Genel

Çİft Terapisi Nedir? Çİft Terapisti Ne Yapar?

Çift terapisi, son zamanlarda sıklıkla gündeme gelen ve ihtiyaç duyulan bir psikoterapi şekli haline geldi. 

Çift Terapisi Nedir?

Peki nedir bu çift terapisi?  Duygusal birliktelik yaşayan çiftlerin ilişkilerindeki doyumu ve mutluluğu arttırmak amacıyla başvurdukları bir psikoterapi yöntemidir. Çift terapisi, birbirleriyle problem, tartışma yaşayan iki insanın iletişim kurma biçimlerini iyileştirmek adına düzenlenmiş bir psikoterapidir. Çoğunlukla evlilik  terapisi olarak karşımıza çıksa da çift terapisine flört eden, nişanlı olan ya da sevgili olan bireyler de gelebilir. Terapinin amacı çiftler arasındaki çözüme ulaşamayan durumları belirlemek ve çözüme ulaşmasına yardımcı olmaktır. Çift terapisinde temel gündem ilişkidir. İlişkideki problem olarak adlandırılan durumlar ele alınır ve bireylerin çözüme ulaşmaları konusunda teşvik edilir.

Önerilen Yazı: Psikoterapi Nedir?

Son zamanlarda yapılan çalışmalar ne yazık ki boşanma oranlarının günden güne arttığını göstermektedir. Özellikle evlilik dönemindeki ilk yedi sene içerisinde boşanmaların daha fazla öne çıktığı görülmektedir. Günlük hayatın içinde, birliktelik yaşayan insanların pek çok sorun yaşaması ile birlikte ruh sağlığı alanındaki uzmanlar bu alanla ilgilenmeye ve çalışmalar yapmaya başlamışlardır.

İlişki içerisinde sürekli olarak problem yaşamak her iki taraf için de sıkıntılı olacak ve ruhsal bozulmalara sebep olacaktır. Bu nedenle ilişkideki çözümsüzlükleri, yanlış inançları ve karşılıklı beklenti durumlarını konuşmak gerekir.

Çift terapisini bireysel terapiden ayırt eden en temel durum ise ilişki bazında olması ve bireylerin ilişkideki yerlerini ve rollerini ele almasıdır. Çiftler ilişkiyi birlikte oluştururlar ve şayet bir problem varsa bu iki kişiyi de kapsar. Bu nedenle ortak bir çalışma yapmak önemlidir. Terapist, ilişkideki sorunu ele almak için çiftlerin ikisi ile de çalışır. Zaman zaman çiftlerden sadece birinin katılımı ile de gerçekleştirilir. İletişim problemlerini çözmek,  tatmini, güveni olumlu şekilde iyileştirmeyi amaçlar.

Çift terapisinin temel prensibi çiftlerin birlikte belirlediği hedeflere ulaşmak için birlikte çözüm yolları aramaktır.  Terapi denince akla ilk olarak çoğu zaman evlilikteki sorunları kurtarmak, boşanma kararından vazgeçmek gelse de aslında evlilik öncesi, nişanlılık dönemi ya da flört döneminde dahi terapi desteği almak ilişkinin huzuru için büyük önem taşır. Birey olarak dahi hayat içerisinde birçok problemler ile karşılaşırken çift olduğumuzda da bu durum böyledir. İki insanın birbirinden farklı hayat görüşleri, yaşam tarzları, beklentileri zaman zaman çatışmalara yol açabilmektedir. İlişkilerde en önemli husus bir denge yakalamaktır. Her ilişkinin bambaşka dinamikleri olmakla birlikte konu şayet ilişki ise tek bir “doğru” yoktur. Bu nedenle kalıpyargılar ve beklentiler ile ilişkide mutluluğu yakalamak her zaman mümkün olmayabilir. Özellikle de evlilik öncesi dönemde terapi desteği almak evlilik sürecine kendini hazırlamak için önem taşır.

Çift Terapisi Nasıl Ortaya Çıktı?

