Konum

Whatsapp

+90 505 495 4727

Genel

Psikodinamik yaklaşım nedir?

Saul McLeod tarafından yazıldı, 2017 yılında güncellendi.

* Psikodinamik yaklaşım, psikolojideki insan işleyişini kişinin bünyesindeki, özellikle bilinçdışı ve kişiliğin farklı yapıları arasındaki dürtü ve güçlere dayalı bir etkileşim olarak gören tüm teorileri içerir.

* Orijinal psikodinamik teori Freud’un psikanalizidir. Ancak, psikodinamik yaklaşım bir bütün olarak Freud’un fikirlerine dayanan tüm teorileri içerir. Örn. Jung (1964), Adler (1927) and Erikson (1950).

* Psikodinamik ve psikanalitik kelimeleri genellikle karıştırılır. Psikanalitik kavramı Freud’un teorileri için kullanılırken, ‘psikodinamik‘ kavramının hem Freud’un hem de onun takipçilerinin teorileri için kullanıldığını unutmayın.

* Freud’un psikanalizi hem teori hem de terapidir.

Sigmund Freud, 1890’lar ve 1930’lar arasında psikolojiye yönelik psikodinamik yaklaşımın temellerini oluşturan toplu teoriler geliştirdi.

Teorileri klinik verilerden elde edilmiştir -örn. hastalarının ona terapi sırasında söylediklerinden. Psikodinamik terapist genellikle depresyon veya anksiyete ile ilgili rahatsızlıkları olan hastaları tedavi eder.

Temel varsayımlar

Davranışlarımız ve hislerimiz büyük oranda bilinçdışı dürtülerden kaynaklanır:

Bilinçdışı, bilinç tarafından ulaşılamayan fakat yargıları, hisleri ve davranışları etkileyen zihinsel süreçleri kapsar (Wilson, 2022).

Freud’a göre (1915), bilinçdışı insan davranışının birincil kaynağıdır. Tıpkı bir buz dağı gibi, zihnin en önemli kısmı göremediğiniz kısmıdır.

Hislerimiz, dürtülerimiz ve kararlarımız büyük oranda geçmiş tecrübelerimizden ve bilinçdışında depolananlardan etkilenir.

Yetişkinlik dönemimizdeki psikolojik rahatsızlıklar da dâhil olmak üzere davranışlarımız ve hislerimizin kökleri çocukluk tecrübelerimize dayanır:

Psikodinamik teori, çocukluğumuzda yaşadığımız olayların yetişkinlikteki yaşamımızda ve kişiliğimizi şekillendirmede büyük bir etkisinin olduğunu belirtir. Çocukluğumuzda meydana gelen olaylar bilinçdışında kalır ve yetişkinlik döneminde sorunlara neden olur.

Kişilik, dürtülerin çocukluk döneminin farklı zamanlarında (psikoseksüel gelişim dönemi sırasında) farklı çatışmalarla değişmesiyle şekillenir.

Her davranışın, dil sürçmesinin bile, genellikle bilinçdışı olmak üzere bir sebebi vardır. Bu nedenle, her davranışın bir sebebi vardır.

Psikodinamik teori, davranışlarımızın sebebini üzerinde kontrolümüzün olmadığı bilinçdışı faktörler üzerinden değerlendirdiğinden oldukça belirlenimcidir.

Bilinçdışı düşünceler ve hisler, yaygın bir şekilde Freudyen sürçmeler veya dil sürçmeleri olarak bilinen parafrakslar şeklinde bilinçli zihne aktarılabilir. Söylemek istemediğimiz bir şeyi söyleyerek aslında aklımızda olan şeyi ortaya çıkarabiliriz.

Freud, dil sürçmelerinin bilinçdışına bir içgörü sağladığına, bir kaza olmadığına ve dil sürçmeleri dâhil olmak üzere her davranışın önemli olduğuna inanmıştır. (örn. her davranışın bir sebebi vardır.)

Kişilik üç kısımdan oluşur: İd, ego ve süper-ego

İd, kişiliğin ilkel ve içgüdüsel bileşenidir. İd, cinsel (yaşam) içgüdüsü olan ve libidoyu da içine alan Eros ve saldırganlık (ölüm) içgüdüsü Thanatos’u kapsayan ve doğumdan itibaren var olan tüm kalıtsal (biyolojik) kişilik bileşenlerini içerir.

