Genel

Terapist olmak üzerine: İyi, kötü ve çirkin

Bir terapist psikolojik gerçeklikte çalışır, bu da terapistliği zorlu bir kariyer haline getirir.

Terapist olmak, terapistin kişisel yaşamını etkileyen çözülmemiş çatışmalar yaratır.

Danışan, insanlığın rastgele bir örneği değildir. Onların hayatlarındaki kötü durumlar hakkında çok fazla acı ve şikayet duyabilirsiniz.

Tüm terapilerin ana noktası, aktarımı, karşı aktarımı, direnci ve karşı direnci anlamaktır.

“Nerede çalışıyorsun?” Kolay bir soru gibi görünüyor.

Psikolojik gerçeklikte çalışıyorum: orası insanların, yerlerin ve koşulların dünyasıdır. Tüm terapistler, fiziksel gerçekliğin aksine bu varoluş düzleminde çalışır ki buna da maddi dünya denir.

Duyularımız, fiziksel gerçeklik hakkında bir şeyler bilmek için evrimleşti, ancak psikolojik gerçeklikte evrimleşmiş anlam ve yorumlama konusunda daha az şey işleve sahipler. Psikolojik gerçeklik, yorumlamada gerçeği bulurken, fiziksel gerçeklik, nesneleştirmede gerçeği buldu. Dolayısıyla bu “dünyayı” anlamayı kolaylaştırmak ve hızlandırmak için psikoterapi mesleğini ortaya çıkardı.

Felsefeden psikolojiye geçiş, insan doğasını anlamaktır.

Felsefe alanı, neyin gerçek ve neyin doğru olduğunu anlamak için ortaya çıktı. Psikoloji alanı, bilimsel yöntemle neyin gerçek neyin doğru olduğunu araştırmak için bu sorgulamayı daha da ileri götürdü.

Psikoloji alanının kurucusu olan William James, öncelikle bir filozof, sonra bir psikologdu. Terapist olmanın “sorunu”, felsefe ve psikoloji arasındaki gri alanda çalışıyor olmanızdır. Bir danışan için gerçek ve doğru olan, sizin için gerçek ve doğru olmayabilir veya yayınlanmış araştırmalarla doğru olduğu bilinmeyebilir.  Ancak bir danışana nadiren “Yanılıyorsun” dersiniz. Terapi daha incelikli ve nüanslıdır ve bu durum yayınlanmış psikolojik bilimini uygulamaya dönüştürmeyi karmaşık hale getirir.

Farklı terapötik düşünce okulları benzer klinik terimleri paylaşır.

Terapötik iletişimi tanımlamak için kullanılan birçok klinik terim psikanalitik olarak kalır, ancak tümü danışan ve terapist arasındaki kişilerarası ilişki ile ilgilidir. Başka birinin  psikolojik gerçekliğinde yaşamak, çoğu tam zamanlı terapistin kafasını meşgul eder.

Her gerçekliğin farklı ölçüm standartları vardır.

Bu çatışmanın ve gerginliğin nedeni bellidir. Fiziksel gerçeklikte, sarı olduğunu söyleyen bir danışana kırmızı elmayı tutarsam nörolojik problemler, inatçılık, agnozi veya renk körlüğü olabilir. Kırmızı, uzun dalga boyundaki fotoreseptör algımızın fenomenolojisidir. Görünür elektromanyetik spektrum boyunca nanometrelerde objektiftir. Ancak aynı danışan, “Benim sorunuma annemin çocuklarını istismar etmesinin neden olduğunu düşünmenize içerliyorum” derse bu, psikolojik gerçekliğin soyut kurallarına tabi olan yorumlayıcı bir ifadedir. Etyolojisi o kadar hızlı belirlenmemiştir. Bir terapist için bu kafa karışıklığı sinir bozucu olabilir.

Zihinsel ölçüm, öznel kalan şeyi nesnelleştirmeye çalışır.

