0505 495 4727 info@yusufbayalan.com
Üzüntü, insanoğlunun evrensel olarak yaşadığı kabul edilen duygular arasında yer alır. Üzüntü duygusunu tanımlamada “keder”, “elem”, “hayal kırıklığı”, “hüzün” vb. bir çok kelime kullanılmaktadır. Tüm duygu dışavurum davranışlarının taşıdığı bir dizi mesaj vardır. Üzüntünün taşıdığı mesaj şudur: “Acı çekiyorum, bana yardım et ve beni rahatlat”. Diğer tüm duygular gibi evrensel ve biyolojik bileşenleri vardır, kültür ve bağlamın üzüntünün tanımı, anlaşılması ve ifade edilmesi üzerinde oldukça etkili olduğu bilinmektedir.

İnsanlar üzüldüklerinde bu duygularını çeşitli davranışlarla dışavururlar. Bazı insanlar üzüldükleri zaman geri çekilme davranışları sergilerler, yalnız kalmak isterler, üzgün bir şekilde görülmek istemezler. Bazı insanlar da üzüldüklerinde, üzüntüye verilen en yaygın tepkilerden biri olan “ağlama” davranışını sergilerler. Ağlamayı tetikleyen olayın ne olduğuna bağlı olarak değişse de, bireyler genellikle ağladıktan sonra daha iyi hissettiklerini ifade etmektedirler. Üzüntü, “yüz hareketleri (facial movements)” denen bazı hareketlerle, yüz aracılığıyla da dışavurulur. İnsanlar üzgün olduklarında, bir takım tipik yüz ifadeleri sergilerler.

Kuşkusuz, her duygu için, her bireyin kendine özgü çeşitli duygu dışavurum tarzı olabilir. İnsanlar, deneyimledikleri bir duyguyu genellikle diğer insanların da kendileri gibi yaşadığını, bazen de kendi tarzlarının tek doğru tarz olduğunu düşünürler. Ancak insanlar, üzüntünün ne kadar sürede dışavurulacağı, bu dışavurumun ne kadar süreceği ve ne zaman kedere dönüşeceği ile ilgili farklı konularla özellikler gösterirler. Bu nedenle, insanların kendi duygu dışavurum tarzlarını ve bu dışavurumların başkalarının tarzlarından nasıl farklılaştığını bilmeleri, söz konusu duyguyu içeren yaşam olaylarında, iletişim hatalarını daha iyi anlamalarını sağlayabilir.

Üzüntünün deneyimlenmesinde ve ifade edilmesinde kadınlarla erkekler arasında farklılıklar söz konusudur.

Kadınlar kendilerine üzüntü veren olaylar hakkında diğerleriyle daha fazla konuşurlar. Kendilerinin ve diğerlerinin üzüntü deneyimlerine odaklanma ve başkalarıyla ilgili üzüntü hissetme olasılıkları erkeklere oranla daha fazladır. Kadınlar, üzüntüyü günlük yaşamlarının bir parçası olarak görürler. Dahası “üzüntüyü” paylaşım ve ifade yoluyla insanları bir arada tutan bir duygu olarak kavramsallaştırırlar. Kadınlar için üzüntü, diğerleriyle karşılıklı bir ilişki içinde olmanın hem nedeni hem de sonucudur. Üzüntü hakkında konuşma, sosyal etkileşimin önemli ve onaylanan bir parçasıdır ve kadın kimliğinin pozitif bir yanıdır. Ancak üzüntüyü sürekli diğerleriyle paylaşıyor ve başkalarının üzüntülerini dinliyor oluşları, depresyona öncülük eden ruminatif bir başa çıkma tarzını da beraberinde getirir.

Erkekler ise sosyalizasyon sürecinde üzüntünün günlük konuşmalara uygun bir olmadığını öğrenirler. Üzüntü veren olaylar hakkındaki konuşmaları kısadır ve üzüntülerini nadiren açıkça ifade ederler. Erkeklerin üzüntü duydukları konuların teması, ilişkilerinden ziyade, bağımsızlıkları ile ilişkilidir. Böylece bu durum onları depresif semptomlara karşı korurken dışsallaştırıcı rahatsızlıklara (saldırganlık, şiddet, öfke patlamaları vb.) duyarlı hale getirir. Üzüntüleri üzerine konuşulamadığı için benlik kavramları “diğerlerinden ayrışmış” olarak tanımlanır, bu durum da onları izole eder ve saldırgan tepkilere öncülük edebilir. Nitekim üzüntü ve öfke zaman zaman ard arda deneyimlenebilmekte, üzüntünün hemen akabinde öfkeyi ya da öfkenin üzüntüyü ortaya çıkardığı gözlenmektedir.

“Üzüntü” duygusuyla etkin bir şekilde başa çıkabilme pozitif sosyal yeterlikle ilişkilidir. Cinsiyet farkı gözetmeksizin, üzüntüyle etkin bir şekilde başa çıkabilen bireyler üzüntülerini sözel olarak ifade etmeyi tercih ederler ya da bilişsel yeniden değerlendirme yoluyla içinde bulundukları durumu değiştirme girişiminde bulunurlar.

Kişiler arası ilişkiler bağlamında, kadınlar ve erkekler için üzüntü duygusunun dışavurum örüntülerini tetikleyen durumlar da birbirinden farklıdır. Kadınlar, partnerleri tarafından reddedildiklerinde, daha fazla üzüntü bildirmektedir. Ancak erkeklerin üzüntü hissettikleri durumlar, partnerlerinin kendilerinden daha fazla yakınlık istedikleri durumlardır. Evlilik ilişkisi bağlamında, üzüntüye verilen tepkileri etkileyen faktörlerden biri evlilik doyumudur. Evlilik doyumları yüksek kadınlar üzüntü duyduklarında daha fazla sosyal destek arayışına girmekte ve geri çekilme, yalnız kalma gibi işlevsel olmayan tepkileri daha az sergilemektedirler. Evlilik doyumları düşük çiftler ise üzüntü duyduklarında geri çekilme, yalnız kalma gibi tepkiler sergilemektedirler. Çocuklarını kaybetmiş çiftlerle yapılan bir çalışmada da, yası eşe ifade etme, yasa dair eşle konuşabilme ile evlilik doyumu arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Ancak kadınların yaşadıkları yasla ilgili olarak eşleriyle iletişim kurmaya açık olmaları, yüksek evlilik doyumuyla ilişkiliyken; erkeklerin yaslarını eşleriyle paylaşmaya dair olumlu tutumları, yasın yoğunluğuyla ilişkilidir. Özetle erkeklerin, duygularını eşleriyle paylaşmaları hissettikleri yasın yoğunluyla ilişkilidir ancak bu paylaşım evlilik doyumlarını etkilememektedir.

Üzüntüyü özellikle kişilerarası çatışma bağlamında dışavurma, yakın ilişkileri sürdürmede işlevsel bir rol  oynamaktadır. Çünkü öfkenin dışavurumuna oranla, üzüntünün ifade edilmesi karşı tarafta empatik anlayışın gelişme olasılığını arttırmaktadır. Bununla birlikte üzüntü, fizyolojik olarak bedeni yavaşlattığından, çatışmanın şiddetlenmesine öncülük eden saldırıya geçme ya da savaşma gibi dürtüleri bastırabilmektedir.

Üzüntünün Özellikleri

Izard’ın ayrımlaşmış duygu kuramına göre üzüntü, diğer duygulardan daha az şiddetlidir. Üzüntü yaşantısal olarak, heves kırıklığı, moral bozukluğu, yalnızlık hislerinden oluşmaktadır. Üzüntünün tipik olarak tetikleyicileri günlük yaşamda sıklıkla karşılaşılan kayıp ile ilişkili olmaktadır. Üzüntü sistemi yavaşlatmakta, kişiyi düşünmeye teşvik etmektedir.

Üzüntü duygusu, kişinin benliğine konsantre olmasını sağlamaktadır. Üzüntü duygusu, kişinin yardıma ihtiyacı olduğunun göstergesi olarak kabul edilmektedir. Üzüntü ortaya çıkaran durumlarda sıklıkla kişinin yaptığı bir hata yoktur, dışarıdan herhangi bir faktör bu duruma neden olmuştur. Kişinin kendi hatasının olduğu durumlarda da üzüntü hissedilebilir, ancak bu durumda üzüntü ile birlikte suçluluk ve utanma duyguları da tetiklenebilmektedir. Scherer’e göre, kişiler üzüntüyü ortaya çıkaran durumları değiştirmek için çok az şey yapabilirler. İnsanları en çok üzen kayıplar, geri dönüşü olmayan kayıplardır. İnsanlar bu durumlarda çaresiz hissetmektedirler, çaresizlik üzüntünün bir parçası olarak kavramsallaştırılmaktadır. Üzüntü duygusu, gerçekte bir olayın kontrolünün elimizde olmasından değil, o olayla ilgili kontrolü ne kadar elimizde algıladığımızdan da kaynaklanabilmektedir. Kısaca üzüntü ortaya çıkaran durumlar, hoş olmayan, sıklıkla dışsal faktörlerin neden olduğu ve belirgin derecede kontrol edilemeyen durumlardır.

Üzüntü Duygusunun İşlevleri

Üzüntü duygusunun olumsuz yanlarına rağmen, olumlu yanları da bulunmaktadır. Üzüntü duygusu olmasaydı, dünyanın çok renksiz olacağı belirtilmektedir. Üzüntü duygusunun ancak olumlu duygular yaĢandıktan sonra ortaya çıkabileceği ileri sürülmektedir. Üzüntü duygusu stres, ağrı ve hastalıkla yakından ilişkili olduğundan, bu duygunun bedenin bu tür olaylarla başa çıkmasının bir yolu olabileceği belirtilmektedir. İnsanlar hasta olduklarında ya da ağrıları olduğunda, hareketsizleşmekte ve geriye çekilmektedirler.

Üzüntü duygusunun bir diğer işlevi, sosyal alandadır. Kişinin başkaları tarafından dışlanma olasılığı olduğu durumlarda, kişinin sosyal etkileşimden çekilmesine neden olmaktadır. Örneğin, size verilen bir görevde başarısız olursanız, başkaları sizin varlığınızdan hoşlanmayabilmektedir. Bu gibi durumlarda, risklerden kaçınma, diğer insanlardan uzak durmanız enerjinizi saklamanız ve toplum tarafından reddedilme olasılığını azaltmanız gerekmektedir. Diğer taraftan üzüntülü davranış, dikkat çekmekte ve kişiyi bir çocuk ya da bebek gibi incinebilir konuma sokmaktadır. Bu nedenle başka insanların yardım etme olasılığı artmaktadır. Diğer bir deyişle, üzüntü sosyal dikkati arttırmaktadır.

Üzüntü hakkında paylaştıklarımızı özetleyecek olursak, üzüntü duygusu yaşantısal olarak, heves kırıklığı, moral bozukluğu, yalnızlık hislerinden oluşmaktadır. Üzüntü duygusunun en tipik tetikleyicisi kayıptır ve üzüntü duygusunu tetikleyen durumun değiştirilmesi sıklıkla zordur. Üzüntü duygusunun iki önemli işlevi bulunmaktadır: Bunlardan ilki, bedenin stres, ağrı ve hastalıkla başa çıkmasını kolaylaştırmak, ikincisi ise, kişinin dikkat çekmesini sağlayarak, başka insanların yardım etme olasılığı arttırabilmektedir.

Ön Görüşme İçin Tıklayın!