Genel

Depersonalizasyon tedavisi nasıl olur?

Depersonalizasyon tedavisi bu yazının ana konusudur. Yazıda, depersonalizasyon ve derealizasyon deneyimlerinin birlikte görüldüğü bir bozukluktan bahsedeceğim: Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu (Depersonalization-derealization disorder)

Giriş

Hepimiz, genel olarak, kendimizle ve dış dünyayla ilgili, tanıdıklık ve gerçeklik hissiyle -buna aşinalık da diyebiliriz- yaşarız hayatı. Bu hisler, güvenli, sürdürülebilir bir hayat için bize kolaylık sağlar. Bazen, söz konusu aşinalık bozuluverir. Bu bozulma, günlük dildeki, “Ben kimim?”, “Burası neresi?” sorularıyla kendini gösterebilir. Bahsettiğim deneyimler, psikiyatri literatüründe dissosiyasyon (çözülme) diye isimlendirilir. Sanki, kendimizle ve/veya dış dünyayla, içsel bağımız çözülüvermiştir.

Kafa karıştırabilecek bir noktaya dikkat çekmek isterim: Kendimiz ve dış dünya üzerinde düşünürken sergilediğimiz merak ve mesafelenme bir çözülme değildir. Kendimize uzaktan bakmak/ bakabilmek iyi/ olgun bir meziyettir. Bu anlamda, “Ben kimim; nereden geldim, nereye gidiyorum?”, “Bu dünya nasıl bir yer acaba?” gibi sorular, özellikle, merak, heyecan, coşku içerdiklerinde, çözülmeye işaret etmezler. Çözülmede bir dağılma deneyimi, bir anksiyete (bunaltı), huzursuzluk, anlamsızlık vb. söz konusudur.

Depersonalizasyon ve derealizasyon, söz konusu çözülmenin spesifik halleridir. Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu ise, iki durumdan birinin veya her ikisinin görüldüğü bir psikolojik bozukluktur.

Depersonalizasyon nedir?

Depersonalization kelimesinin İngilizce-Türkçe sözlüklerdeki bazı karşılıkları şöyledir: Kişiliğini kaybetme, benlik yitimi, duyarsızlaşma, kendine yabancılaşma, kendi bedenini yanlış anlama. Bunların arasından psikiyatri literatüründeki en yaygın çevirileri ise, kendine yabancılaşma ve kişiliksizleşme olarak görüyoruz.

Prof. Dr. Sirel Karakaş Psikoloji Sözlüğü‘nde depersonalizasyonun karşılığı şöyle: Kişinin özünü (ya da kendiliğini), kendi gerçekliğinin duygusunu yitirmesi. Kişinin kendisini değiştirilmiş gibi ya da yabancı gibi hissetmesi. Bu gibi kişiler, kendilerini, rüyada gibi veya kendini dışarıdan seyrediyormuş gibi hissederler.

Anlaşılacağı üzere, depersonalizasyon, bozukluğun kendimizle ilgili boyutunu ifade etmektedir.

Derealizasyon nedir?

Derealization kelimesini sözlükler, derealizasyon olarak karşılıyor. Kavram Türkçe literatürde, gerçekdışılaşım, gerçekdışılık, gerçekdışılaşma şeklinde ele alınıyor.

Derealizasyon (gerçekdışılaşım/ gerçekdışılık), Prof. Dr. Sirel Karakaş Psikoloji Sözlüğü‘nde şöyle yer alıyor: Dış dünyaya yabancı olma duygusu. Kişi, içinde yaşadığı her zamanki çevresini ve bu çevredeki kişileri değişmiş ya da yabancı gibi hisseder. Dış dünyaya yapılan duygusal yatırımın geri çekilmesiyle, dış dünyanın anlamı ve gerçeklik duygusunun yitirilmesi, dünyanın ve insanların yabancı, anlamsız, adeta iki boyutlu bir resim, bir film sahnesi veya bir robot gibi algılanması durumu.

Derealizasyon, bozukluğun, dış dünyayla ilgili boyutuna işaret etmektedir.

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu nedir?