Ego, gerçek dışı id ve gerçek dış dünya arasında ara buluculuk yapmak üzere gelişir. Kişiliğin karar alan bileşenidir. Süper-ego, kişinin ebeveynlerinden veya başkalarından öğrendiği değerler ve toplumsal ahlak kurallarını kapsar.

Bilinçdışının bölümleri (id ve süper-ego) zihnin bilinçli bölümüyle (ego) sürekli bir çatışma hâlindedir. Bu çatışma, egonun savunma mekanizmalarını kullanmasıyla başa çıkılabilecek bir kaygı durumu yaratır.

Psikodinamik özet

  • Temel Özellikler:
    • Üç Kısımdan Oluşan Kişilik
    • Gelişimin Psikoseksüel Evreleri
    • Bilinçdışı
    • Dürtü / İçgüdü Teorisi (Eros, Thanatos)
    • Savunma Mekanizmaları (bastırma)
    • Oedipus / Elektra Kompleksi
  • Metodoloji:
    • Vaka Çalışmaları (Küçük Hans)
    • Rüya Analizi
    • Serbest Çağrışım
    • Projektif Testler (TAT, Mürekkep Testi)
    • Dil Sürçmeleri
    • Hipnoz
  • Varsayımlar:
    • Davranışın başlıca sebeplerinin kaynağı bilinçdışındadır.
    • Psişik determinizm: her davranışım bir sebebi/nedeni vardır. Örn. dil sürçmeleri (özgür irademiz yoktur.)
    • Davranışlar, Eros (Yaşam) ve Thanatos (Ölüm) adı verilen içgüdüsel dürtülerden kaynaklanır.
    • Bilinçdışının farklı bölümleri (id, ego ve süperego) sürekli bir çatışma içerisindedir.
    • Yetişkinlik dönemindeki psikolojik rahatsızlıklar da dâhil olmak üzere davranışlarımız ve hislerimizin kökleri çocukluk tecrübelerimize (psikoseksüel evrelere) dayanır.
  • Freud’un Katkıları:
    • Vaka Çalışmaları (Küçük Hans)
    • Bilinçdışı
    • İçgüdüler / Dürtüler
    • Projektif Testler (TAT, Mürekkep Testi)
    • Savunma Mekanizmaları (örn. Bastırma)
    • Çocukluk Döneminin Önemi
    • Kişilik (id, ego süper-ego)
  • Zayıf Noktalar
    • Vaka Çalışmaları – Öznel yorumlama
    • Bilimsel değil (ampirik bulgularda eksiklik)
    • Fazla belirlenimci (çok az özgür irade)
    • Temsil Etmeyen Örnekler (Viyana’dan)
    • Küçük Hans klasik bir kandırmaca

Psikodinamik teorinin tarihi

Freud’un aklı hocası ve arkadaşı Dr. Joseph Bruer’ın hastası Anna O, 1800 yılından 1882 yılına kadar histeriden muzdaripti.

1895 yılında Breuer ve asistanı Sigmund Freud Histeri Üzerine Çalışmalar adlı bir kitap yazdı. İçeriğinde teorilerini açıkladılar: Her histeri, kişinin dünya anlayışı ile bütünleşemeyen travmatik bir tecrübenin sonucudur. Bu yayım, Sigmund Freud’u “psikanalizin babası” olarak kabul eder.

Freud, 1896’dan itibaren kendi sisteminin kilit noktasını buldu ve bunu psikanaliz olarak adlandırdı.

İçeriğinde hipnoz yerine “serbest çağrışım” kavramını kullandı.

Freud, 1900 yılında psikanalitik hareketin önemini tesis eden ilk büyük işi olan Rüyaların Yorumu kitabını yayımladı.

Freud, 1902 yılındaadı sonradan Viyana Psikanaliz Derneği olarak değişen Çarşamba Psikoloji Derneği’ni kurdu.

