Çiftler Evlilik Terapisine Nasıl Bakıyor?

Evlilik terapisine çiftlerin bakışını ele alan araştırmayı ajanspsikoloji.com‘dan Psikolog Özge EREL özetledi. Ayrıntılar şöyle:

Evlilik, hiç kuşkusuz, yaşam içinde verilen en önemli kararlardan biri. Çiftlerin yaşadıkları sorunlar ise zamanla evliliğe olan bağlılıklarını ve evlilik doyumlarını olumsuz etkileyebiliyor. İlişkilerinde yaşadıkları sorunlara yönelik olarak çıkmaz yaşayan ve ilişkiyi devam ettirip ettirmeme konusunda karar aşamasındaki çiftlerin umut kaynağı olarak başvurduğu evlilik terapisinin faydaları aslında bilimsel açıdan bilinse de, bireyler arasında hala tartışmalı bir konu.

Türkiye’de evlilik terapisi hizmeti almak için başvuran çiftlerin evlilik doyumları ve terapi ile ilgili beklenti ve görüşlerinin incelendiği bir araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Çiftlerin terapinin başarı şansına olan inançlarının %66, terapide gösterilebilecek çabanın ise %81 olduğu sonucuna ulaşıldı. Evlilik terapisinin başarısına olan inanç, yüksek evlilik doyumuna sahip erkeklerde, evlilik doyumu daha düşük erkeklere oranla daha fazla. İlişkide mevcut bir şiddet yaşantısının ise hem erkeğin hem kadının evlilik doyumunu azalttığı görüldü. Bunun yanında kadınlarda korku duygusu, erkeklerde ise eşinin kendisine olumsuz davranması, evlilik doyumunu sarsan faktörler arasında. Ayrıca, erkekler için çocuk sahibi olmak, kadınlar için ise geç evlenmek evlilik doyumunu artırıyor. Eşiyle iletişimde korku duyan kadınlar ise evlilikten daha az doyum alıyor.

Araştırmacı Eskin, şiddet yaşantısı, iletişim tarzı, evlenme yaşı, çocuk sahibi olma, evlilik içi sorunlarda eşe yapılan atıflar ve evlilik doyumu gibi etmenler kişilerin terapideki çabalarını ve terapinin başarı şansına olan inançlarını etkilediğini savunarak evlilik terapisine başvuranlarda bu etmenlerin göz ardı edilmeyerek uygun değerlendirme yapılmasının önemini vurguluyor.
Kaynak: AJANS PSİKOLOJİ

Psikoterapistler Neden Bu Mesleği Seçiyor?

Psikoterapistlerin, psikoterapist olma sebepleri ile ilgili ilginç bir haber.

Psikolojik yardıma olan talep ve ihtiyaç arttıkça, yardım meslekleri de özellikle son yıllarda oldukça rağbet görmeye başladı. Buna paralel olarak da üniversitelerde uzman yetiştiren bölümler ve potansiyel öğrenci sayılarının artış gösterdiğine şahit oluyoruz. Peki insanlar neden psikoterapist oluyor?

Psikodinamik yaklaşımı temel alan ve psikoterapistlerin mesleklerini seçmelerindeki bilinçaltı nedenleri araştıran Marylinn Barnett, öğrencilerin bu mesleği neden seçtikleri sorulduğunda genelde yardım etmeyi sevmek veya başkalarını anlamaya ilgi duymak gibi nedenler belirttiğini, ancak bunların görünürdeki nedenler olabileceği, bilinç altlarında ise daha farklı güdülere rastlamanın mümkün olduğu varsayımında bulunuyor. Bunu incelemek üzere nitel bir çalışma gerçekleştiriyor ve alanında deneyimli, uzun yıllardır bu mesleği yapan 9 psikanalistle çeşitli görüşmeler yapıyor.

Görüşmeler sonucunda ortaya 2 temel konu çıkıyor. Bunlardan biri terapistlerin gençlik yaşamlarında bir kayıp yaşamış olmaları, diğeri ise terapistlerin narsistik ihtiyaçları. Buna göre terapistlerin hepsinin 20 yaşından önce, ölüm dışında bir kayıp veya yoksunluk yaşadığı, örneğin babalarından ayrı oldukları veya okurken evden ayrı yaşadıkları görülüyor. Ayrıca tüm terapistlerin bir şekilde gençlik zamanlarında utanç duygusunu yoğun biçimde yaşadıkları ortaya çıkıyor. Barnett bu utancın kendini feda etme ve hastalar için iyi bir ebeveyn olma ihtiyacı, dolayısıyla terapislerin kendilerini aşırı olumlu görme eğilimi doğurmuş olabileceğini, bunun da narsistik bir yaklaşım olduğunu düşünüyor.

Öyle görülüyor ki psikanalistlerin bu mesleği seçerken farkında olmadıkları birtakım güdüleri olması muhtemel.