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu, yukarıda ele aldığım depersonalizasyon ve derealizasyonun birlikte görüldüğü bir dissosiyatif bozukluk/ çözülme bozukluğudur. Bozukluk;

  • Psikodinamik Tanı Kılavuzunda ise, Olay ve Stresör ile İlişkili Bozukluklar ana kategorisinde, Çözülme Bozukluklarının bir alt maddesi olarak listelenmektedir.
  • ICD-10‘da da, Başka Nevrotik Bozukluklar arasında sınıflandırılmaktadır.

Bu bozuklukta, depersonalizasyon (kendine yabancılaşma) veya derealizasyon (gerçekdışılık) deneyimleri, ayrı ayrı veya ikisi birden, sürekli veya tekrar tekrar yaşanır.

Bu deneyimler esnasında, gerçeği değerlendirme yetisi sağlamdır.

DSM-5 tanı kriterleri nelerdir?

Türkiye’de psikiyatri alanında, en yaygın kullanılan tanı kılavuzu DSM-5‘tir. Bunun anlamı şudur: Yaşadığınız bir deneyimin, psikiyatri literatüründeki karşılığı için uzmanlar/ psikiyatristler, çoğunlukla bu kılavuzu referans alırlar. Yaşadığınız sorunun tanısal karşılığı için bu kılavuza bakılır.

Bu kılavuza göre, kendine yabancılaşma/gerçeğe yabancılaşma tanısının konabilmesi için, yaşadıklarınız şu kriterleri karşılamalıdır.

A. Sürekli ya da yineleyici olarak, kendine yabancılaşma, gerçekdışılık yaşantıları ya da her ikisinin birlikte olduğu yaşantıların varlığı:

– Kendine yabancılaşma (depersonalizasyon): Kişinin düşünceleri, duyguları, duyumları, vücudu ya da eylemleriyle ilgili olarak gerçekdışılık, kendinden kopma ya da dışarıdan bir gözlemciymiş gibi olduğu yaşantıları (örn. algısal değişiklikler, zaman algısında çarpıklık, kendiliğin gerçekdışılığı ya da yokluğu, duygusal ve/ya bedensel uyuşma).

Bununla ilgili, size şu soru sorulabilir: Sık sık, zihninize, düşüncelerinize, duygularınıza, duyumlarınıza, vücudunuza ya da bütün bir benliğinize, dışarıdan bir gözlemciymişsiniz gibi olduğunuz, gerçekdışılık ya da kopma yaşantılarınız oluyor mu? Cevabınız “evet” olursa, bu, bozukluğun varlığına işaret edebilir.

– Gerçekdışılık (derealizasyon): Çevredekilerle ilgili olarak gerçekdışılık ya da kopukluk yaşantıları (örn. insanlar ya da nesneler gerçekdışı, düşsel, sisli, cansız ya da görsel açıdan çarpık olarak yaşantılanır).

Bununla ilgili, size şu soru sorulabilir: Sık sık, çevrenizle ilgili, insanların ya da birtakım yerlerin gerçekdışıymış gibi olduğu, düşteymiş gibi olduğunuz, ortamını sisli, cansız ya da görsel olarak çarpık olduğu, gerçekdışılık ya da kopma yaşantılarınız oluyor mu? Cevabınız “evet” olursa, bu, bozukluğun varlığına işaret edebilir.

B. Bu kendine yabancılaşma ya da gerçekdışılık yaşantıları sırasında gerçeği değerlendirme bozulmuş olmamalıdır. Bunu değerlendirmek için size şu soru sorulabilir: Bu yaşantılarınız sırasında, bu yaşantılarınızı, sizin dışınızda olup biten gerçek olaylardan ayırt edebiliyor musunuz? Cevabınız “evet” olursa, bu, bozukluğun varlığına işaret edebilir; “hayır” olursa, başka bir bozukluk düşünülebilir.

C. Bu belirtiler, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur. Hepimiz zaman zaman, birtakım çözülme (dissosiyasyon) deneyimleri yaşayabiliriz. Bu, hemen bir tanı alabileceğimiz anlamına gelmez.

D. Bu bozukluk, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. katılmalar) fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.