Freud, kuruluş büyüdükçe “Komite” adı altında sadık takipçilerinden oluşan bir beyin takımı kurdu. Bu beyin takımına Sàndor Ferenczi, Hanns Sachs, Otto Rank, Karl Abraham, Max Eitingon ve Ernest Jones dâhildi.

Birleşik Devletler’i ziyaretini takip eden yıllarda Uluslararası Psikanaliz Derneği kuruldu. Freud, Carl Jung’u Derneği yönetmek üzere varisi seçti. Avrupa ve diğer yerlerdeki büyük şehirlerde bölge kuruluşları oluşturuldu. Yeni disiplinin teorisini, terapisini ve kültürel uygulamalarını tartışmak üzere düzenli toplantılar ve kongreler düzenlendi.

Şizofreni üzerine olan çalışması Erken Bunama Psikolojisi, Jung’u Sigmund Freud ile işbirliği yapmaya itti.

Jung’un Freud ile yakın işbirliği 1913’e kadar sürdü. Jung, Freud’un libido ve ensest ilişki üzerine yaptığı tamamen cinsellikle ilgili tanımlara gittikçe daha eleştirel bakmaya başladı. Jung’un Wandlungen und Symbole der Libido yayımı, (İngilizce’de The Psychology of the Unconscious olarak bilinir) son noktanın konulmasına neden oldu.

Bu kriz sürecinin oluşumunu takiben Jung, Analitik Psikoloji adı altında sistematik olarak kendi teorilerini geliştirdi. Jung’un kolektif bilinçdışı ve arketip kavramları, Doğu ve Batı’daki inancı, mitleri, simyayı ve uçan daireleri keşfetmesine yol açtı.

Freud’un kızı Anna Freud, çocuklara psikanaliz uygulamada uzmanlaşarak İngiliz psikolojisinde büyük bir güç hâline geldi. Ben ve Savunma Mekanizmaları (1936) en bilinen eserleri arasındadır.

Eleştirel değerlendirme

Psikodinamik yaklaşım, günümüzde birçok psikolojik terapinin dayandığı ilk “konuşma tedavisi” olan psikanalizi ortaya çıkarmıştır.

Psikodinamik yaklaşımın en büyük eleştirel yanı insan davranışını analiz edişinde bilimsellik barındırmamasıdır. Freud’un teorilerinin merkezindeki kavramlardan çoğu özneldir ve bu nedenle bilimsel olarak test edilmeleri zordur.

Örneğin, bilinçdışı zihin veya kişiliğin üç bölümü gibi kavramlar üzerinde bilimsel çalışmalar yapmak ne kadar mümkün olabilir? Bu bakımdan, teorileri deneysel olarak araştırılamayacağından , psikodinamik bakış açısının yanlışlanabilirliği tartışmalıdır.

Yine de bilişsel psikoloji, işlemsel bellek (Tulving, 1972), otomatik düşünce (Bargh ve Chartrabd, 1999; Stroop, 1935) gibi bilinçdışı süreçleri tanımlamıştır ve sosyal psikoloji örtük düşüncenin (Greenwald ve Banaji, 1995) önemini göstermiştir. Bu tür deneysel bulgular, bilinçdışı süreçlerin insan davranışındaki rolünü kanıtlamıştır.

Kline (1989), psikodinamik teorinin hipotezler dizisinden oluştuğunu; bir kısmının diğerlerine göre daha kolay bir şekilde test edilebildiğini, diğerlerinin ise daha fazla destekleyici kanıta ihtiyacının olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, psikodinamik yaklaşımın teorileri kolayca test edilemeyebilir. Ancak bu durum, bu teorilerin açıklayıcı bir gücü olmadığı anlamına gelmez.

Bununla birlikte, psikodinamik teorilerin birçok kanıtı Freud’un vaka çalışmalarından elde edilmiştir. (örn. Küçük Hans, Anna O). Buradaki temel problem, bu vaka çalışmalarının detaylı olarak sadece tek bir kişi üzerinde çalışılması ve Freud’a değinilerek söz konusu kişilerin (hastalarının) çoğunun genellikle Viyana’daki orta yaşlı kadınlardan oluşmasıdır. Bu durum, genellemelerin daha büyük bir nüfusa (tüm dünyaya) yapılmasını zor hâle getiriyor.