Kaynak: AJANS PSİKOLOJİ

Eşinizde Sertleşme Sorunu Varsa

Sekste mutluluğu engelleyecek her sıkıntıyı çiftin ortak problemi olarak değerlendiririz. Bu sorunların başında erkeklerde sık görülen sertleşme sorunu geliyor. Sertleşme sorunu sadece cinsel beraberliği değil cinselliğin her aşamasını olumsuz etkiliyor. Cinsel isteksizliğe, cinsellikten kaçınmaya ve aseksüel evliliklere yol açabiliyor.

Sertleşme sorunu neden olur?

Sertleşme sorunuyla ilgili kulaktan kulağa yayılan pek çok şehir efsanesi var. Bu problemin tamamen psikolojik ve strese bağlı olduğu inancı çok yaygın. Oysa sertleşme sorunu yüzde 70?ten fazla oranda organik nedenlerle gelişiyor. Testosteron hormonundaki düşüklük, penis damar ve sinirlerindeki hasarlar sertleşme fonksiyonunu bozuyor. Altta yatan şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol sorunları, nörolojik problemler, bazı ameliyatlarda ve çeşitli ilaçların kullanımında risk artıyor. Şeker hastası olan erkeklerde sertleşme sorunu tam üç kat daha fazla. Aşırı kilo, yoğun alkol-sigara, hareketsizlik, uyku apnesi gibi problemler de sertleşme işlevini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle eşinizde oluşan sertleşme sorununu hemen psikolojik olarak düşünmeyin. Genç erkeklerde de giderek artan oranda hormon dengesizliği sonucu sertleşme sorunu görüyoruz. Bunun genel bir sağlık sorununa bağlı olabileceği aklınızda olsun.

Kendinizi suçlamayın

Türkiye?de 10 erkekten 7?sinde belli bir derecede sertleşme sorunu var. Yani bu sıkıntı çok yaygın bir problem. Ancak sertleşme sorunu yaşayan çiftler genelde bu sorunu bir tek kendilerinin yaşadığını düşünüyor. Eşler ?Acaba beni artık beğenmiyor mu??, ?Beni aldatıyor mu?? gibi düşünceler içine girebiliyor. Oysa gerekli incelemeler ve tedaviler sonrasında sertleşme işlevi büyük bir başarıyla geri döndürülebiliyor.

Erken boşalma ve cinsellikten soğuma yaratıyor

Sertleşme sorunu tedavi edilmediğinde çiftin ilişki dinamiğinde ve cinsel yaşamında çok ciddi sıkıntılara yol açıyor. Sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sıkıntı yaşayan erkekler sertleşmeyi kaybetme korkusuyla ön sevişmeyi atlayıp bir an önce cinsel beraberliğe geçmek isteyebiliyor. Bu durumda erken boşalma da görülebiliyor. Sertleşme sorunu yaşama endişesiyle cinsellikten kaçınma da oluşabiliyor. Sarılma, öpüşme gibi davranışlar cinselliğe ilerler korkusuyla çiftin arasındaki tüm yakınlaşmalar sonlanabiliyor. Sonuçta çiftin arasında konuşmayan bir uzaklaşma ve gerginlik başlıyor.

Nasıl tedavi edilir?

Sertleşme sorununda günümüzde onlarca başarılı tedavi seçeneği var. Bu tedavileri sertleşme sorununun altında yatan nedene göre seçiyoruz. Detaylı bir inceleme, penis doppler, penis hislerinin ölçümü, hormon değerlendirmesi gibi özel tetkiklerle problemin organik boyutunu ortaya çıkarıyoruz. Sertleşme sorununun çiftin hayatında yarattığı travmaları, performans endişesi ve ruh halini cinsel terapi bünyesinde inceliyoruz. Sertleşme sorununa yol açan olası yaşam tarzı yanlışlarını saptıyoruz. Tüm bunların sonucunda kişiye özel bir tedavi planı oluşturuyoruz. Haplar, enjeksiyonlar, hormon tedavileri, cinsel terapi ödevleri, yaşam tarzı düzenlemelerine ek olarak cinsel anti-aging bünyesinde penis ütüsü gibi yeni tedavi protokollerini de kullanabiliyoruz. Sonuçta sertleşme sorunu büyük bir başarıyla tedavi oluyor. Çiftin cinsel mutluluğu da yükseliyor.

Siz ne yapabilirsiniz?

Yapılan çalışmalar sertleşme sorunu yaşayan çiftlerde cinsel iletişimin ve tedaviye birlikte devam etmenin tedavi başarısını yükselttiğini gösteriyor. Bu nedenle eşinizde sertleşme sorunu varsa onunla birlikte tedavi arayışına gitmeniz, onu yalnız bırakmamanız çok önemli. Cinsel iletişim cinsel hayatlarını konuşmaya alışık olmayan çiftler için kolay değil. Ancak sorunu eleştiri-suçlama-öfke olmadan konuşmak, cinsel sorunların da birer sağlık sorunu olduğunu fark etmek, sertleşme sorununun altında yatan organik problemler olabileceğini bilmek önemli.

