Kişisel Gelişim Nedir? I Farklı Bir Bakış!

Yazının başlığını oluşturan soru size sorulsaydı cevabınız ne olurdu? Bu soruyu cevapladıysanız şuna da bir bakın lütfen: Bir insanı tuvalinin başından kaldırıp dünyayı cehenneme çevirmeye götüren şey nedir?

Yolum Bakırköy’e her düştüğünde Beyaz Adam’a uğrar, psikoloji ile ilgili yeni bir kitap var mı diye bakarım. Bunun bir pazarlama stratejisi olduğunu bilsem de, sadakat kartıma uygulanan yüzde yirmilik indirim hoşuma gider. Geçenlerde gene böyle dolaşırken bir kitap dikkatimi çekti: Yaratma Savaşı. Yazarı Steven Pressefield, tarihi savaşlar ve liderler üzerine yazdığı romanlarla ve senaristliğini yaptığı savaş filmleriyle tanınıyor. Ama en çok okunan kitabı Yaratma Savaşı olmuş.

“Hiç evinize bir koşu bandı getirip de, tavan arasında kendi haline tozlanmaya bıraktığınız oldu mu? Bir rejimi, başladığınız bir yoga ya da meditasyon programını yarıda bıraktığınız? Sizi ruhani bir çalışmaya, insancıl yardımla ilgili kendinizi adamanızı gerektiren ya da hayatınızı başka insanların hizmetine adayacağınız herhangi bir işe çağıran sesi duymazlıktan geldiğiniz veya geri teptiğiniz? Hiç anne olmak istediniz mi peki? Ya da bir doktor, savunmasız ve yardıma muhtaç kişilerin savunucusu, kendi işinin sahibi, çevreyi korumak, dünya barışına, içinde bulunduğunuz gezegene katkıda bulunmak için savaşan biri? Gecenin bir köründe, olmak istediğiniz insanın, başarmak istediğiniz bir işin ya da olması gerektiği gibi kendini gerçekleştirmiş halinizin görüntüsü gözünüzün önüne geldi mi hiç? Yazmayan bir yazar, resim yapmayan bir ressam ya da henüz hiçbir girişimde bulunmamış bir girişimci olabilir misiniz? O zaman direncin ne demek olduğunu pekala biliyorsunuzdur.”

Kişisel Gelişim ve Direnç

Yukarıdaki satırlar Steven Pressefield’a ait. O direnci, hali hazırda yaşadığımız hayat ile içimizde saklı tutup yaşayamadığımız hayat arasında bize karşı duran güç olarak tanımlar. Ona göre direnç, Hitler’i tuvalinin başından kaldırıp dünyayı cehenneme çevirmeye davet eden şeydir.

Deha Eski Roma’da, her insanın sahip olduğu, bizleri koruyup arzuladığımız kişi olma yolunda bize rehberlik eden kutsal ve dokunulmaz ruhani varlığı temsil eder. Yazar da , ressam da, marangoz da yaratıcı faaliyetlerinde bu merkezden beslenir. Burası kendimizi gerçekleştirme arzumuzu taşıdığımız yerdir. Direnç ise dehanın karşısında duran, ona engel olmaya çalışan güçtür. Nasıl ki deha herkes için geçerlidir, direnç de şöyle ya da böyle herkese varlığını hissettirir.

İnsan için bedava hiçbir şey yoktur bence; ya da bedava olan hiçbir şeyin anlamı olmamalıdır. Bir sınavdan aldığınız yüksek puanı geçirdiğiniz çalışma saatleri anlamlı kılar. Elde ettiğiniz hasadın keyfini ellerinizin nasırından alırsınız. Bu yüzden kendinizi gerçekleştirmek, kişisel dehanıza uygun yaşamak, otantik bir var oluşa sahip olmak elbette kolay olmamalıydı. Şayet başarısızlık ihtimal dahilinde değilse başarının ne hükmü var?

Direnç kişiye özgü çeşitliliği olan evrensel(her insan için geçerli) bir şeydir. Peygamberler, ermişler, çiftçiler, mimarlar, yazarlar, psikologlar kısacası herkes dirençle karşılaşır. Nasıl bir insan olacağımız ve nasıl bir hayat yaşayacağımız dirence vereceğimiz cevapla şekillenecektir. Önümüzde duran kişisel tuvalimize rengini dirençle kuracağımız ilişki verecektir.

Biz, kişisel dehamızla direncimiz arasında seçim yapmanın yorgunluğunu bir ömür taşımak zorunda olan varlıklarız. Biz insanız. Köpekler böylesi bir yorgunluğu bilmez.