E. Bu bozukluk, şizofreni, panik bozukluğu, yeğin depresyon bozukluğu, akut gerginlik bozukluğu, örselenme sonrası gerginlik bozukluğu ya da başka bir çözülme bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz.

Uyarı: Buradaki bilgileri sadece ipucu olarak kullanabilirsiniz. Bu bilgiler hiçbir şekilde, tanı, teşhis veya tedavi amacıyla kullanılamaz. Tanı için, Türkiye’de yetkili kişiler hekimler, spesifik olarak da psikiyatristlerdir.

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu ile birlikte en yaygın görülen rahatsızlıklar, depresyon ve kaygı bozuklukları olup, arkalarından da kaçıngan, borderline, obsesif-kompulsif kişilik örüntüleri gelir.

Bu bozukluğun toplumda görülme oranı %1’dir; yani her yüz kişiden biri, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğuna sahiptir. Bozukluk çok nadiren teşhis edilebilir. Uzmanların çoğu bu tanıya aşina değildir; bu yüzden, doğru tanı, genellikle yıllarca tedaviden sonra konur.

Bozukluğun ortalama başlangıç yaşı 16’dır. Bozukluk genellikle 25 yaşından önce başlar. Cinsiyetler arasında bir farklılık yoktur.

Kendine yabancılaşma-gerçekdışılık bozukluğunda görülen semptomlar (belirtiler) ve sosyal sıkıntılar, geniş bir yelpazeye yayılır. Bu yüzden, aralarındaki bağıntıyı yakalamak kolay değildir.

Tanı koymak için gerekli işaretler hemen hiç gözle görülmez; bu yüzden tanının koyulabilmesi için hastanın kendini tamamen açması gerekir.

Bozukluğu yaşayan kişiler, görünür olan davranışları, motor ifadeleri ve duygulanımları ile bağdaştırılması zor duygusal acı çekerler. Çoğu, uyanık olduğu saatlerde sürekli, hatta bazen rüyalarında bile, kendine yabancılaşma ve/veya gerçekdışılık yaşarlar.

Semptom yoğunluğu hiç dinmeden, sürekli devam edebilir; yahut inişli çıkışlı seyredebilir. bazen yapay ışık, sosyal temas gibi belirli durumlarla tetiklenebilirken, bazen görünürde herhangi bir tetikleyici unsur bulunmaz.

Risk faktörleri nelerdir?

Duygusal ihmal ve istismar ciddi çevresel risk faktörleridir.

Zarar görmekten kaçınma özelliğinin, mizaca bağlı bir risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Kimlik çözülmesi bozukluğundan farklı olarak, ağır travmatik deneyimler pek görülmez.

Panik ataklar, esrar zehirlenmesi, depresif epizotlar ve psikososyal stresörler, kendinne yabancılaşma ve gerçekdışılığı hızlandırıcı yaygın etkenlerdir.

Depersonalizasyon-derealizasyon tedavisi

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun tedavisi için, henüz onaylanmış bir ilaç yoktur. Psikoterapi, ilk adımda önerilen tedavi yöntemidir (2).

Bu bozukluk, genellikle süreğen, zaman zaman düzelip yineleyen bir rahatsızlıktır. Özgül bir sağaltımı yoktur. Bu tür hastalarda klomipramin ve serotonin geri alım önleyicileri denenebilir (5).

Bozukluğun tedavisi için, etkili bir ilaç bilinmemektedir. Bazı durumlarda, serotonerjik antidepresif ilaçlar yararlı olabilmektedir. Ancak bu durum, genellikle obsesyon yönü belirgin vakalar için geçerlidir. Klasik psikoterapi, değişik derecelerde yararlı olmaktadır (4).

Psikodinamik terapi, bilişsel terapi, bilişssel-davranışçı terapi, hipnoterapötik ve destekleyici terapi gibi çok sayıda farklı psikoterapi türü, depersonalizasyonu tedavi etmede kullanılmaktadır. Çok sayıda hastanın bu terapi türlerine yeterli yanıtı olmamaktadır. Stres yönetim stratejileri, dikkat dağıtma teknikleri, duyusal uyarılmanın azaltılması, rahatlama eğitimi ve fiziksel egzersiz bazı hastalarda işe yarayabilir (3).