1-2 ay devam ediyorsa inceleme şart

Cinsel birliktelikte bir kez başarısız olunması, sürekli başarısız olunacağı anlamına gelmez. Sertleşme sorunuyla bir kez karşılaşmak fonksiyonları tamamen yitirdiğiniz anlamı taşımaz. Ancak sertleşme sorunu 1-2 ay devam ediyorsa mutlaka bir yardım arayışına gitmelisiniz. Hormonlarda, penis damarlarında, penise giden sinirlerde bir sorun olabilir.

Bu şehir efsanelerine inanmayın!

Yanlış: Cinsel fonksiyon problemlerine ilişkin konular tabudur.

Yanlış: Sertleşme kaybı sık görülen bir sorun değildir ve genelde kişisel problemlere bağlıdır.

Yanlış: Sertleşme sorunu yaşlanmanın doğal bir sonucudur.

Yanlış: Sertleşme problemi esas olarak fiziksel değil, psikolojik bir sorundur.

Yanlış: Sertleşme bozukluğunun tedavisi yoktur… Siz siz olun önce bir uzmana danışarak sertleşme sorununda yardım alın.

Yazan: PROF. DR. HALİM HATTAT / DR. ECE HATTAT | 17 Şubat 2015

Kaynak: GAZETE VATAN

Sosyal Medya Üzerinden Evlilikler Artıyor

Bireysel ve Aile Terapi Derneği Başkanı Psikolojik Danışman Emine Özdemir, “Evlilikler üzerinde sosyal medyanın etkisi hızla artıyor. Kişiler sosyal medyada tanışıp evlilik kararı alıyor.” diye konuştu.
Özdemir, “Bu evliliklerin ne kadar sağlıklı ve uzun süreli olacağını zamanla göreceğiz.” dedi.

Sosyal medya kullanımın kontrolsüz olması halinde faydan çok zarar verdiğiniz belirten Özdemir, “Öğrenciler ve eğitimciler eskiden ders notları fotokopi ile çoğaltırken şimdi sosyal medya üzerinden paylaşılıyor.” ifadelerini kullandı.

”Çocuklarını takip etmek isteyen aileler de sosyal medya üzerinden çocuklarını takip ediyor, kiminle arkadaş olup neler paylaştığını kontrol etmeleri gerekir.” diyen Özdemir, ”Kişinin sosyal medyada geçirdiği zaman günden güne artıyor ve sosyal medya bağımlılığı oluşmaya başlıyor.Bir diğer etki de kişinin kendini sosyal hayattan soyutlamaya başlaması. Örneğin sosyal medyada yüzlerce arkadaşı olan bir kişi gerçek hayatta yalnız olabiliyor. Oysaki sanal arkadaşlıklar asla gerçek somut arkadaşın yerini tutamaz. Çünkü bizim iletişim kurduğumuz kişinin varlığını hissedebileceğimiz, göz iletişimi kurabileceğimiz, dokunabileceğimiz arkadaşlara ihtiyacımız var. Sanal arkadaşlıklar bu ihtiyacı asla gideremez.” diye konuştu.

Günümüzde sosyal medyanın kişileri meraklı olmaya ve başkalarının özel hayatını incelemeye sürüklediğini belirten Özdemir, şöyle devam etti:

“Kim kiminle nerede, ne yedi, ne yaptı gibi merak unsurları tahrik edilerek insanları başkalarının yaşantılarını takip etmek gibi gereksiz ve zararlı bir duruma sokmaktadır. Sosyal medya kıskançlık duygularını ve depresyonu da tetikleyebilmektedir. Çünkü kişiler genellikle olumlu anılarını paylaşarak, olduklarından farklı bir profil sergilemekte, başkalarının da bunu kıskanmasına sebep olmaktadırlar. Kıskançlık duygusu, kişide ?herkes mutlu bir tek ben mutsuzum? gibi bir düşünce oluşturmakta bu da depresyona sebep olabilmektedir. Bunların dışında günümüzde sosyal medya üzerinden kavgalara şahit olmak da mümkün. Facebook’ta başkasının zaman tüneline istenmeyen yazılar yazan olduğu gibi, Twitter üzerinden birbirine kapak denilen cevaplar verenler de var.”

Kaynak: AKTİF HABER

Nörolojik Açıdan Aşk ve Mutluluğun 20 Sırrı

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, aşk ve mutluluğun 20 sırrını açıkladı.