Kişisel Gelişime Direnci Nasıl Fark Ederiz?

Bir önceki yazım Resim yapmak mı istersin, savaş başlatmak mı? başlığını taşıyordu ve Steven Pressfield penceresinden kişisel gelişime direncin ne olduğuna odaklanmıştı. O yazıda direnci kısaca, “hali hazırda yaşadığımız hayat ile içimizde saklı tutup yaşayamadığımız hayat arasında bize karşı duran güç” olarak tanımlamıştık. Bu yazıda ise gene Steven Pressfield’tan hareketle direncin günlük hayatta en çok hangi noktalarda karşımıza çıktığına odaklanacağız.

Şunu belirtmek isterim ki herkesin dirençle karşılaştığı noktalar farklı olabilir. Çünkü herkesin taşıdığı insani gelişim potansiyelleri farklılık arz eder; ve direnç dediğimiz içsel engeller bu potansiyelleri gerçekleştirmeye kalktığımızda kendini hissettirir. Bununla birlikte, insanların psikolog, psikolojik danışman ve psikoterapist gibi psikolojik yardım uzmanlarına yönelmelerinin de daha çok bu değişim engelleriyle karşılaşmaları sonucunda gerçekleştiğini düşünüyorum.

Öncelik sırası gözetmeden direncin en yoğun yaşandığı noktaları şöyle sıralayabiliriz:

  • Resim, müzik, tiyatro gibi herhangi bir yaratıcı sanat çalışmasına girişme isteği,
  • İş kurma ya da benzeri bir girişimcilikte bulunma isteği,
  • Beslenme ya da sağlıkla ilgili herhangi bir rejim programına başlama,
  • Ruhani gelişimle ilgili herhangi bir programa başlama,
  • Zararlı bir alışkanlık ya da bağımlılıktan kurtulma amacıyla düzenlenmiş bir programa başlama,
  • Her türlü eğitim,
  • Kendimizdeki işlevsiz bir düşünce ya da davranış biçimini değiştirme kararı da dahil olmak üzere, her türlü siyasi, ahlaki ya da manevi cesaret,
  • Başkalarına yardımcı olmayla ilgili herhangi bir girişim,
  • Evlenme, çocuk sahibi olma gibi yürekten bağlılık ve sorumluluk gerektiren bir eylem,
  • Hayatın getirdiği doğal sorunlar karşısında ilkeli bir şekilde ayakta durabilme,

Yukarıdaki listeye eminim siz de pek çok şey ekleyebilirsiniz. Steven Pressfield tüm bunları “Anlık hazlar yerine uzun vadeli bir gelişim, sağlık ve bütünlük haline ulaşmayı amaçlayan her türlü eylem” olarak özetliyor ve ekliyor: Yüksek benliğimizden kaynağını alan her türlü eylem.

Listeye yapacağınız eklemeleri bu yazının yorum kısmından benimle paylaşırsanız muhabbetimizi güzelleştirmiş olursunuz. Bir sonraki yazım ?Direncin özellikleri? üzerine olacak. Kişisel direncinizle mücadelenizde başarılar!

Kişisel Gelişime Direncin Özellikleri Nelerdir?

Bu yazıyı okumadan önce, şayet okumadıysanız Kişisel Gelişime Direnç ve Kişisel Gelişime Direnç Alanları Nelerdir? yazılarını okumanızı öneririm. Çünkü bu yazı onların devamı niteliğinde olacak.

İlk iki yazımda kişisel gelişime engel olan direncin ne olduğu ve nerelerde görüldüğü üzerinde durmuştum. Kişisel gelişimi insanın doğal bir eğilimi, direnci de kişisel gelişim arzumuza karşı duran güç olarak tanımlamıştım. Bu tanımlamalarda Steven Pressfield’ın Yaratma Savaşı kitabını referans almıştım. Bu yazıda da aynı referans kaynağından hareketle kişisel gelişime direncin özelliklerini ele almaya çalışacağım.