Kendine yabancılaşma ve gerçekdışılığı, sırasıyla, duygusal deneyim ve anksiyeteye karşı özgül, karmaşık savunmalar olarak yorumlayan psikodinamik yaklaşımlar olmuştur.

Fenichel, bu bozuklukta görülen, takıntılı bir şekilde kendini gözlemlemenin, ayrılma-bireyleşme, çatışmalı özdeşimler, özsaygı gibi konularda yaşanan çatışmalardan kaynaklı anksiyete hislerine karşı bir enerji yatırımını temsil ettiğini öne sürmüştür.

Depersonalizsyon-derealizasyon bozukluğunda öznel deneyim

Somatik durumlar

Öznel gerçeklik hissinin genel olarak körleşmesi veya yok olması merkezi semptomdur. Kişi kendinden, bedeninden, çevresinden koptuğunu hisseder. Şöyle der kişi: Kendimi garip hissediyorum; sanki gerçek değilmişim veya dünyayla bağlarım kopmuş gibi.

Kendine yabancılaşma, genel bedensel hissizleşme, bedenini kendine ait hissedememe, bir motorun sürücüsü veya yolcusu olma, gözyuvalarının hemen arkasında konumlanıp küçük pencerelerden dışarı bakıyor olma, bir şekilde “ben olmayan” bir bedende “ben” olma gibi hissedilebilir.

Bu hisler genellikle bütün bedeni kapsamakla birlikte, bir yerden itibaren de başlayabilir. Örneğin, başı gerçek gelir ama boynundan aşağısı gerçek gelmez: Bedenimin bazı kısımları bana ait değilmiş gibi geliyor.

Şunlara benzer somatik durumlar da sık görülür: Kafa şişkinliği, baş dönmesi, bayılma hissi, görsel bozulmalar.

Çoğu hasta, kendine hatırlatıldığında, anksiyete ve depresyonun bedensel belirtilerini dile getirebilir: Kaslarda gerginlik, karnında kelebekler uçuşması, göğüs ağrısı, boğazın düğümlenmesi gibi. Ama bu belirtileri, alakalı duygularla ilişkilendiremez.

Kendine yabancılaşma hafif veya şiddetli olabilir; şiddetli olduğunda son derece nahoş hisler yaratabilir.

Kendine yabancılaşmak, bazen, bir facianın orta yerinde, tuhaf bir sakinlik, hatta dinginlik hissi verebilir -ki savunmacı işlevi burada en bariz ortaya çıkar.

Kendine yabancılaşma, bedenden ayrılma deneyimiyle karmaşıklaşabilir. Bu durumda kişi, bedeninin gerçek olmadığını hissetmekle kalmaz, mekansal olarak da bedeninden ayrı olduğunu deneyimler. Bedenini dışarıdan gördüğü de olur; bu durumda, bedenine genelde arkadan, yandan veya yukarıdan bakar; normal görüş açısı olan önden baktığı pek olmaz.

Kimlik çözülmesi bozukluğunda da bedenden ayrılma deneyimi yaşanabilir. Bu durumda genellikle alter kişiliklerden biri bedenin içindeyken ev sahibi kişilik bedene dışarıdan bakıyordur. Terapist, ev sahibi kişiliğin bedenden ayrılma deneyimi yaşadığı aralıkta, bedenin içindeki alterin öznel deneyimini anlatmasını sağlayabilirse bu durum doğrulanabilir.

Kendine yabancılaşma olmadan gerçekdışılık pek görülmez. Dolayısıyla, gerçekdışılık genellikle, kendine yabancılaşmanın bir komplikasyonu (yan etkisi) olarak görülebilir.

Gerçekdışılıkta, dünya gerçek değilmiş gibi gelir; iki boyutlu imge, üç boyutlu hologram veya bilgisayar grafikleriyle yaratılmış “sanal” dünya gibi gelebilir.

Duygulanım durumları

Kendine yabancılaşmada genellikle duygular yer alır. Duygular, doğru olarak saptandığı halde, sahte, “mış gibi” veya yok gibi hissedilebilir: Artık herhangi bir his hissetmiyorum.