Duygusal yönelimlerin beğeni, hoşlantı, sevgi, aşk, sevda ve kara sevda gibi hafiften şiddetliye doğru çeşitli isimler aldığını dile getiren Dr. Yavuz, “Hoşlantı sıcak bir gülümseme, sevgi tatlı bir meltem ise, aşk şiddetli bir esintidir. Sevda fırtına, karasevda ise kasırgadır. Eğer bu kasırga da kişi bir rota belirleyebilirse, karaya çıkabilir, yoksa boğulup gitmesi işten bile değildir.

Günümüzde hemen hemen her konuşmamızda yer alan aşk gerçekte ne anlama geliyor. Aşk ruh hali mi, duygu değişikliği mi veya sadece karşı cinse karşı duyulan heyecan mı? İlk görüşte aşk mümkün müdür yoksa aşk zamanla mı oluşur? Peki, aşık olduğumuzu veya hissettiğimiz şeyin aşk olduğunu nasıl anlarız. Aşk sadece insanlara özgü mü yoksa tüm canlılar bu duyguları yaşar mı?

Öyle sanıyorum ki aşk, beynimizin bedenimize sunduğu özel ve güzel bir şakadır. Kebabın adanalısıdır yani acılısıdır. Sevginin acı ile harmonileştiği, yüreğimizde ulvileştiği duygudur aşk dedi.

Tarihten günümüze hep merak konusu olan aşkı biraz daha derinden incelersek aşk şiirlere filmlere kitaplara konu olmuş ve olmaya devam eden en büyük duygu durumu olduğunu kaydeden Dr. Yavuz, “En duygulu şiirler, en anlamlı romanlar, en hisli besteler hep aşkın etkisiyle yapılmıştır. Evlilikler aşkların en güzel meyveleridir. Eğer bir aşk mutlu bir beraberlikle sonuçlanırsa hedefine ulaşmış demektir” diye konuştu.

Dr. Mehmet Yavuz, Evliliklerde mutluluk sırlarını şöyle sıraladı:

Enerjik olunuz

Psikoanalist Erich Fromm, sevgiyi, kişideki aktif ve üretici gücün kaynağı bir enerji olarak tanımlar. Bu nedenle birliktelik enerjinizi sürekli taze tutunuz.

Sevginizi bitirmeyiniz

Pek çok araştırma aşkın ömrünün ortalama 2,5 yıl olduğunu söyler. Hatta kimi araştırmalarda bu 1 yıla kadar iner. Günümüzde biten birliktelikler ve gerçekleşen boşanmalar aşkın ömrünün olduğunu kanıtlar niteliktedir. Peki ama diğerleri hala elele tutuşan yaşlanmış ama gözlerinden aşkı okuyabildiğimiz kişiler, onların aşkı neden bitmemiştir. Aşkla gelen duygu tutku bitebilir mi ki, tutku bittiğinde aşk da bitiyor. Burada önemli olan aşk bitse bile bunu sevgi ve alışkanlıklara dönüştürüp birlikteliğe devam edebilmektir. Çünkü aşkları ilk günkü tazeliği ile bir ömür boyu sürdürmek çok zordur. Psikolog Robert Sternberg’e göre aşk üç katmandan oluşur. Yakınlık, bağlılık ve tutku. Zamanla tutku kaybolsa bile yakınlık ve bağlılıkla evlilikler devam ettirilmelidir.

Ben değil, biz olun

Narsisizm, agresif tavırlar ve depresif mizaç, birlikteliklerin en önemli düşmanlarıdır. Evliliklerde ben değil, biz olmalıdır. Tek taraflı bencil davranışlar, ilişkiyi bitiren unsurlardır.

Hayal kırıklığından sakının

Belkide en büyük hayal kırıklığı bir hayalin gerçek olmasıdır. Bu nedenle evlilik hayalleri ile hayatlarını birleştirenlerin ilk heyecanları bir süre sonra sönebilir. Bu nedenle çeşitli paylaşımlar ve ortak etkinlik çabaları ile birliktelik heyecanının devam ettirmeye çalışılmalıdır.

Endorfin bağımlılığına dikkat

Evlilik öncesinde bir çok ilişki yaşayanlarda endorfin bağımlılığı gelişmiş olabilir. Eğer böyle bir durum var ise evlilikte zamanla ilk heyecanını kaybedip sıradan rutin bir hale dönüşebilir ve ilişkiler kopma noktasına gelebilir. Bu nedenle evli çiftlerin mevcut endorfinlerinin sürekli diri kalması için, dağcılık, avcılık, çeşitli sosyal yardım çalışmaları, ekip halinde spor aktiviteleri, resim, müzik gibi çeşitli hobiler edinilmelidir. Çeşitli spor ya da sanat dallarında ortak zevklerin bulunup, bunlara yönelinmesi evliliğe müthiş bir dinamizm sağlar. Hayat arkadaşlığının yanısıra ekip ve takım arkadaşlığı da gelişir.