  • Direnç görünmezdir: Direnç elle tutulup gözle görülebilir bir şey değil, daha çok hissedilebilir bir şeydir. Genelde bu hissi içimden gelmiyor ifadesiyle dile getiririz. Direnç negatif bir güç olmasına rağmen pozitif formlarda kendini gösterebilir. Mesela kitap okumak kişisel gelişim açısından pozitif bir tutum iken, ertesi gün önemli bir sınavı olan öğrenci için direnç göstergesi olabilir.
  • Direncin kaynağı içimizdedir: Pek çoğumuz, gelişimimizin önündeki engelleri dış kaynaklarda ararız. Çevre şartlarını, anne babamızı, çocuklarımızı, eşimizi, öğretmenlerimizi vb. engel olarak algılarız çoğunlukla. Oysa tüm bu faktörler kişisel gelişim direncimizi şekillendirse ya da artırsa bile direnç bizim içimizde vardır. O içimizdeki düşmandır.
  • Direnç sinsidir: Biz dirence teslim olduğumuzda durumu teslimiyet olarak değil de bir normallik olarak algılarız. Yani direnç bize şöyle bir cümle kurdurtmaz: Ben kişisel gelişimime engel oluyorum. Onun yerine, bahane bulma, akıl yürütme, başkalarını suçlama gibi yöntemleri kullanmamızı ister.
  • Direnç acımasızdır: Direnç bizim yok olmamız için elinden geleni yapar. Bu satırları yazarken fark ettiğim şey şu oldu: kişisel gelişim yaşam içgüdüsü (libido) ise kişisel gelişime direnç ölüm içgüdüsü(thanatos)dür. O yüzden temel derdi öldürmektir. Bu ölüm fiziksel ya da psikolojik olabilir.
  • Direnç size kişisel davranmaz: Direnç ya da ölüm içgüdüsü tabiatta bulunan bir güçtür. Eylemlerinde objektiftir; yani meselesi bizimle değildir. Bu açıdan bakıldığında “Direnç neden vardır?” sorusu “Yağmur neden (nasıl değil) yağar?” sorusu gibi cevapsız kalır. Bunun yerine “Direncin çalışma prensipleri nelerdir?”, “Kişisel gelişime engel olan dirençle nasıl başa çıkabiliriz?” gibi sorular daha işlevseldir.
  • Direnç hata yapmaz: Yağmurun yanlış zamanda yağma ihtimali olmadığı gibi kişisel gelişime direncin de hata yapma ihtimali yoktur. Bu yüzden direnci kendi lehimize kullanmamız daha akıllıca bir tutum olacaktır. Direnci en yoğun yaşadığımız nokta, aslında kişisel gelişim potansiyelini en yoğun taşıdığımız alanı bize gösterecektir. Bu yüzden de bir istek ya da eylem kişisel gelişimimiz için ne kadar önemliyse direnç de o kadar sert olacaktır.
  • Direnç evrenseldir: Kişisel gelişime direncin evrensel olduğunu, yani peygamber, bilge, öğretmen, kasiyer, yazar demeden herkesin hayatında var olduğunu unutmamamız gerekir. Bu yüzden mesele kişisel gelişim direncimizle nasıl başa çıktığımızdır.
  • Direnç korkularımızdan güç alır: Bu korkular kişisel gelişimimiz için aşmamız gereken korkulardır. Yalnızlık korkusu, terk edilme korkusu, çaresizlik korkusu, başarısızlık korkusu, dışlanmışlık korkusu gibi kişisel korkularımız direncin yakıtıdır.
  • Direnç hedefe yaklaştıkça sertliğini artırır: Şöyle bir fıkrayı çocukluğumuzda çokça anlatırdık: “İki akıl hastası, tımarhaneden kaçmaya kalkar. Ancak çıkmaları gereken yüz merdiven vardır. İkisi de doksan sekiz merdiveni çıkmış fakat doksan dokuzuncuda biri ötekine çok yorulduğunu söyler. Öteki de ona katılır ve özgürlüğe iki merdiven kala geri dönerler.” Doksan dokuzuncu merdivende duran şeyin adıdır direnç!
  • Direnç kendine müttefik toplar: Steven Pressfield kişisel gelişime direnci kendi kendini sabote etmek olarak da tanımlar. Biz kendimizi sabote ederken işimizi kolaylaştıracak müttefikler buluruz. Kendimiz olmaya, içimizdeki yaşama güdüsünü harekete geçirmeye başladıkça etrafımızdaki ölmek üzere olanlar bizi eleştirmeye başlayabilir. Mesela kitap okudukça kendilerini yalnız bırakmamızdan şikayet edebilir, geçici dünyada boş işlerle uğraşmamamız için bize telkinde bulunabilirler. Bir anne olarak asıl işimizin çocuğumuzla ilgilenmek olduğunu, resimle uğraşmamızın lüzumsuz olduğunu bize söyleyebilirler. Bu yüzden çok dikkatli olmalı ve kendimize şu soruyu sormalıyız: Şöyle ya da böyle davranırsam zamanla nasıl bir sonuç elde ederim?