Depersonalizasyon, depresyondan oldukça farklı olmasına rağmen depresyona yol açabilir. Bu durumda, ortalama bir klinisyen, kendisine daha tanıdık gelen bir patoloji olduğu için, depresyona odaklanarak depersonalizasyonu gözden kaçırabilir.

İntihar düşünceler, kronik veya tedaviye dirençli depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunu karmaşıklaştırabilir.

Bilişsel örüntüler

Şu ifadeleri kullanabilirsiniz:

  • Artık hiçbir düşüncem kalmamış gibi geliyor; sanki konuştuğumda, sözlerim bir otomatın/ makinenin ağzından çıkıyor.
  • Etrafım benden kopmuş ve gerçek dışı geliyor; sanki dünyayla aramda bir perde var.

Genellikle herhangi bir yönelim, bellek veya düşünce bozukluğu bulunmaz.

Algı genel olarak değişime uğramışsa da, hakiki bir duyu yitimi veya başka bir negatif varsanı pek görülmez.

İçgörüsü eksik kişilerde, sanrısal bir algı meydana gelebilir; yani bu kişiler, gerçekdışılık hissine sanrısal bir açıklama getirebilirler. Böyle bir dinamik işlediğinde, ortaya çıkan sanrının içeriği, kişinin geçmişine bağlı olarak çok değişik biçimler alabilir.

Hakiki bir hafıza kaybı olmadığı halde, kişinin kendi geçmişiyle duygusal ilişkisinin değişikliğe uğradığı sık görülür: Başıma gelen anılardan kopmuş gibi hissediyorum; sanki ben orada hiç olmamışım, orada olan ben değilmişim gibi.

İlişki örüntüleri

Kendine yabancılaşma-gerçekdışılık bozukluğu, çoğunlukla ilişkilere zarar verir.

Kendine yabancılaşan hastalar, hislerini ifade edemedikleri ve/veya başkalarının duygusal ihtiyaçlarına yanıt veremedikleri veya ilişkileri anlamsız buldukları için ilişkilerini kaybedebilirler.

Kişi kendini, kusurlu, değersiz, beceriksiz, kabul edilemez, başkalarına fazlasıyla bağımlı hissedebilir. Diğer insanların da kendisini hayal kırıklığına uğrattığını, ihmal ettiğini, kötü muameleye maruz bıraktığını hissedebilir. Bu olumsuz beklentiler, ilişkilerdeki sahiciliğe, niyetlere, açıklığa zarar verir; kişinin hislerini, düşüncelerini ifade edebilmesine mani olur.

Söz konusu dinamik, terapide de özel bir direnç biçimi olarak kendini gösterir. Hasta, “gerçek kendiliğini” açığa vurursa veya kendiliğinden sahici davranışlarda bulunursa reddedileceği veya rezil olacağı korkusu duyar.

Kendine yabancılaşma sürdüğü müddetçe, bu gibi, uyum bozucu kendilik ve nesne tasarımları varlığını korur. Yine de, kendine yabancılaşma ve gerçekdışılık yaşayan hastaların bir bölümü, kısıtlı da olsa olumlu ilişkiler yaşamakta, daha az sayıda bir kısmı ise kendini canlı hissetmek için aşırı uyarılmanın peşinde koşmaktadır.

Terapistin öznel deneyimi

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu yaşayan hasta, sessiz, monoton, duygusal olarak cansız veya somut düşünceyle sınırlı olabilir. Bunlar da kaçınılmaz olarak ikili ilişkiyi etkileir.

Terapistte çeşitli disforik durumlar baş gösterebilir: boşluk, gerçekdışılık, uyuklama, dikkat dağınıklığı, can sıkıntısı gibi. Bunun, hastanın disforik durumuna karşı terapistin savunması mı, o disforinin yansıması mı yoksa daha karmaşık bir aktarım-karşıaktarım canlanmasının kutbu mu olduğuna kafa yormak gerekir.