Vaka çalışması yöntemi ile ilgili başka bir sorun ise araştırmacıların önyargısını çekmeye yatkın olmasıdır. Freud’un klinik çalışmalarının yeniden incelemesi yapıldığında, teorilerine ‘uyum’ sağlaması için bazı hastalarının vaka geçmişlerinde değişiklik yaptığı görülmüştür.

Hümanistik/ insancıl yaklaşım, psikodinamik bakış açısının fazla belirlenimci olduğu eleştirisinde bulunur. Freud, tüm düşüncelerin, davranışların ve duyguların çocukluk tecrübelerimiz ve bilinçdışı zihinsel süreçlerimiz tarafından belirlendiğini öne sürer. Bu bir zayıflıktır çünkü bu durum davranışlarımız üzerinde özgür irademiz olmadığını gösterir ve kişisel iradeye (özgür irade) pek olanak sağlamaz.

Son olarak, psikodinamik yaklaşım kadınlara yönelik cinsiyetçilik yapması ile eleştirilir. Örneğin, Freud kadınların penise imrendikleri için erkeklerden daha aşağı seviyede olduklarına inanırdı. Ayrıca, kadınların daha zayıf süper-egolar geliştirmeye daha yatkın ve erkeklere göre anksiyeteye daha meyilli olduklarını düşünürdü.

Metnin orijinali

McLeod, S. A. (2017). The psychodynamic approach. www.simplypsychology.org/psychodynamic.html

Referanslar

Adler, A. (1927). Understanding human nature. New York: Greenburg.

Bargh, J. A., & Chartrand, T. L. (1999). The unbearable automaticity of beingAmerican psychologist, 54(7), 462.

Erikson, E. H. (1950). Childhood and society. New York: Norton.

Freud, A. (1936). Ego & the mechanisms of defense.

Freud, S., & Breuer. J. (1895). Studies on hysteria. In Standard edition (Vol. 2, pp. 1–335).

Freud, S. (1896). Heredity and the etiology of the neuroses. In Standard edition (Vol. 3, pp. 142–156).

Freud, S. (1900). The interpretation of dreams. In Standard edition (Vols. 4 & 5, pp. 1–627).

Freud, S. (1909). Notes upon a case of obsessional neurosis. In Standard edition (Vol. 10, pp. 153–249).

Freud, S. (1909). Analysis of a phobia of a five year old boy. In The Pelican Freud Library (1977), Vol 8, Case Histories 1, pages 169-306.

Freud, S. (1915). The unconscious. SE, 14: 159-204.

Freud, A. (1936). The Ego and the Mechanisms off Defense. International Universities Press, Inc.

Greenwald, A. G., & Banaji, M. R. (1995). Implicit social cognition: attitudes, self-esteem, and stereotypes. Psychological review, 102(1), 4.

Jung, C. G. (1907). Ueber die Psychologie der Dementia praecox. Psychological Bulletin, 4(6), 196-197.

Jung, C. G. (1912). Wandlungen und Symbole der Libido: Beiträge zur Entwicklungsgeschichte des Denkens. F. Deuticke.

Jung, C. G., et al. (1964). Man and his Symbols, New York, N.Y.: Anchor Books, Doubleday.

Kline, P. (1989). Objective tests of Freud’s theories. Psychology Survey, 7, 127-45.

Stroop, J. R. (1935). Studies of interference in serial verbal reactions. Journal of experimental psychology, 18(6), 643.

Sulloway, F. J. (1991). Reassessing Freud’s case histories: The social construction of psychoanalysis. Isis, 82(2), 245-275.

Tulving, E. (1972). Episodic and semantic memory. In E. Tulving & W. Donaldson (Eds.), Organization of Memory, (pp. 381–403). New York: Academic Press.

Wilson, T. D. (2004). Strangers to ourselves. Harvard University Press.

E-Posta Aboneliği

İçeriği beğendiniz mi? Benzer içeriklerden ilk siz haberdar olun.

  Gereksiz e-posta gönderilmez.

Photo of author

Pelin Yılmaz

Atılım Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Bölümü mezunu çevirmen. yusufbayalan.com için makale çeviriyor.

Yorum yapın