Ben bu yazıyı yazarken, aynen diğer yazılarımda olduğu gibi kişisel gelişim sürecime ve kişisel direncime dönük pek çok şeyi fark ettim. Umarım sizin için de öyle olmuştur.

Bir sonraki yazım kişisel gelişime direncin semptomları (belirtileri) üzerine olacak. Bu yazıya soru, öneri ya da görüşlerinizle katkıda bulunmanız beni mutlu edecektir. Muhabbetle.

Kişisel Gelişime Direndiğinizi Nasıl Anlarsınız?

Daha önceki yazılarımda kişisel gelişime direncin ne olduğu, hangi noktalarda kendini gösterdiği ve özelliklerinin neler olduğu üzerinde durmuştum. Bu yazımda ise kişisel gelişime direncin semptomlarını, belirtilerini ele alacağım; gene Steven Pressfield önderliğinde.

Aşağıda üzerinde duracağım noktaları hayatınızda fazlaca görüyorsanız kişisel gelişiminize direnç gösterdiğinizi düşünebilirsiniz:

  • Erteleme: Kişisel gelişime direncin en sık karşılaşılan belirtilerinden biridir. “Bu gün değil yarın yaparım.”, “Daha sonra hallederim.” gibi cümlelerle kendini gösterir erteleme. Erteleme, kendini masumiyetle birlikte sunar bize. Çünkü, “Yapmaktan vazgeçmiyor, sadece erteliyoruz.” Oysa geriye dönüp baktığımızda bu masum ertelemelerin nelere mal olduğunu görebiliriz. Erteleme (procrastination), çok ileri boyutlara taşındığında ciddi bir sorun halini alıp, kendimizle ilgili yetersiz, başarısız, işe yaramaz gibi algılar geliştirmemize yol açabilir. Bu yüzden, ertelemeyi bir fırsata dönüştürmeliyiz belki de ve hemen şimdi başlamalıyız. “Neyi erteliyorum ?” sorusunu sorup kendimize, mazeret üretmeden işe koyulmalıyız.
  • Seks: Seks, normalde çok doğal bir yaşantı iken, bazen kişisel gelişime direncin bir belirtisi olabilir. Kişisel gelişimimiz için gerekli olan çalışmak ve sorumluluk almanın yerine seks bize daha çekici gelir. Çünkü seks çok ciddi bir haz kaynağıdır. Tabii ki her cinsel yaşantı bir direnç göstergesi değildir. Ancak, hayatımızla ilgili ciddi eylemler bir kenarda dururken zihnimiz sürekli cinsellikle meşgulse bir dirençten ve kaçınmadan bahsedebiliriz. Aynı şekilde uyuşturucu, alışveriş, mastürbasyon, televizyon seyretme, yemek yeme, kitap okuma gibi pek çok haz kaynağı da cinsellik gibi değerlendirilebilir.
  • Başımıza gelen aksilikler: Bazı insanların hayatından aksilikler eksik olmaz! Belki de cümleyi şöyle kurmalıydım: Bazı insanlar hayatlarındaki aksilikleri sürekli gündem yaparlar. Sürekli hasta olmak, kaderin cilveleriyle karşılaşmak, bir şeylere hep geç kalmak vb. birer kişisel gelişime direnç göstergesi olabilirler. Mesele şudur: Hayatımızın merkezinde ne var? İnsan olarak kendimizi geliştirmek mi, başka şeyler mi?
  • Kişisel dramalar: Bazı insanlar hayatlarını bir drama gibi yaşamaya eğilimlidirler. Hep terk edilmiş, hep aldatılmış, hep yalnız kalmıştır onlar. Onlara sorsanız bütün bu olup bitenlerde hiçbir sorumlulukları yoktur. Onlar kader kurbanıdırlar. Tabii ki insan hayatının her yönünü her zaman kontrol edemez. Ancak çoğu durumda da kader, kişisel gelişimden kaçış aracı olarak kullanılmaktadır.
  • İlaç kullanımı: Steven Pressfield, ilaç kullanma alışkanlığının da bir direnç göstergesi olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Bununla birlikte zamanın ekonomik sisteminin de hastalık ve ilaç üreticisi olduğunu düşünüyor ki bu bakış açısı beni ona daha da yakın hissettirdi. Mesela düzenli uyumak yerine, baş ağrısı ilaçları kullanan, düzenli beslenmek yerine diyabet ilaçlarına mahkum insanlara ne demeli. Bu demek değildir ki hiçbir ilaç işe yaramaz ya da hastalık yoktur. Ancak hastalık da bir direnç göstergesi olabilir.
  • Mağduriyet: Hepimiz hayatta başkaları tarafından mağdur edilebiliriz. Ancak mağduriyet algısı başka bir şeydir. Bir kendini tanımlama şeklidir. Aynı zamanda bir pasif agresif tutumdur. Etraftaki insanları kontrol etme yoludur. Danışanlarımdan birinin annesini hatırladım şimdi. Şayet çocuklarını kontrol etmekte zorlanırsa hemen hastalanıyor, bayılıyor ve kontrolünü kaybediyordu. Çocukları da “Böyle yaparsam annem üzülür, hasta olur.” diye düşünerek davranışlarını ona göre ayarlamak zorunda hissediyorlardı kendilerini. Sonuç: annenin dediği oluyor ve bağımlılığı artıyor.
  • Eş seçimi: Steven Pressfield’a göre, dirençlerini tanımayan ve onlarla başa çıkmayan insanlar, dirençleriyle daha iyi başa çıkabilen insanları çekici bulabilirler. Ancak ilginç olan şu ki, bunlar eşlerinden bir şeyler öğrenmek yerine bilerek ya da bilmeyerek onların da kişisel gelişimlerine engel olmaya çalışırlar.
  • Korku: Korku, yaşamak istemesek de çok işlevsel bir duygudur aslında. Bize bir sorunun var olduğunu gösterir. Dolayısıyla hayatımızdaki bir değişimle ilgili korku yaşıyorsak orda bizim için önemli bir gelişim fırsatının var olduğunu düşünebiliriz. Ölüm korkusu, yalnızlık korkusu, terk edilme korkusu, reddedilme korkusu gibi korkular en temelde gerçekçi olmalarına rağmen bazen hayatımızı istila edecek şekilde bizi kuşatabilirler.
  • Hayal: Direnç, bize hedef oluşturmak için cesaret veren hayal gücümüzü ele geçirirse bizi hayalperestliğe mahkum eder. Biz de sadece hayal kurarak arzu ettiğimiz şeylerin gerçekleştiği hissine kapılabiliriz.
  • Eleştiri: Kişisel gelişimi için çaba sarf edemeyen insanlar eleştirilmekten alabildiğine korkarken başkalarını eleştirmekte de alabildiğine hak sahibi olduklarına inanırlar. Eleştirilme şayet gerçekçi olursa bize kendimizle ilgili çok önemli ipuçları sunabilir. Başkalarını çok fazla eleştirme ise kendi sorumluluklarımızdan bir kaçış olabilir.