Sorumlulukları paylaşın

Çiftler ev içinde ve dışında sorumlulukları eşit düzeyde paylaşmalı, ev işlerinin ve çocuk yetiştirmenin sadece kadına ait olmadığı bilinciyle hareket edilmelidir.

Aynı odayı paylaşın

Ev içinde bir tane tv olmalı ve çiftler aynı programları izlemeye gayret göstermelidir. Sosyal medya ortak kullanılmalı, çiftlerin birbirinden gizledikleri herhangi bir konu olmamalıdır. Farklı odalarda farklı televizyon ya da bilgisayarlarla zaman geçirmek, uzun vadede çiftlerin birbirinden kopmalarına ve uzaklaşmalarına neden olabilir.

İlişkinize zaman ayırın

Komşu ve akraba ziyaretlerine önem verilmeli. Her iki tarafın da aileleri dengeli olarak ziyaret edilmeli, aile bağları pekiştirilmelidir. Ayrıca zaman zaman dışarıda sinema, tiyatro, konser, piknik ya da akşam yemeği gibi etkinlikler yapınız. Yani ilişkinize zaman ayırınız.

Fırsat buldukça konuşun

Konuşan çiftlerde beraberlikler genelde sonlanmaya gitmez. Konuşmak paylaşmak ve empati yapmak demektir. Böylece birbirlerinin arzu ve isteklerini, eksiklerini öğrenebilirler. Evliliklerde en önemli uyum, eğitim uyumudur. İlişkilerde eğitim düzeyinin birbirlerine yakın olmasına özen gösterilmelidir.

Anlayışlı olun

Kadınlar beyin yapısı olarak, erkeklerden daha fazla hassastırlar. Örneğin aşk acısı ve travması yaşayan kadınların üç beyin bölgesinde, erkeklerin ise bir beyin bölgesinde aktivite tespit edilmiştir. Kadınlar daha zor bağlanırlar ve daha geç unuturlar, aşk travmalarından çok daha fazla etkilenirler. Bu nedenle birlikteliklerde objektif ve doğal olmalı, kadınları incitecek davranışlardan uzak durulmalıdır.

Sabırlı olun

İlişkilerde az zamanda çok şey bekleme yanılgısına düşülmemelidir. Olgun bir ağacın habercisi olan fidanı meyvesiz diye kesmeye çalışırsanız hata edersiniz. İlişkilerde yaşadığınız zorluklar karşısında hemen pes etmeyiniz. Çocukken birkaç kez düştüğünüz için beşiğinize dönüp yürüme çabasından vazgeçseydiniz asla yürümeyi öğrenemezdiniz. Hiç düşmemeyi değil, düştüğünüz zaman kalkabilmeyi hedef alın. Yaşadığınız sorunları, başarısızlıklarınızı ve hatalarınızı öğrenme fırsatı olarak görün.

Bağışlayıcı olun

İlişkinizde yaşadığınız problemler için geçmişe dönüp onları değiştirmeniz mümkün değildir. Evliliğinizin ya da ilişkinizin olumlu yönlerini ve size kazandırdıklarını keşfedebilirseniz, sorunlar yüzünden yaşadığınız acıları hafifletebilirsiniz. Eğer ilişkiniz geçmişte size zarar verdiyse, şimdi kendinizi ve eşinizi cezalandırmak niye?. Sizi yaralayan unsurları bağışlayın ve kurtulun, onların giderek ağırlaşan yük olmasına izin vermeyin.

İlişkilerinizde cesaretli olun

Cesaret korkusuzluk değil, korkuya rağmen korkulan şeyin üzerine gidebilme gücüdür. Elbette ki her ilişkide sorunlar olacaktır. Sorunlarınızdan kaçmayın onlarla yüzleşin ve asla umudunuzu kaybetmeyin. Belki hatalar yapacaksınız ama yine de yılmayacak, pes etmeyecek ve zamanla büyüyen bir mutluluk kazanacaksınız.

Olumlu düşünün

Aslında düşüncelerimiz de atomlardan oluşan bir enerjidir. Olumlu düşünürseniz etrafınıza pozitif enerji yayarsınız. Siz cenaze evinde gülen bir insan gördünüz mü?, ya da komedi filminde ağlayan. Bu nedenle ilişkilerinizde sürekli iyimser olunuz. Pozitif tavırlarınız sadece ilişkinize değil, kademe kademe hayatınızın her alanına yayılacaktır.

Farkındalık geliştirin

Bazı insanlar olumlu ve yapıcı düşünceye sahip olsalar bile bu özelliklerini göstermede sıkıntı yaşayabilirler. Eşinize, arkadaşınıza sık sık empati yapınız, meselelere birçok pencereden bakma alışkanlığı geliştirmeniz sizi daha onarıcı ve affedici bir tavıra sevk edecektir.