Savunma olarak: Hislerin, fantezilerin, anıların, rüyaların gelmediği bir klinik durumda terapist, klinik malzemenin bu kadar kıt olmasını nasıl yorumlayacağını şaşırmış olabilir. Terapistin kendi dikkatsizliği, can sıkıntısı, uyuklaması ve kendine yabancılaşması, bu klinik durumu bir nevi inkar ve kendini bu durundan yalıtma çabası olabilir.

Yansıma olarak: Hastanın içsel durumları, tahammül edemediği dürtü, düşünce, his ve anılara karşı savunma olabilir. Terapist, bu hisleri ve dinamiği yansıttığı ölçüde, hastanın disforisine tepki olarak öfkeli veya saldırgan fantezilere kapılabilir; hastanın tahammül edemediği şeyler, terapistin içinde birikip kabarıyordur. Bu durum, hastanın tahammül edemediği dürtülerine karşı geliştirdiği şizoid savunmaya uygun düşer.

Aktarım-karşıaktarım canlandırmasının bir kutbu olarak: Burada yapılacak iş, terapistin kendi deneyiminden yararlanarak terapideki ilişki üzerine düşünmesidir: “Bu hissettiklerim, doğrudan hastanın hissettiklerinin yansıması mı yoksa hastanın annesinde gördüğü şekilde mi hissedip davranıyorum? Yoksa, hasta, annesinin yerine geçip bana annesinin karşısında kendi yaşadıklarını mı hissettiriyor?” Bu dinamikte, eksik ve güvensiz bağlanma daha ağır basar.

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu örnekleri

Son olarak, psikiyatri literatüründen, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu ile ilgili üç vaka örneği paylaşmak istiyorum. Bu örnekler, umarım meseleyi sizin için daha da belirgin hale getirir.

1. örnek

24 yaşında bir psikoloji öğrencisi 2 yıl kendine yabancılaşma, gerçekdışılık ve majör depresyon geçirdikten sonra terapiste başvurdu. Tıp fakültesinde başarılı bir öğrenci olduğu halde, okulu bırakıp psikoloji öğrenimi görmek üzere memleketinden ayrıldığında semptomları başlamıştı.

O dönemden beri, ölmüş de artık kendisini uzaktan gözlemliyor veya rüyada yaşıyor gibi hissediyordu.

Sosyal ilişkileri yeterli, okul performansındaki düşüş de az miktarda olmasına rağmen kendini ümitsiz ve her şeyden kopmuş hissediyordu.

Çocukluğunda ağır bir travma bulunmuyordu fakat anne babası otoriter ve baskıcıydı; psikolojiye duyduğu ilgiyi hiç kabul etmemişlerdi (1).

2. örnek

Bayan A., 43 yaşında ve oğlu ile yaşayan, yazı işlerinde çalışan biridir.

Hatırladığı kadarıyla, senede birkaç kez, kendine yabancılaşma belirtileri deneyimlemektedir. “Bu, sanki gerçekmiş gibi içimden çıkıyor ve içimde bir yerlerde rafa ya da depoya koyuluyor gibi. Ne yaparsam yapayım ben orada değilim. Işık geçirmez bir perde gibi… hareketlerim vasıtası ile gidiyormuş ve onları bir arada tutan bir disiplin varmış gibi.” idi.

Kadın bu belirtileri oldukça stres verici buluyordu. 43 yaşındaydı ve 1 yıldan daha uzun süren bir zaman diliminde farklı zamanlarda tekrarlayan panik ataklar yaşıyordu. Bayan A.’nın, 10 yaşına ait, travma öyküsü vardı: Geceleri, annesi tarafından cinsel organlarının okşandığını ve kendisine sıkça lavman uygulaması yapıldığını anlatmıştı (2).

3. örnek

Bayan R., 27 yaşında, bekar, biyoloji alanında yüksek lisans öğrencisi; genellikle kaygıyı tetikleyen sosyal durumlarla ilişkili olarak aralıklı şekilde “geri çekilme” dönemleri yakınması ile başvurdu.