Kişisel gelişime direnç kendini herkesin hayatında farklı şekillerde gösterebilir. Bu yüzden, dirençlerinizi anlamada kendinizi bu yazıyla (ya da kitapla) sınırlandırmayın. Kendi direncinizle ilgili farkındalıklarınızı da lütfen benimle paylaşın.

Kişisel Gelişim Direncini Nasıl Aşabiliriz?

Daha önceki yazılarımda kişisel gelişime direncin ne olduğunun, hayatımızın hangi alanlarında kendini gösterdiğinin, özelliklerinin ve belirtilerinin üzerinde durmuştum. Bu yazımda ise Steven Pressfield’ın Yaratma Savaşı kitabından hareketle kişisel gelişim direncini aşma yollarını ele almaya çalışacağım.

Biz insanlar, sadece insana özgü varoluşsal bir durumla karşı karşıyayız: bir yanımız sahip olduğumuz potansiyelleri gerçekleştirme eğilimi taşırken bir yanımız bu gelişime direnç gösterir. Herkesin gelişim potansiyelinin ve buna karşı oluşan direnci aşma şeklinin de farklı olacağını hatırlatmak isterim.

İsterseniz, dirençle başa çıkmamıza yardım edecek bazı ipuçları üzerinde durmaya çalışalım:

  • Anlam meselesiyle yüzleşmek: İnsanın en temel meselesi bence anlam meselesidir. Bu mesele “Ben kimim?”, “Varoluşumun en temelde anlamı ne?”, “Ben neden varım?” gibi sorularla kendini gösterir. Anlam, hayatımızın her anına, bütün yapıp etmelerimize rengini veren temeldir. Ders çalışmamız, çocuğumuz için bin bir zahmete katlanmamız, kitap okumamız, su tesisatı yapmamız vb. bir anlama bağlı olarak gerçekleşirse ancak anlamlı olur. Anlam sorununu aşamadan gerçekleştireceğimiz kişisel gelişim çabası güdük ya da kısır olacaktır. Çünkü ne yapacağımızdan daha önemlisi neden / ne amaçla yapacağımızdır. Öyle ya; kişisel gelişim potansiyelimizi gerçekleştirmek için neden / ne amaçla uğraşalım ki?
  • Gelişimi ve direnci kabul etmek: İlk yapmamız gereken şey, insani gerçekliğimize razı olmaktır. Yani, bir yanımızın gelişmek için can atarken öteki yanımızın buna direnç gösterdiğini kabul etmek kişisel gelişimin girizgâhıdır. Aslına bakarsanız, direnç yoksa kişisel gelişimin bir anlamı olmadığına da söyleyebiliriz. Çünkü kişisel gelişim dediğimiz şey, zorlukların üstesinden gelme ile alakalı değil midir?
  • Kişisel gelişim alanlarımızı netleştirmek: Kişisel gelişim hayatımızın her alanına dair kullanabileceğimiz bir kavramdır. Kendimizle ilişkimizde, dünyayla ilişkimizde, hayatımızdaki diğer insanlarla ilişkimizde ve Allah’la ilişkimizde kişisel gelişimimizden bahsedebiliriz. “Kendimizi nasıl geliştirebiliriz?”, “Mesleğimizde nasıl daha başarılı ve faydalı olabiliriz?”, “İnsanlarla (eşimiz, arkadaşımız, çocuğumuz vb.) muhabbetimizi nasıl artırabiliriz?”, “Daha iyi bir kul nasıl olabiliriz? (Tabii ki Müslüman isek)” gibi sorular bizi kişisel gelişimimize yönlendirebilir.
  • Sabırlı olmak: Dirençle mücadele bir ömür boyu sabır gerektirmektedir. Bizi geliştirecek her eylemimizde dirençle karşılaşacağımızı bilmeliyiz. Okuyacağımız her kitap, gireceğimiz her sınav, yazacağımız her yazı, çekeceğimiz filmin her sahnesi, her sabah namazı, çocuğumuzla geçireceğimiz her dakika, arkadaşımıza edeceğimiz her iltifat, eşimize göstereceğimiz her güler yüz, her akraba ziyareti, her toplantı, her plan, her iş görüşmesi, her ders vb. bizim için zorlayıcı olabilir. Ancak zorlandığımızda geri adım atmamalıyız. Unutmamalıyız ki geriye doğru attığımız her adım direnç ateşinin yakıtı olacaktır.
  • Sınırlarımızı kabul etmek: Kişisel gelişimle ilgili bize sunulan en yanlış önermelerden biri her istediğimizi yapabileceğimiz yönünde olanıdır. Bu son derece çocuksu bir beklentidir. Kesinlikle hayır! Her istediğimizi gerçekleştirme şansımız yok. Kitap okumak için koltuğunuza oturursunuz fakat diş ağrınız size engel olabilir. Biz Tanrı değiliz. Sadece tercihlerde bulunan ve tercihleri doğrultusunda adım atma çabası güden varlıklarız. Sonuçlardan değil tercihlerden ve eylemlerden sorumlu tutmalıyız kendimizi bence. Neyi tercih ettiğimiz ve ne yaptığımız, elde ettiklerimizden daha önemli olmalıdır bence. Yani amaç sevimli olmak olmalıdır, insanların bizi sevmesi değil. İkisinin aynı şey olduğunu düşünüyorsanız biraz daha düşünmenizi öneririm.
  • Hayatı ciddiye almak: İnsanın yaşaması çok ciddi bir iştir. Hayatı ciddiye almak, onun geçiciliğini ve vaktimizin sınırlı olduğunu kabul etmektir. Yaşamımızın ciddiliği asık suratlı olmamızı gerektirmiyor. Tam tersine tüm ciddiyetiyle eğlenmeliyiz! Eğlencemize enerjisini ölüm vermelidir.

Klavyemin başına oturduğumda Steven Pressfield’den alıntılar yapmayı düşünüyordum. Ancak yazı ile birlikte çok daha farklı noktalara sürüklendim. Umarım benim için olduğu gibi sizin için de faydalı bir yön sapması olmuştur bu durum.

Bu yazı dizisinin sonunda Yaratma Savaşı kitabını okumanızı tavsiye ederim size. Muhabbetle kalın.

Şema terapi, diğer terapi (psikoterapi) yöntemleri gibi bir kişisel değişim metodu olarak düşünülebilir. Bu açıdan bakıldığında şema terapinin de diğer terapi yöntemleri gibi temel amacı, insan hayatında işlevsel, doyum verici değişimler sağlamaktır.