İlişkinizi yormayın

Ne yazık ki, eşlerden her ikisinin de çalışıyor olması, evliliği yorgunluğa götüren bir faktör. Çalışan kadınların profesyonel alanda ve evinde iki farklı role sahip bulunması kendilerini ciddi anlamda zora sokuyor. Evine vakit ayırdığı zaman kariyeri tehlikeye giriyor. Kariyerine yönelirse evini ihmal ediyor. Dolayısıyla her iki yönde de başarı sağlamakta güçlük çekiyor. Nitekim çalışan bayanlarda boşanma oranları, çalışmayanlara göre altı kat daha fazla. İlişkinin mutlu yürümesi açısından, çalışan kadına, ev işlerinde erkeğin yardımcı olması şart.

Eleştirilere dikkat

Eleştirileri ve önerileri sen odaklı değil, ben odaklı yapmalıdır. Örneğin “Bu evin hali ne böyle, sen ne dağınık bir kadınsın” yerine “Ev dağınık olunca kendimi kötü hissediyorum” demelidir. Çünkü sen odaklı bir eleştiri, direk kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak algılayacak, o an evi biraz toparlasa bile devamlılığı olmayacaktır. Ya da “Şöyle yapsak daha iyi olabilir mi?, böyle yapsak acaba daha mı iyi olur?” türünden çoğul ve yapıcı ifadeler kullanılmalıdır.

Yüz yüze bakınız

Yapılan bilimsel araştırmalar, günde fazla değil en az beş dakika yüz yüze bakmanın, sevgi, şefkat ve muhabbeti arttırdığını göstermektedir. İlişkilerinde canlı bir organizma gibi beslenmesi gerekmektedir. Evliliğin 2,5 yılından sonra duygusal beslenme minimuma iner. Bunun yerini duyma, dinleme ve anlama şeklindeki empatik paylaşımcı iletişim alır.

Mutluluğunuz için hedef koymayın

Ev, araba alınca, çocuğumuz olunca ya da başka bir olay gerçekleşince mutlu olacağız gibi ilişkinize hedefler koymayın. Mutluluk hedef değil uzun bir yolculuktur ve her an yaşanacak bir duygudur. Bunun için araya engeller koymayın.

Hatalara duyarlı olmayın

Yeryüzünde kimse hatasız olamaz. Hatalar tekrarlanmadıkça görmezden gelinmelidir. Gördüğünüz şeyi söylemezseniz hafızanızdan uçup gider. Söylerseniz belleğinizde yer eder. Ayrıca her eleştiriye kulak vermeyin. Çevrenizdeki insanların eleştirilerine ve önerilerine göre yaşarsanız, kendiniz için yaşayamazsınız. Bu yüzden hatalarınıza yönelik olumlu eleştirileri değerlendirin ama kişiliğinize yönelik eleştirilere kulak vermeyin. Dolayısıyla düzgün, düzenli ve disiplinli yaşamak, kişisel başarının anahtarlarından biridir. Bu ise çoğu kez evlilikle ve düzgün bir beraberlikle mümkün olabilir. Aile toplumun en küçük ünitesidir. Sağlıklı toplumlar, sağlıklı ailelerden oluşur. Sağlıklı evlilikler bir toplumun en sağlam dinamikleridir. Bu nedenle düzenli, başarılı bir yaşam ve sağlıklı, uzun ilişkiler yaşayabilmek için gerekirse psikolojik destek almaktan da kaçınmamalıdır.

Kaynak: SABAH

Kış Depresyonu İçin Neler Yapabilirsiniz?

Fziksel ve sosyal şartların insanların depresif hissetmesine zemin hazırladığını söyleyen Psikolog Beril Yardımcı‘ya göre, hava kapalı olsa bile bu mevsimde bol bol dışarı çıkmak ve güneş ışığından yararlanmak gerekiyor.

Güneşlenmenin kış depresyonunu önlediğini belirten Psikolog Beril Yardımcı, kış depresyonundan korunmak için bazı tavsiyelerde bulundu. Yardımcı, ”Kış depresyonunun belirtilerinden biri sabahları uyanmada yaşanan zorluktur. Kişi yeterinde uyumuş olsa bile yataktan kalkmak istemez. Yatak odasında zaman ayarlı aydınlatma sistemi kurmak ve alarmınız çalmadan yarım saat önce suni de olsa yatağınızda gün doğumunu hissetmek uyanmayı kolaylaştırır. Hava serin ve karanlık diye güneş ışığından vazgeçmeyin! Özellikle gündüzleri bulutlu bile olsa dışarı çıkın ve güneş ışığını görün. Güneş ışığı doğal olarak beynin duygusal merkezini uyarır ve insanın iyi hissetmesini sağlar. Erken kalkın, perdeleri açın, dışarı çıkın.” dedi.

Tavsiye Bağlantı: Depresyon Nedir?

