Genel

Nancy McWilliams Röportajı: Günümüzde Psikodinamik Terapi

Okuyacağınız metin, Tamara McClintock Greenberg‘in Nancy McWilliams ile yaptığı röportajın çevirisidir. Röportaj 13 Haziran 2010 yılında Psychology Today‘de, https://www.psychologytoday.com/intl/blog/21st-century-aging/201006/not-your-parents-psychotherapy-psychodynamic-therapy-today sayfasında yayınlanmıştır. Yazının sonunda, Nancy McWilliams’la yapılan, bir başka röportaja (youtube kaydı) ulaşabilirsiniz.

Adı geçen kitabın Türkçe çevirisi

Yıllar boyunca, birçok öğrenci bana psikodinamik terapi (psychodynamic therapy) ve psikanalize (psychoanalysis) olan ilgileri için bir kişiye güvenebileceklerini söyledi: Nancy McWilliams.

Ph.D. Dr. McWilliams, 2011’de yayımlanmak üzere revize edilmekte olan Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process (The Guilford Press, 1994) kitabının yazarıdır. Dr. McWilliams ayrıca New York’ta özel muayenehanesinde psikodinamik psikoterapi, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet, travma ve kişilik yapısı üzerine uluslararası düzeyde ders veriyor.

İlk okumamın üzerinden yıllar geçmesine rağmen Psikanalitik Tanı‘nın içeriği hala bana ilham veriyor. En karmaşık hastaları bile anlamama yardımcı oluyor ve o kadar hassas yazılmış ki asla yardım etmeye çalıştığım kişileri aşırı derecede patolojikleştirdiğimi hissetmiyorum.

Geçenlerde Dr. McWilliams ile röportaj yapma şansım oldu ve onun görüşlerini benim kadar faydalı bulacağınızı umuyorum:

Alanla tanışan öğrencilerin eğitiminde en yaygın olarak kullanılan psikanalitik (psychoanalytic) ders kitaplarının baş yazarı olarak, öğrencilerin psikanalitik teori (psychoanalytic theory) hakkında anlamasını umduğunuz bir şey söyleyebilir misiniz?

Dr. McWilliams: Çağdaş psikanalitik teorilerin, Freud’la başlamalarına rağmen, yüzyılı aşkın klinik deneyim, araştırma ve bilgi birikiminden yararlandıklarını umarım anlarlar. Öğrencilere genellikle Freud’un erken dönem teorisi öğretilir, ancak çoğu akademisyen psikanalitik fikirlerin evrimine aşina olmadığı için, onlara psikanaliz alanının 1923’te kemikleştiği ve o zamandan beri ampirik olarak gözden düştüğü izlenimi verilir; bunların hiçbiri doğru değildir.

Psikanalitik terapi (psychoanalytic therapy) ile psikanaliz arasındaki farkı açıklayabilir misiniz?

Dr. McWilliams: Psikanalitik terapi, psikanalitik fikirlerin her türlü akıl sağlığı tedavisine uygulanmasıdır. Bu kısa veya uzun süreli, yoğun veya sadece haftada bir, çeşitli zihinsel ıstıraplardan muzdarip hastalarla olabilir.

“Psikanaliz” terimi, psikanalitik teoriye veya psikanalitik yönelimli topluluğa veya belirli bir tür zihinsel sağlık tedavisine atıfta bulunabilir. Sözcük, tedaviyi ifade etmek için kullanıldığında, derinlemesine kişilik keşfini ve değişimini amaçlayan belirli bir psikanalitik terapi tipine atıfta bulunur. Hasta, haftada birkaç kez görülür ondan rahat olması istenir. Çoğu zaman hasta bir kanepede uzanır ve analist, analizanın ne düşündüğü ve hissettiğiyle ilgili fantezi de dahil olmak üzere hastanın fanteziye erişimini desteklemek için hastanın görüş çizgisinin dışında oturur. Bu düzenleme, hastanın ana psikolojik sorunlarının seansların burada ortaya çıktığı yoğun bir ilişkiyi teşvik etme eğilimindedir. Tatmin edici olmayan yaşam kalıplarını değiştirmenin yollarını anlamak ve bulmak, ortak bir çabanın konusu haline gelir.