Şema terapi değişim felsefesini 7 temel varsayım/inanç üzerine inşa eder. Bu inançların doğruluğu ancak, hayata geçirildiklerinde ispatlanmış olur.

Kişisel Gelişim ve Değişim Varsayımları

Şema terapinin değişimle ilgili 7 temel varsayımı şunlardır:

1. Varsayım: Şema terapinin değişimle ilgili ilk varsayımı şudur: Hepimizin mutlu ve tatmin olmak isteyen bir yanı/tarafı var. Şema terapiye göre insan tek yanlı/taraflı bir varlık değildir. Söz gelimi bir insanın terk edilmiş, çaresiz, eleştirel, kuralcı, mükemmeliyetçi, suçlu hisseden, korkan, atılgan yanları olabilir. Mutlu ve tatmin olmak isteyen yan diğer sağlıksız yanlar tarafından bastırılsa da uygun bir destekle varlığını ve önemini hissettirecektir. Mutlu ve tatmin olmak isteyen yan kişinin değişim için destek alabileceği yanıdır.

2. Varsayım: Şema terapi ikinci olarak, tatmin edildiği zaman bir çoğumuzu daha mutlu edecek bir kaç temel ihtiyaç veya isteğimizin olduğunu var sayar.

Bu ihtiyaçlar: diğer insanlarla iyi ilişkiler kurma ve bağlılık hissetme ihtiyacı, bağımsız, özerk olma ihtiyacı, arzulanan, yetkin, başarılı, çekici ve değerli olduğunu hissetme ihtiyacı, – akranlarımızın arasında iyi insan olma; isteğimizi ve hislerimizi başkalarına ifade etme, kendiliğimizi ortaya koyma ihtiyacı; zevk, eğlence ve yaratıcılık ihtiyacı, bizi doyuran ilgi alanlarımızın, hobilerimizin ve aktivitelerimizin olması; ve başkalarına yardım etme, ilgi ve sevgi gösterme ihtiyacı şeklinde ifade edilebilir.

Şema terapi, bu temel ihtiyaçlarımızı giderme şeklimiz ya da gideremememizin oluşturacağımız kişilik yapımız ve yaşam biçimimiz üzerinde etkili olacağını ifade eder.

3. Varsayım: İnsanlar değişebilir.

Bu, bütün terapi yaklaşımlarının peşinen kabul ettiği bir varsayımdır. Ancak pek çok insan değişimin mümkün olmadığını, insanın böyle gelmiş böyle giden bir varlık olduğunu düşünmektedir. İnsanın değişemeyeceğine inanan görüş, kişiliğin çok erken yaşlarda şekillendiğine ve bu şekle müdahale edilemeyeceğine inanır. Şema terapi bu düşünceye çok net bir şekilde karşı çıkar. Çünkü, hayatta ve özellikle de terapi sürecinde pek çok insanın çok ciddi değişim/gelişimler gösterebildiğine şahit olmaktayız. Değişim sürecinin zor olması imkansız olduğu anlamına gelmez.

Bence bu iki yaklaşım(değişimin mümkün olduğunu savunan ile mümkün olmadığını savunan)ın hangisinin doğru olduğuna odaklanmaktan ziyade varsayım olarak işlevselliklerine bakmalıyız. Yani “İnsanın değişimi/gelişimi mümkündür.” diyen bakış açısının insan hayatına katkısı ile “İnsanın değişimi/gelişimi mümkün değildir.” yaklaşımının insan hayatına katkısı nedir? Meseleye bu pencereden bakmak bana daha ufuk açıcı gelmektedir.

4. Varsayım: Hepimizde değişimi reddeden güçlü eğilimler var.

Pek çoğumuz hayatımızı otomatik bir tutum içinde yaşamaktayız. Düşünme, hissetme, ilişki kurma biçimlerimizi hayatımıza olumsuz etki etseler bile sürdürürüz. Mutlu ve tatmin olmak isteyen yanımıza rağmen alışkanlıklarımızla yaşamaya devam ederiz. Çünkü bu örüntüler bizim için rahat ve tanıdıktırlar. Bu yüzden değişim/gelişim dediğimiz olgu bilinçli bir çabayı gerektirmektedir.

5. Varsayım: Şema terapi kişisel değişimde beşinci varsayım olarak şunu dile getirir: Hepimizin acıdan kaçmak için güçlü eğilimleri var. 

Değişim için pek çok ruhsal acıyla ve durumla yüzleşmemiz gerekebilir. Bu yüzden acıdan kaçınan yanımız değişime direnç gösteren bir unsur olarak kendini göstermektedir. Acıdan kaçınmak o an için acı hissetmemize engel olsa bile uzun vadede daha yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Mesela alkol bağımlısı olma, aşırı yemek yeme, kendimizi duygusallığa kapatma gibi kaçınma mekanizmalarının sonuçları uzun vadede çok yıkıcı olabilmektedir.