Zihinsel ölçüm alanı, psikolojik gerçekliği fiziksel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlar. Bu durum her zaman işe yaramaz. Bu çeviri başarısızlığı, çoğu uygulayıcı psikolog için önemli bir stres kaynağıdır. Peki neden? Zihinsel ölçümler, standartlaştırılmış, güvenilir ve geçerli psikolojik testler yoluyla fiziksel gerçekliğin nesneleştirilmesindeki gerçeği simüle eder. Örneğin, MMPI-2 bir “aktüeryal” testtir, yani klinisyenin sonuçların yorumlanmasına şekil çizimi veya mürekkep lekesi testi gibi projektif bir testten daha az ihtiyaç duyduğu anlamına gelir.

Psikolojik gerçeklik, fikirleri “operasyonel tanımlar” aracılığıyla nesneleştirmeye dayanır. Buna karşılık, fiziksel gerçekliğin formülleri vardır: F=MA. Üç değişkenden ikisini biliyorsanız, gerçek bir çözüm üretebilirsiniz, ancak işlerin temiz bir şekilde “toplanmadığı”, iki ve ikiyi bir araya getirmenin 2+2’yi toplamakla aynı şey olmadığı psikolojik bir gerçeklikte böyle olmaz. .

Öznel tepkileri ölçmek için standartlar vardır (örneğin, mürekkep lekesi testi sırasında bir algı varsa gülen bir çocuk ne anlama gelir). Bu operasyonel olarak tanımlanmış standartlar, diğer birçok alan tarafından fiziksel gerçeklikte “bilimsel olmayan” ölçümler olarak etiketlenir. Ancak yine de bilimin bir konu değil bir yöntem olduğu unutulmamalıdır.

Bir terapist “bilimsel” olmak ister, ancak çalıştıkları yerde bunu engelleme eğilimindedir.

Objektif-öznel ve mecazi-gerçek arasındaki bu eşitsizlik, danışanın psikolojik gerçeklikte nereden geldiğini anlamak için terapist üzerinde muazzam bir baskı oluşturur. Bir danışan “Ben Chicago’luyum” diyebilir ve Chicago’yu bir harita üzerinde bulabiliriz. Aynı danışan “nereden geldiğim hakkında hiçbir fikriniz yok” derse, danışan haklı olabilir. Çıkarım yoluyla, terapiste duygusal hafızanın bir yorumunu sağlarlar. Bir terapist, hasta için beyninin coğrafyasında yorumlayıcı hafızanın nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok diyorsa bu nörolojik öznellik, terapistler için bir başka stres kaynağıdır.

Ayrıca bir terapist bu duygusal anıları doğru ya da yanlış olarak etiketlemez. Psikolojik gerçeklik ikili olmaktan uzaktır. “Gerçeklik”te, ifade kişilerarası olarak çözülen bir belirsizlik sürekliliği boyuncadır. Bu çözüm, psikoterapinin “sürecidir”. Terapistin kişisel psikolojisine ağırlık veren bu kararın bileşenleridir.

Yine de, bu sürece olumsuz bir çağrışım yapmıyorum, sadece çoğu insanın sevdiğinden daha öznel olduğu ve insanların gerçek hayatta nasıl konuştuğu ve etkileşime girdiğiyle kesinlikle hiçbir ilişkisi olmadığını aktarmaya çalışıyorum.

Psikolojik gerçeklikte kişilerarası çatışmayı çözmek için dört bileşen vardır.

Gerçekte ve yorumda çatışmayı çözmenin dört bileşeni, kişinin düşünce okulundan bağımsızdır ki bu sizi şaşırtabilir. Bir psikanalist ve bir davranışçı terapist, isteseler de istemeseler de psikolojik gerçekliğin kurallarıyla uğraşmak zorundadır. Bu kurallara bağlılık, psikoterapi yapma sürecinin doğasında vardır ve terapistin aklını yorabilir. “Bir kişinin nerede olduğu” bulmacasını yeniden birleştirmenin dört özelliği, iyi bilinen referansları içerir:

  • Aktarım [Transference]
  • Direnç ve kutupları [Resistance and their polarities]
  • Karşı aktarım [Countertransference]
  • Karşı direnç [Transference]

Aktarım, danışanın “bir başkasına karşı hissedilen veya deneyimlenen duygularını terapiste aktarmasıdır”. Bu terapinin bir ürünüdür.

Karşı aktarım, terapistin bu yansıtma farkındalığına verdiği duygusal tepkidir. Bu bir savunma mekanizmasıdır.