Psikanaliz ve psikanalitik terapiye yönelik eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bazı eleştiriler haklı mı?

Dr. McWilliams: Psikanaliz hakkında o kadar çok farklı eleştiri yapıldı ki, bu, cevaplaması zor bir soru! Freud’un kendisine yöneltilen eleştiriler bazen tüm alana yöneltildi, bu da Darwin bazı şeyleri yanlış anladığı için çağdaş evrim teorisini rafa kaldırmak gibi bir şey.

Freud’un adam eleştirileri – birçoğu haklıdır – ilk çalışmalarının ilham verdiği geniş alanla mutlaka ilgili değildir. Bence psikanaliz çoğunlukla üniversite ortamlarının dışında geliştiği için haklı olarak eleştirilebilir, bu nedenle mevcut psikanalitik fikirlerin diğer alanlardaki akademisyenler tarafından anlaşılmasını ve ayrıca analistlerin diğer disiplinlerden çapraz tozlaşmanın faydasını görmelerini daha az olası hale getirir. Buna ek olarak, birçok analistin -özellikle analist olmanın anlık statü kazandırdığı günlerde- kendini beğenmiş hale geldiğini, eleştirmenleriyle verimli bir şekilde meşgul olmak yerine onlara karşı kibirli davrandığını ve bazen fikirlerini destekleyecek araştırmalara karşı ilgisiz olduğunu ifade ettiğini düşünüyorum. Şimdi bu günahların bedelini ödüyorlar.

Psikanalitik fikirler için ampirik kanıt olmadığını söylemek yanlış olsa da (aslında çok var), olması gerekenden çok daha azı var. Psikanalizin kendisini daha ampirik [deneysel] araştırmalara maruz bırakmadığı için suçlayan eleştirmenlerin bana göre tartışılmaz bir şikayeti var. Öte yandan, araştırmanın yetersizliği, araştırmaların psikanalitik fikirlerin yanlış olduğunu gösterdiği fikriyle aynı şey değildir. Psikanalitik fikirlerin ampirik olarak çürütüldüğünü varsayan eleştirmenler yanılıyorlar.

İnsanlar psikanalitik tedavinin kendileri için doğru olup olmadığını nasıl anlarlar?

Dr. McWilliams: Terapi sonucuyla ilgili ampirik literatür, hasta ve terapist arasındaki ilişkinin terapinin “markasından” çok daha önemli olduğunu, terapistin kişisel niteliklerinin tedavinin başarısıyla kendi kişisel özelliklerinden çok daha alakalı olduğunu sürekli olarak göstermektedir. Bunu söyledikten sonra, bir tür tedaviye diğerinden daha çok uyan hastalar arasında mizaç farklılıkları olduğunu düşünüyorum.

Analitik terapiler, meraklı, kendi başlarına bir şeyler çözmeyi seven, belirsizliğe biraz toleranslı, duygu konusunda rahat ve bilinçsiz süreçlerin gizemine dair sezgisel bir anlayışa sahip olan insanlarla iyi bir uyum sağlama eğilimindedir.

Bilinçdışı kavramı birçok insan için kafa karıştırıcı olduğundan, bu kavramı nasıl anlayabileceğimizi açıklayabilir misiniz?

McWilliams: Her ne kadar her saat başı bilinçdışı düşüncelerin, duyguların ve dürtülerin büyüklüğü ve gücüyle yüz yüze geldikleri için analistlerin bunu yapması yaygın olsa da, “bilinçdışı” hakkında konuşmamız gerektiğinden emin değilim. Sanırım çoğu insan, hepimizin genellikle tam olarak anlamadığımız şekillerde davrandığımızı ve rüyalarımızın ve fantezilerimizin daha rasyonel bilinçli işleyişimize yabancı hissettiren görüntülerle dolu olduğunu sezgisel olarak kavrar. Çağdaş sinirbilimciler, keşiflerini bu şekilde yorumlasınlar ya da yorumlamasınlar, analistlerin zihinsel yaşamın ne kadar bilinçsiz olduğu konusunda haklı olduklarını gösterdiler. Bilişsel ve davranışsal terapistler de, bu arada, “örtük” zihinsel işlevler kavramlarında bunu kabul ederler.

Peki ya aktarım? Bu kavram günümüz tedavilerinde faydalı mı?

Dr. McWilliams: Ne tür bir tedavi uygulanıyor olursa olsun, aktarım kavramının değerli olduğunu düşünüyorum.

Bugünü geçmişimizdeki deneyimlere dayanarak anlamamız, hayatın erken dönemlerinde sevdiğimiz insanlarla ilgili algılarımızın terapiste aktarıldığı gerçeği, muhtemelen Freud’un en önemli gözlemiydi.

Bir ebeveyn tarafından istismara uğrayan bir hastayla ilgilenen herhangi bir terapist, güvensizlikle karşılaşmayı ve hastanın bu koşullar altında mümkün olduğunca güvende kalmak için çocukken kullandığı stratejilerin nesnesi olmayı bekleyebilir. Bir ebeveyn tarafından ihmal edilen bir hastayla karşılaşan herhangi bir terapist, hastanın terapistin gerçekten yardım etmeye çalıştığını hayal etmekte zorlanacağını bekleyebilir.

Kişi, geçmişin bugün üzerindeki etkisini anlamıyorsa, insanlar aktarımsal davrandıklarında olayları kişisel olarak alabilirler -örneğin, neyin kopyalandığını bulmak ve bunun hakkında konuşmak yerine, hastayı “işbirlikçi olmadığı” için suçlamak veya hastanın, hayatın çocukluk ızdıraplarını tekrarlamaya ihtiyaç duymadığı gerçeğini kabul etmesi gibi.

Psikanaliz ile nasıl ilgilenmeye başladınız?

Dr. McWilliams: Üniversitede üçüncü sınıftayken Freud’un, Uygarlığın Huzursuzluğu adlı kitabını okudum ve büyüleyici buldum. Sonunda analize girmeye karar verdim ve biraz şaşırdım (çünkü bunu esasen entelektüel nedenlerle yaptığımı düşünüyordum), bunun hayatım üzerinde radikal bir dönüştürücü etkisi olduğunu keşfettim.

Onsuz evliliğimin başarılı olacağını düşünmüyorum ve çocuğum olmayacağından veya mesleğimden sahip olduğum kadar zevk alamayacağımdan şüpheleniyorum. Bana çok yardımcı oldu ve özellikle empatimi hastalarımın çeşitli mücadelelerine yayma konusunda bana yardımcı olmaya devam ediyor.

Analiz, sizi kendinizin tüm farklı bölümleriyle dürüst, derinlemesine bir ilişkiye davet ederek, bir hastanın deneyimlediği her şeyle rezonansa giren bölümü bulmanızı sağlar.

Günümüz psikanalitik tedavisine ilişkin algılarla ilgili bir şeyi değiştirebilseydiniz, bu ne olurdu?

Dr. McWilliams: Analistlerin soğuk, tutucu ve kibirli oldukları klişesine meydan okurdum. Etkili analistler çalışmalarına alçakgönüllü bir ruhla yaklaşır, her hastadan bir şeyler öğrenmeyi bekler, şaşırmayı bekler, hata yapmayı ve hasta tarafından düzeltilmeyi bekler; ve psikanalitik terapilerde her iki tarafça işlenen derin duygular bağlamında, analist hastayla derinden ilgilenmeye başlar.

Yazar hakkında

Tamara McClintock Greenberg, Psy.D., M.S., California Üniversitesi, San Francisco’da klinik psikiyatri profesörüdür.


Nancy McWilliams ile yapılan bir başka röportaj

Yorum yapın