6. Varsayım: Şema terapi değişim için altıncı varsayım olarak şunu söyler: Değişim için tek ve evrensel bir yöntem yoktur.

Değişim süreci, herkes için farklı şekilde işleyebilir. Mesela bazı insanlar ani ve net kararlarla değişimi gerçekleştirebilirken, bazıları daha aşamalı bir yolu tercih edebilir. Bazıları için bilişsel teknikler daha işlevsel olurken bazılarına duygusal teknikler daha faydalı olabilir. Bu yüzden şema terapi gibi çok yönlü teknik araçlara sahip terapi modelleri, diğer modellere göre daha fonksiyonel olmaktadır.

7. Varsayım: Değişim, kişisel bir amaç yaratma ihtiyacı içerir.

Şemaların iyileşmesi değişim için son derece önemli bir adım olsa da tek başına değişimi ifade etmez. Şemaların, değişimin önündeki engeller olarak iyileştirilmesi gerekir; ancak değişim bunun da ötesine geçen bir süreci ifade eder.

Kişisel amaç yaratmak için doğal eğilimlerimizi keşfetmemiz gerekir. Bu eğilimleri, şu ya da bu sebeple şimdiye kadar fark edememiş olabiliriz. Ancak genel anlamda hayatımızı değerlendirdiğimizde; ben kimim? hayatımın anlamı ne? gibi sorulara verdiğimiz cevaplar bizi tatmin etmiyorsa yeniden hayatımız ve değişim üzerine düşünmemiz gerekiyor demektir.

Doğal eğilimlerimiz için en iyi ipucu duygularımız ve bedensel duyumlarımızdır. Şayet hayatımızda huzur yoksa işlerin iyi gitmediğini söyleyebiliriz. Huzur, zor şartlarda yaşasak bile, şayet zorluklar bizim için anlamlıysa hissedilebilecek bir duygudur. Bu yazının sonunda şu sorunun sizi rahatsız etmesini istiyorum: Bütün hayatımı değerlendirdiğimde, kendimi ne kadar huzurlu hissediyorum?

Kaynak: Hayatı yeniden keşfedin, Jeffrey E. Young veJanet S. Klosko, Psikonet yayınları, 2011

“Kişisel Gelişim Nedir? I Farklı Bir Bakış!” için 4 cevap

  1. Neye direnc gosterdigimden cok eminim ve kirmak adina bu yolda savas vermeye basladim.. fakat umudum nekadar onemli oldugunu ara sira hatirlatiyor bana bazen icimden bir ses hep ayni kalacaksin bu degisecek gibi birsey degil diygular degismez somut olsa keser bicer dikersin diyor buda uzuyor beni.. bana tavsiye edebileceginiz bisey varmi. Cok tesekkur ederim

    1. merhaba. her şey değişir, duygular dahil. siz istemeseniz de değişir. korkunuza teslim olmayın.

  2. Merhaba Yusuf Bey,
    Şemalarla ilgili orta düzeyde duygusal yoksunluk ve kusurluluk şemam var, öncesinde ciddi regresyon seansları aldım, beni sürekli kurban ve çaresiz hissettiren anılarımın büyük çoğunluğu hafifledi, değişim başladı ve bu şemalar benim son durumum, şemaların değişmesi uzun zaman alıyor elbetteki, oluştukları gibi.. benim size sorum: regresyon ve Access gibi geri plan çalışmaları şemaların oluşturdukları duygusal yükü hafifletip değişmeye katkı sağlar mı? hayatı yeniden keşfedin kitabındaki yöntemleri “yaparak” mı yoksa diğer geri plan(bu şemaların oluştuğu anılar üzerinde) çalışmaya devam etmelimiyim? hızlı bir dönüşüm için tavsiyeniz nedir?

    1. merhaba.psikoterapi literatüründe 400’den fazla yöntem vardır. bunların her biri de kendince işlevseldir. “şema” kavramının anlattığı şeyi, başka bir kuram, başka bir kavramla ifade edebilir. dolayısıyla, bizim şema dediğimiz yapıya, başka yöntemlerle de müdahale dilebilir.
      bütün bunlarla birlikte, sizin bahsettiğiniz yöntemleri ben bilmiyorum. bu yüzden haklarında bir şey diyemem. ancak, şema terapide de anılarla çalışılır. muhabbetle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir