Psikoloji Kitapları

İnsanın Dört Zindanı

İnsan nedir? Ne çetin, ne çetrefil bir soru! “İnsan yaşamının en büyük sorunu insan sorunudur.” diyor Rahmetli Ali Şeriati. Hem doğru soruyu bulmanın heyecanı hem üstada özlemle aldım İnsanın Dört Zindanı adlı kitabı elime. Lise yıllarımın izlerini yeniden görmek ölümü hatırlatıyor: Geçiyor zaman.

İnsanı tanımlayışımız hayatı ve ölümü tanımlayışımızdır; insanı kavrayışımız hayatı ve ölümü kavrayışımız. İnsanın bilinçli, doğru ve mantıki bir tanımına ulaşmadıkça hiç bir sorun çözülemez. Zamane insanının kafası karışık değildir bu konuda; çünkü İsmet Özel’in dediği gibi karışıklık kafanın çalıştığını gösterir. Oysa zamane insanının kafası bu konuya pek çalışmıyor.

Ali Şeriati, insanı tanımlamaya çalışırken Kuran’ı referans alır. Kuran’da insana ilişkin iki sözcük kullanılır: Beşer ve İnsan. Beşer dendiğinde kastedilen, varlıkların gelişim sürecinde yeryüzüne gelmiş bulunan, bu gün de yaşamakta olan ve bu türden üç milyar bireyin şimdi de yeryüzünde eylemde bulunduğu iki ayaklı canlı varlıktır. İnsan dendiğinde ise olağan-dışı üstün ve bilmecemsi gerçek anlaşılır. Bu durumda iki insan tanımı vardır: birisi biyolojinin konusu olan beşer, diğeri ise şairin üzerinde konuştuğu, feylesofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insan.

Beşer olmak bir tercih meselesi değildir, çünkü beşer olarak doğulur. Fakat insan olmak bir tercih ve çabanın ürünüdür. Beşer, içerisinde insan olmayı bir ülkü olarak taşır. İnsan durağan bir nokta değil sürekli bir oluş halidir. İnsanlığın nihai hedefi Allah’ın boyasıyla boyanmak’tır. İnsan olmak Allah’a doğru bir yolculuktur.

İnsanın üç özelliği vardır: Bilinçlilik, seçme yeteneği ve yaratıcılık. İnsanın bütün diğer özellikleri bu üç özellikten kaynaklanır. Şu halde her birimiz öz benliğinin bilincine varabildiği, gerçekten seçim yapabildiği ve sonra da doğada olmayanı meydana getirebildiğimiz ölçüde insan olabilmekteyiz.

İnsan bütün doğada kendi varlığının bilincinde olan yegane varlıktır. Benlik bilincini, kendi niteliğini (keyfiyet) ve yaratılışını, öz yapısını; evrenin niteliğini ve öz yapısını; kendisi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve neliğini algılama (idrak) şeklinde tanımlayabiliriz.

İnsan seçebilen bir varlıktır. İnsan her şeye baş kaldırabilen, her şeyi reddedebilen ya da kabul edebilen bir varlıktır. Seçeneklerini yaratamasa bile seçenekler arasında tercihte bulunabilir insan. Bu, insan olma sürecinin en üst aşamasıdır.

Yaratıcılık, insana özgü üçüncü önemli özeliktir. Yaratıcılıktan kasıt yoktan var etme değil, eldekilerden elde olmayanı üretmektir. Yaratıcılık sanayiden sanata kadar pek çok alanda geçerli olan bir yetenektir.

Yukarıda sıralanan üç özellik de Tanrısal özelliklerdir. Buradaki Tanrısallık kesinlikle Allah’a ortaklık anlamında değil, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak anlamındadır.

Ali Şeriati’ye göre insan olmamızın önündeki engelleri/zindanları bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım. Şayet bu yazı yeterince yorucu olduysa, sizi Ali Şeriati’nin İnsanın Dört Zindanını okumaya davet ediyorum! Muhabbetle?İnsanı insan yapan üç temel özelliğini, bilinçli olmak, seçim yapabilmek ve yaratıcılık olarak tarif etmişti Ali Şeriati. Normal şartlarda, beşer olarak doğan varlık, insanlaşma ülküsünü kendi içinde taşır. Ancak bazı engeller dolayısıyla insanlaşmak kesintiye uğrayabilir. Bu engeller / zindanları Şeriati şu şekilde özetlemektedir:

  • İdeolojik yaklaşımlar: Zindanların ilk grubunu ideolojik yaklaşımlar oluşturur. Maddecilik (Materyalizm), en baştan insanı sadece maddeye indirgeyerek, Doğalcılık (Natüralizm) insanı bilinçsiz doğanın bir ürünü şeklinde algılayarak, İlahi Meşiyyet (İlahi iradenin her şeyi yönetmesi ve insana seçim hakkı bırakmaması) anlayışı insanı Tanrısal mecburiyete düçar ederek insana zindan olurlar.
  • Historizm (Tarihselcilik): Historizme göre insan, sadece tarihin üretimidir. Buna göre bütün yapıp etmelerimiz, içinde bulunduğumuz tarihsel durumla ilgilidir. Doğup büyüdüğünüz tarihsel şartlar sizi şekillendirir, sizin kişiliğinizi oluşturur. Bu anlayışa göre, nasıl ki ten rengimizi doğa veriyor ruhumuzun rengini de tarih vermektedir. Tarihselciliğe göre İkibinli yıllarda Türkiye’de değil de başka bir yerde yaşasaydık bambaşka insanlar olacaktık.
  • Sosyolojizm (Toplumbilimcilik): Bu görüş toplumun ve toplumbilimin insan üzerinde temel belirleyici olduğunu kabul eder. Sosyolojizm doğanın ve tarihin etkilerini bir ölçüde kabul ederek beni ortaya çıkartanın üzerimizde egemen olan sosyal yapı olduğunu iddia eder. Bizim cömert, üçkâğıtçı, adil vb. olmamız içinde bulunduğumuz sosyal yapı tarafından belirlenmektedir ona göre.
  • Biyolojizm (Dirimbilimcilik): Bu görüş biyolojiyi temel alır. Biyolojizm, insanın fizyolojik (bedensel) ve psikolojik (ruhsal) özellikleri bütününün temel belirleyici olduğunu ileri sürer. Buna göre her birey dirimbilim kanunları içinde ve bunlara göre yaşar. Mesela bu görüşe göre zayıf kimseler akıllı şişmanlar sevecen olabilir.

Sayılan bütün bu zindanların ortak özelliği, insanın seçim hakkını elinden almalarıdır. Oysa insanı diğer tüm yaratıklardan ayıran en önemli donanım seçim yapabilmesidir. Seçim hakkı elinden alınan insan ne ile sorumlu tutulacaktır? Bu açıdan bakıldığında tüm bu ideoloji ve öğretilerin ayrıntıları önemsiz kalmaktadır. Yoksa bu bakış açılarını tamamen reddetme şansımız yoktur. Tabii ki insan biyolojik yapısı, içinde bulunduğu tarihsel dönem, yaşadığı toplumsal dokudan etkilenmektedir. Ancak sadece bunların ürünü değildir. Sadece bunların ürünü olarak kalması hayatını beşer olarak sürdürdüğü, insan olma sürecine giremediği anlamına gelmektedir.

Bu zindanları aşmanın yolu bilgidir. İnsan doğanın bilgisini elde ederek onun etkisinden, tarih ve toplum bilgisini elde ederek onların etkisinden kendini bir ölçüde kurtarabilir. Ancak bir başka zindan var ki o zindanların en kötüsüdür. Bu zindan kendim zindanıdır. Bu, zindanların en kötüsüdür. Onu en kötü yapan şey, fark edilmesinin çok zor olmasıdır. Çünkü burada zindanla tutsak iç içe geçmiştir. Fark edilemediği için de ondan kurtulma ihtiyacı hissedilmemektedir.

Peki insan bu son zindandan nasıl kurtulur? Cevap: Aşk ile! Hangi aşkla? Tabii ki zamane insanının aşk zannettiği yaşantılarla değil. Şeriati aşkı şu anlamda kullanıyor: Muktedir bir güç. Hesapçı ve oportünist akıldan yüce bir güç gerekir ki benim öz benliğimde, İnsan-Ben’de, fıtratımın derinliklerinde, bende güçlü bir iç patlama koparsın; içimden kemdime karşı bir devrim kopsun, yoksa bu iş doğal yasalarla olmuyor. İçten bana karşı bir başkaldırı gerekli!

İnsan olmak biraz da bu zindanları aşma çabasıdır aslında. Peki siz hangi zindanları nasıl aşıyorsunuz?



Psk. Danışman Yusuf Bayalan

Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı. Yetişkinlerle çalışıyor. İstanbul, Bakırköy ve Beylikdüzü'nde yüz yüze, Skype gibi programlar üzerinden de online terapi hizmeti sunuyor. Gsm: 0505 495 4727

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Call Now ButtonRandevu İçin Tıklayın
Kapalı
Kapalı