Direnç, bir danışanın belirsiz konularla nasıl başa çıktığıdır ve sunulan şikayetle bağlantılıdır. İnkar etme, geç kalma veya terapiyi bitirme şeklinde kendini gösterebilir.

Karşı direnç, terapistin danışanın direnci hakkında nasıl hissettiğidir. Yine de, karşı aktarımdan farklıdır, çünkü terapistin hisleri, terapistin kendi bilinmeyen veya çözülmemiş çatışmalarına ve danışanın kim olduğu veya terapiste kim olduğunu hatırlattığına bağlı olarak doğru olabilir. Genellikle terapiden bağımsızdır ve terapistin kendi hayatından sorunları araştırabilir.

Karşı direnç, danışanlar ve terapistler arasında en az anlaşılan çatışma çözme biçimidir. Örneğin, bir terapistin eşinden ayrıldığını ve bir çiftin de ayrıldığını varsayalım. Bu durumda, o çiftin çatışmaları çözmesine karşı direniş, terapistin ayrılmamış olmasından daha karmaşıktır. Peki neden? Terapist bir insandır ve aynı zamanda insanların, yerlerin ve koşulların maddi dünyasında yaşar.

Bir gerçeklikten diğerine geçiş zihinsel bir pay alır.

Bir terapistin, nöronlardan oluşan fiziksel bir gerçekliğe karşı fikirlerden oluşan psikolojik gerçeklikte çalıştığını anlamak, terapi yapmanın terapist üzerinde psikolojik bir yük oluşturduğu anlamına gelir. Bu geçiş ücreti, “kıvrımlardan” kaçınarak okyanusun derinliklerinden yavaşça yüzeye yükselen dalgıçlar gibi, ofisten eve “dekompresyon” gerektirebilir.

Bu durumda, “bükülmeler”in eşdeğeri, terapistin çözülmemiş karşı aktarım çatışmaları ve karşı dirençle başa çıkmasıdır. Her terapist bu ikilemi yaşar. Direncinizin seansı daha az etkili kılıp kılmadığını, bir seansın nasıl daha iyi geçebileceğini düşünmek zorundasınız.

Terapist olmanın bir başka pratik sorunu da felsefeden psikolojiye geçişin doğrusal olmamasıdır. Terapinin nasıl yapılacağına dair yıllarca kitap okuyabilir ama yine de bunda iyi olamazsınız. Terapist olmakta ustalaşmak için, psikolojik gerçeklikte gezinmenin nüanslarını öğrenmek için terapi yapmalısınız.

Psikolojik gerçeklikte iyi, kötü ve çirkin işler vardır. Psikolojik gerçeklikte geçimini sağlamak diğer mesleklere göre daha fazla zihinsel yük gerektirir, ya da en azından benim iddiam bu. Kimse size bunun içine sineceğini söylemiyor olabilir ama 50 yıl sonra ortaya çıkacağını biliyorsunuz. Bir terapistin seansta mükemmel bir insan olması beklenir, sonra ayrılır ve terapi sırasında sunulan aynı durumların çoğunda kendilerini empatik olamayacaklarını bulabilecekleri “gerçek hayat”la uğraşırlar. Bu nedenle, çeşitli hokkabazlık eylemleri ve muğlak roller ve hakikatin başlıca mevcut biçimlerini bütünleştirme arayışında yer alan beceri setleri göz önüne alındığında, terapist olmak iyi, kötü ve çirkindir.


Kaynak: Okuduğunuz metin https://www.psychologytoday.com/us/blog/magical-enlightenment/202110/being-therapist-the-good-bad-and-ugly adresindeki metnin çevirisidir. Metnin çevirisi İsmail Demir tarafından gerçekleştirildi.

Yazar Hakkında

Reid Daitzman, Ph.D., son 50 yılda bir terapist olarak insan doğası hakkında öğrendiklerini keşfeden çeşitli edebi formatları kullanarak bilgeliği ve yaratıcılığı öğretmek, yaşam döngüsü boyunca zihnin yaşamını teşvik etmekle ilgileniyor. Çevrimiçi: www.stamfordpsych.com, LinkedIn

Yorum yapın