğası bilinmediği için hastada gereksiz yere ve uzun süre nöroleptik ilaç kullanımı yanlış sonuçlar vermektedir (5).

Dissosiyatif bozukluklar tüm psikiyatrik bozukluklar içerisinde etiyolojik olarak çevre etkenleri ile en fazla ilişkisi olandır. Daha öncede belirtildiği gibi hastaların çok büyük bir çoğunluğu çocukluk dönemi istismarı gibi travmatik yaşantılar belirtmişlerdir (6). Dolayısıyla tedavide dissosiyatif özellikler dikkate alınarak oluşturulmuş psikoterapi oldukça etkili olmaktadır. Ancak dissosiyatif bozukluklar karmaşık bir tablo çizdiğinden bazı hastalarda tam iyileşme hedeflenirken bazılarında da daha sınırlı ve destekleyici yollar hedeflenmektedir (5). Tanı alan ve tedavisi takip edilen çoğul kişilik vakası az olduğundan kesin sonuçlar içermemekle birlikte, ortalama tedavi 2 sene kadar sürebilmektedir (4). Terapinin temel ilkeleri ve gidişatı şu şekildedir

A. Amaç farklı kişiliklerin bütünleşmesidir (2).

B. Alter kişiliklerle doğrudan konuşulur. Burada amaç, alterleri birbirinden ayrı insanlar olarak kabul etmek değil, kişiliği bütünleştirebilmek adına bölünmüş parçaları tanıyabilmektir (2,5). Kendisine doğrudan hitap edilen alterler çok daha kolay biçimde duygu ve düşüncelerini ifade etmekte, bütünleşmeyi kabul etmektedirler (5).

C. Bütün alterlere adil ve empatik bir biçimde yaklaşılmalıdır. Terapist kişilikler arasında işbirliğini ve empatiyi desteklemelidir. (2).

D. Çocukluk çağı travmaları ve bireyin yaşadığı olumsuz deneyimler destekleyici bir biçimde ele alınmalıdır (2). Kişi travmayla baş edebilmek için dissosiyasyonu tetikleyen farklı kişiliklere bölünmenin, ya da yaşanılanları unutmanın gerekli olmadığına ikna edilmelidir (2, 4).

E. Dissosiyasyon yüksek stres verici olaylara karşı bir savunma biçimi ve başa çıkma yolu olarak kullanıldığından, bireye daha etkili başa çıkma yolları öğretilmelidir. Kendilerini kolaylıkla kurban durumuna sokabildikleri ve strese karşı koyma güçlerinin zayıf olduğu unutulmamalı, bu konuda özenle çalışılmalıdır (2, 4).

F. Dissosiyatif kimlik bozukluğunda çoğunlukla psikodinamik yaklaşım kullanılır. Amaç bastırmaların üstesinden gelmesinde hastaya yardımcı olmaktır. Kişinin hipnoza yatkınlığı sebebiyle hipnoz başvurulan yöntemlerden biridir (4).

G. Alter sayışı arttıkça tedavi uzamaktadır (4).

Dissosiyatif kimlik bozukluğunun erken tanı ve tedavisinin ileriki yaşlardaki tedavisinden daha çabuk ve etkili sonuçlar verdiği düşünülmektedir (2). Dissosiyatif bozukluk tanısı alan çocuklarla yapılan çalışmalar çocuklarda bazı belirtilerle tipik olarak karşılaşıldığını göstermiştir. Trans ya da dissosiyasyon benzeri davranışlar, birbirinden farklı özellikler taşıyan kimliklerle farklı davranışlar sergileme, yaş olarak gerileme, ani kişilik değişimleri, depersonalizasyon ve istemdışı davranışlar bunlardan bazılarıdır. Eşlik eden en önemli özelliğin bellek boşlukları olduğu görülmüştür (1).

Türkiye’de Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu

Türkiye’de dissosiyatif bozukluklara yönelik çalışmaların yapılmasında “histerik psikoz” tanısı ile dissosiyatif bozukluk arasında çok büyük bir bağ olduğu, dissosiyatif bozukluğa sahip bireylerin histerik psikoz tanısı ile kliniğe başvurabileceklerinin fark edilmesi ile hızlanmıştır. Bu bağlamda 1990’lı yıllarla beraber literatüre birçok çalışma kazandırılmıştır. Bu yıllar ve sonrasında sadece İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Klinik Psikoterapi birimi tarafından 6o’tan fazla makale ve kitap bölümü uluslararası yayınlarda yerini almıştır. Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES), Dissosiyasyon Soru Formu (DIS Q), Dissosiyatif Bozukluklar Görüşme Çizelgesi (DBGÇ) ve Dissosiyatif Bozukluklar için Yarı-yapılandırılmış Görüşme Çizelgesi (SCID-D) gibi, dissosiyatif bozukluklar için hazırlanmış özbildirim ölçekleri ve yapılandırılmış tanı koydurucu görüşme çizelgelerinin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış, dissosiyatif bozukluklarla ilgili araştırmaların önü açılmıştır (7).

Dissosiyatif kişilik bozukluğuyla (çoklu kimlik bozukluğu) ilgili bazı filmler: K-Pax, Beyza’nın Kadınları, Identity, Fight Club, The Three Faces of Eve, Sybil.

Kaynakça
  • Boysan, M. Ve Duyan, V. (2010). Gelişimsel psikopatolojinin bakış açısıyla dissosiyasyon. Kriz Dergisi, 18(1), 17-32.
  •  Davison, J. Ve Neale, J. M. (2011). Somatoform ve Dissosiyatif bozukluklar. Anormal Psikolojisi içinde (s.173-183). (Dağ, İ. Çev. Ed.). Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
  • Derin, G. Ve Öztürk, E. (2018). Dissosiyatif bozukluklar ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğunda ruhsal travma. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Travma Özel Sayısı, 3(3), 29-41.
  • Kring, A. M., Johnson, S., Davison, G. Ve Neale, J. (2015). Dissosiyatif Bozukluklar ve bedensel belirti bozuklukları. Anormal Psikolojisi içinde (s. 224-236). (Şahin, M. Çev. Ed.). Ankara:Nobel.
  • Şar, V. (2000). Çoğul kişilik kavramı ve dissosiyatif bozukluklar. Psikiyatri Dünyası, 4, 7-11.
  • Şar, V. (2017). Dissosiyatif bozukluklar. (Karamustafalıoğlu, O. Ed.). Temel ve Klinik Psikiyatri içinde (45.bölüm). Ankara: Güneş Tıp Kitabevi.
  • Şarlak D. ve Öztürk E. (2018). Dissosiyatif bozuklukların epidemiyolojisi. Ruhsal Travma ve Dissosiyasyon içinde (s. 14-19). (Öztürk, E. Ed.). Ankara: Türkiye Klinikleri.
  • Türel, F. İ., Öztürk, E. Ve Çalıcı, C. (2018). Bireyden topluma travma ve şiddet:bireysel ve toplumsal şiddet olaylarına psikotarihsel bir yaklaşım. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Travma Özel Sayısı, 3(3), 3-10.

Psikolog Merve Kayacı

Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden dereceyle mezun oldu. Üniversitede Gelişim Psikolojisi Laboratuvarı ve Bilişsel Psikoloji Laboratuvarında yürütülen projelerde yer aldı. Mezun olduktan sonra özel bir hastanede stajyer psikolog olarak eğitim aldı, ve danışan takip etti. Klinik psikolojiye yönelik eğitimler almaya devam ediyor. Kendi blogunya edebiyat ve psikolojiyi beraber incelediği bilimsel içerikli yazılar yazıyor. yusufbayalan.com'da içerik üretiyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Call Now ButtonRandevu İçin Tıklayın
Kapalı
Kapalı