En son yaşadığı dönem sorulduğunda, seminer dersinde sunum yaptığını anlattı. “Birden bire, konuşuyordum ama bana, ben konuşuyormuşum gibi gelmiyordu. Çok şaşırtıcıydı. Şunu hissettim: “Konuşmayı kim yapıyor? Sanki başka birini izliyormuşum gibi hissettim. Ağzımdan çıkan ama benim söylemediğim kelimeleri dinlemek. O ben değildim. Bu bir süre devam etti. Sakinleştim, sanki huzura kavuştum. Sanki çok uzaklardaydım. Odanın arka tarafında bir yerlerde sadece kendimi izliyor gibiydim. Ama konuşan kişi gerçekten de bana benzemiyor gibiydi. Sanki başka birini izliyor gibiydim. Bu his tüm gün boyunca devam etti ve sonraki gün de ısrarla devam etti; bu sırada azar azar kendimi dağılmış hissediyordum.”

Buna benzer bir olayı, lisede de yaşadığını hatırladığını düşünüyordu. Ama bunların, kolej ve yüksek lisans döneminde en az bir kez ortaya çıktığından emindi.

Çocukken Bayan R., anne ile babası arasında sıklıkla şiddetli tartışmaları ve dönemsel fiziksel kavgaları çok fazla duymasından veya buna bunlara şahit olmasından kaynaklanan yoğun bir kaygı içerisinde olduğunu bildirdi. Ayrıca aile, hastanın babasının finansman ve istihdam ile ilgili zaman zaman ortaya çıkan güçlüklerinden dolayı, önceden tahmin edilemeyen, çok sayıda yer değiştirmeye ve taşınmaya maruz kalmıştı. Hastanın ergenlik döneminin sonlarındayken, anne ve babasının boşanması üzerine bile endişeleri hafiflemedi. Babası uzağa taşındı ve onunla çok az görüşebildi. Anneyle olan ilişkisi ise giderek artan bir şekilde gergin, kritik ve kavga dolu bir hal aldı. Anne ve babasının kavgalarını dinlediği çocukluk döneminde depersonalizasyon yaşayıp yaşamadığından emin değildi (3).

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu tedavisi ile ilgili deneyimlerinizi, düşüncelerinizi, yorumlarınızı, sorularınızı, alttaki yorum bölümünden benimle paylaşabilirsiniz. Muhabbetle kalın.

Kaynaklar (5)
  1. Lingiardi, V., & McWilliams, N. (Eds.). (2020). Psikodinamik tanı kılavuzu (M. Benveniste, & M. Arık, Çev.). Psikoterapi Enstitüsü
  2. Kring, A. M., Johnson, S. L., Davison, G., & Neale, J. (Rds.). (2015). Anormal psikolojisi (M. Şahin, Çev.). Nobel Akademik Yayıncılık.
  3. Sadock, B. J., Sadock, V. A. & Ruiz P. (Eds.). (2016). Psikiyatri: Davranış bilimleri/klinik psikiyatri (A. Bozkurt, Çev.). Güneş Tıp Kitabevleri.
  4. Karamustafalıoğlu, O. (Ed.). (2018). Temel ve klinik psikiyatri. Güneş tıp Kitabevleri
  5. Öztürk, O. & Uluşahin, A. (2016). Ruh sağlığı ve bozuklukları. Nobel Tıp Kitabevleri

E-Posta Aboneliği

İçeriği beğendiniz mi? Benzer içeriklerden ilk siz haberdar olun.

  Gereksiz e-posta gönderilmez.

Yusuf Bayalan

Psikolojik Danışman. Bilişsel-Davranışçı Terapi, Şema Terapi ve Dinamik Psikoterapi eğitimi aldı. Kendi ofisinde (yüz yüze ve online), yetişkinlerle, bireysel sorunlar ve ilişki sorunları üzerine çalışıyor.

“Depersonalizasyon tedavisi nasıl olur?” üzerine 2 yorum

  1. Yaklaşık 1.5 yıldır depersonalizasyon sorunuyla yaşıyorum. Yaklaşık 3 ay önce tam olarak tanısını koyabildim. Ara sıra farkındalıkla kendime geldiğim oluyor ama gün içinde bu sure maksimum 20 dakikadır. Yardımcı olabileceğiniz durum varsa çok memnun olurum.

    Cevapla

Yorum yapın