Kış Depresyonu İçin Sporun Önemi

Spora vakit ayırmanın öneminden bahseden Yardımcı, ”Soğuk hava terlememek için özür değildir. Spor merkezinde, evde veya hatta tercihen dışarıda kalbiniz 140’ın üzerinde çarpsın. Sadece kiloyu korumak ve sağlıklı kalmak için değil, günlük hayatın stresinden uzaklaşmak için de spora vakit ayırın. İyi bir egzersizin etkisi saatlerce sürer. Gün içinde daha fazla enerjiniz olur, metabolizmanız hızlanır, iyi hissettiren hormonlar salgılanır. Düzenli egzersiz kış uykusuna çekilmeye meyilli bedene yaşadığını hissettirir.” ifadelerini kullandı.

Kış Depresyonunda Şekerli ve Beyaz Unlu Gıdalar

Şekerli ve beyaz unlu gıdalara dikkat edilmesi gerektiğini belirten Beril Yardımcı, ”Mutluluk, zindelik ve canlılık hissi veren seretonin hormonunun seviyesi düştüğünde, karbonhidratlara ve şekerli gıdaları tüketme isteği artar. Kışın özellikle de tatlı yeme eğilimi artar. Şekerli ve beyaz unlu gıdalara bağımlılık fizyolojik bir gerçektir. Bunlar bedende uyuşturucular gibi biyokimyasal sistemleri etkiler. Ne yediğiniz nasıl hissettiğinizi ciddi ölçüde etkiler.”diye konuştu.

Kış Depresyonu İçin Uyku Nasıl Olmalı?

Geceleri 7-8 saat uykunun ideal olduğunu belirten Yardımcı, ”İnsanlar soğuk havalarda doğal olarak daha uzun uyur. Bu fizyolojik bir ihtiyaçtır ve buna saygı göstermek gerekir. Zamanı iyi kullanarak ve disiplinli olarak, geceleri 7-8 saat uyumayı hedefleyin. Yatma ve kalkma saatini belli bir düzene oturtmak, hayata ritmini verir ve enerji seviyesini arttırır. İhtiyacınız olan düzeni bulun. Özellikle de hafta sonları çok fazla uyumamaya özen gösterin, bu insanı daha yorgun düşürebilir.” dedi.

Kaynak: NTV

Aşırı Terleme, Ergenlikte Psikolojik Sorunlara Yol Açıyor

Ellerde ve koltuk altında aşırı terleme yetişkinlerde olduğu gibi ergenlik döneminde de görülüyor. Bu gibi durumlarda yetişkinler kadar ergen çocukların da psikolojisi ve okul performansı olumsuz etkileniyor.

İHA’nın haberine göre, özellikle bölgesel aşırı terleme tedavisi hakkında cerrahi yaklaşıma yönelik bilgi veren Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Özkan Demirhan, “Bizim alanımız el-koltuk altı terlemesi ve yüz kızarması sorunlarıdır. Bunlara yönelik çeşitli tedavi seçenekleri mümkün ancak biz cerrahi yöntem ile aşırı terlemenin önüne geçmekteyiz ve bunda da başarı oranımız oldukça yüksektir” dedi.

AŞIRI TERLEME SOSYALLEŞMEYİ ENGELLİYOR

Aşırı terlemenin kişilerin sosyal yaşantısını olumsuz etkilediğine değinen Demirhan, “Aşırı terleme şikayeti ile gelen hastayı ilk karşılaşmada tanıyabiliyoruz. Hekim elini uzattığında hasta elini çekinerek uzatır. Tokalaşma aşaması oldukça önemli bir aşama çünkü tokalaşma sırasında hastanın elinin ısısını ve ıslaklığını kontrol etmeye çalışıyorum. Ayrıca bu tarz hastaların çoğunluğu tokalaşmadan önce ya ellerini üstüne siler ya da yanında peçete taşırlar. Bu yüzden konuyu çözmek üzere doktora geldiklerinde bile çekingen olduklarını görüyoruz. Bundan dolayı aşırı terlemenin sosyalleşmede de önemli bir engel olduğu kanısını biz de destekliyoruz. Ellerin dışında yüzde ve koltuk altında meydana gelen aşırı terleme de sosyal yaşantıda sorun teşkil ediyor” şeklinde konuştu.

Tavsiye Bağlantı: Sosyal Fobi Nedir?

ERGENLİKTE AŞIRI TERLEME İHMAL EDİLMEMELİ

Ergenlik döneminde görülen aşırı terlemenin olumsuz etkilerine de Demirhan, “Hiperhidrozis yani aşırı terleme ergenlik döneminde de yaşam kalitesi, günlük sosyal aktivitesi, okul performansı ve psikolojik iyilik durumu üzerine olumsuz etkileri olan bir sağlık sorunudur. El ve koltuk altı hiperhidrozis damlama şeklinde görülebilir. Eller cepte gezme, el sıkışmaktan kaçınılması, yazılı kağıtların ıslanması sorgulamada en dikkat çeken durumdur. Fizyolojik olarak el terlemesi doğum sonrası, aksiller terleme ergenlik sonrası başlar. Ergenlik döneminde hiperhidrozis ihmal edilmemeli ve uygun tedavi yöntemleri kullanılmalıdır. Erişkinlerde uygulanan tedavi yöntemleri ergenlik dönemlerinde net olarak tanımlanmamıştır. Cerrahi 14 yaşından sonra nadir de olsa gündeme gelebiliyor ama bu durum da vaka bazlı kişiye özel gerçekleşiyor” ifadelerini kullandı.

Aşırı terlemenin her zaman bir hastalık belirtisi olmayacağını ancak yine de bakılması gereken önemli testler olduğuna dikkat çeken Demirhan, “El ve koltuk altındaki terleme göğüs kafesinin içindeki sempatik sistemin aşırı aktivasyonu ile ter yuvalarının aşırı çalışması ile meydana geliyor. Bu yüzden bir hastalık belirtisi değil. Ancak biz hastaların bazı testlerinin yapılmış olmasına dikkat ediyoruz. Tüm hastaların bize gelmeden önce Endokrin uzmanına görünmüş olmasını istiyoruz. Tiroid testlerinin yapılmış olmasını istiyoruz. Belli metabolik testler var, bunların yapılıp yapılmadığına bakıyoruz. Eğer hasta bunları yaptırmamışsa mutlaka endokrinoloji ya da dahiliye polikliniğine gönderiyoruz ya da tam tersi onlar baktı ise bize gönderiyorlar. Hastada ilk baktığımız şey tiroid oluyor. Çünkü tiroidin aşırı çalışması metabolizmayı hızlandırdığı gibi terlemenin de artmasına neden oluyor. Hastanın ailesinde aşırı terleme hikayesi olup olmadığı, uykuda terleme olup olmadığı, her iki tarafta terlemenin olup olmadığı ve yaşadığı bölge, iş ortamının ısı durumunu, kıyafet alışkanlığını sorguluyoruz. Tüm bunları sorguladıktan sonra uygun hastalarda cerrahi müdahale konusunda karar vermek üzere Göğüs Cerrahisi devreye giriyor” ifadelerini kullandı.

AŞIRI TERLEMENİN TEDAVİSİ NASIL OLUR? İŞTE AŞIRI TERLEMENİN ÇÖZÜM YOLLARI

Demirhan, tedaviyle ilgili ise “Çeşitli kremler var, iyontoferez ve ilaçlar var, botoks uygulamaları var. Ancak bunların hepsi geçici çözüm sunuyor. Ameliyatlar yüksek oranda kalıcı çözüm sunuyor ancak bu ameliyatlar için tamamen risksiz diyemeyiz. Hastanın ameliyatın tüm detaylarına dair bilgilendirilmesi çok önemli. Nedir bu detaylar? Göğüs kafesinde belli anatomik uyaranlar var. Ele, koltuk altına ve yüze giden sinirlerin olduğu yerler var. Minik kesi ile tek delikten yaptığımız ameliyatla göğüs kafesinin içindeki terlemeye neden olan sinirleri iptal ediyoruz. Bu arada ameliyatı yapılan yerler biraz sıkıntılı yerler. Deneyimli cerrahlar tarafından yapılması gerekiyor. Göz kapağını, göz sinirini uyaran bölgede dikkatli çalışmak gerekir. Burada yapılacak bir hata göz kapağı düşüklüğüne neden olabilir. Dolayısı ile bu ameliyatlar için de risksiz ameliyatlar diyemeyiz. Komplikasyon ihtimali az da olsa var. Genel anestezi ile yapıyor ve o bölge bir daha terlemiyor. Bu ameliyatın hastalar tarafından çok iyi bilinmesi gereken bir yan etkisi var. Vücutta mevcut olan sempatik sistemin bölgesel olarak uyardığı yerler bellidir. Bunlardan ne kadar gereksiz sempatik sinir iptali yapılırsa o kadar çok vücutta reaksiyon terlemesi (kompansatuar terleme) dediğimiz terlemeler olur. Koltuk altındaki ve eldeki terlemeyi tamamen ortadan kaldırırsanız bu sefer göbekte, popoda ya da bacaklarda aşırı terleme başlar. Bu nadir bir komplikasyondur ancak bilinmesi gerekir. Bu komplikasyonla karşılaşmamak için biz ameliyatlarda gereksiz sempatik sinir iptali yapmıyoruz. Koltuk altı, el ya da yüz kızarmasını yüzde 90 gibi bir oranda düşürüyoruz ve hastaya biraz terleme payı bırakıyoruz. Bu da az önce bahsettiğim komplikasyon oluşma riskini önlüyor” dedi.

Kaynak: http://www.haberturk.com/asiri-terleme-ergenlikte-psikoloji-bozuyor-1767147