Bir uzmanlık alanı olarak çift terapisinin geçmişi diğer alanlara nazaran daha az bilinmektedir. Bunun temel nedeni ise böyle bir alana ihtiyaç duyulmamasıdır. Çiftler, aralarındaki problemleri aşmak için bir psikolog, psikiyatr ya da aile danışmanından destek almak yerine din görevlileri ya da avukatlardan destek alma eğiliminde idiler. Evlilik, çift danışmanlığı alanında hizmet veren kurumlar 1930’larda Amerika’da kurulmaya başladı. Paul Popanoe tarafından Amerikan Aile İlişkileri Enstitüsü açıldı.  İkinci bir merkez olarak Abraham ve Hannah Stone da New York ‘da benzer bir klinik açtılar. 1942’den itibaren bu alanda çalışmalar yapan kişiler yıllık olarak bir araya gelmeye başladılar. 1945’te fikir alışverişinde bulunmak, mesleki bir standart oluşturmak ve daha kapsamlı araştırmalar yapmak için Amerikan Evlilik Danışmanları Birliği’ni kurdular. Daha sonraki aşamada ise meslek, bilgi verme yönelimli bir gruptan etik kuralları ve çeşitli eğitim merkezleri olan organize bir meslek haline geldi.

Çift Terapisi Ne Zaman Gerekir?

Çift terapisi son zamanlarda daha sıklıkla gündeme gelen bir çalışma alanı olmasına rağmen etki ve ilgi alanı büyüktür. Terapide temel amaç bireylere kendini ve partnerini anlamayı öğretmek ve durumlar karşısında etkili iletişim yolları kullanarak ortak bir dil geliştirebilmektir. İletişim kurmayı öğrenmek sorunların çözümü için atılacak ilk ve en büyük adımdır. Hiç tartışma yaşamayan, kavga etmeyen, sorun yaşamayan çiftler için sağlıklı bir ilişki diyemeyiz. Farklı fikirleri paylaşmayı, gerektiğinde tartışabilmeyi de çiftlerin öğrenmesi gerekir. Çiftlerin anlaşmak için olumlu hisler ve niyetler taşıması, gelişime açık olmaları söz konusu olduğunda problemlerin çözümü daha hızlı ve kolay olacaktır. Kimi durumlarda ilişkiyi bitirmek de bir seçenek olabilir. Şayet çiftler birbirleri ile iletişim kurmakta zorluk çekiyor, aradaki sevgi bağı sona ermiş ve birbirleri ile mutlu olamayacaklarını düşünüyorsa ilişkiyi sona erdirmekte bir seçenek olabilir. Böyle bir durumda terapi; çiftlerin en az hasarla ve sağlıklı bir şekilde ilişkinin sonlandırılmasına yardımcı olur.

Birliktelik yaşadığımız, evlilik bağı kurduğumuz insanlarla zaman zaman bazı problemler yaşamamız olasıdır. Hayatın içinde her nasıl bazı durumlar ile başa çıkamayacak hale geliyorsak, ilişki içerisinde de bunu yaşamak mümkün. Partnerler eğer aralarındaki problemi çözme konusunda faydasız kalıyorsa bir uzmana danışmak da fayda var demektir. Tartışmaların şiddetinin artması, huzurun kaçması, partnerlerinin birbirleri ile iletişimlerinin gittikçe bozulması hatta kopması, durumu çözümsüz hale getirmek yerine sorunla yüzleşmek daha etkili bir adım olacaktır. Bunun yanı sıra çift terapisine başvurmak için illaki bir ilişkinin sonuna gelmek, büyük problemler yaşamak gerekmemektedir. Tam aksine sorunlar ortaya çıkmadan önce bir uzmandan bilgi almak ilişkinin sağlığı ve devamlılığı için etkili olacaktır.

 İnsan canlısı zamanla öğrenen, her daim öğrenmeye ve kendini geliştirmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. Söz konusu ilişki olduğunda da öğreneceği pek çok yeni şey vardır. Bu nedenle çift terapisine önyargı ile yaklaşmamak gerekir. Günlük hayatın akışında, rutininde zaman zaman partnerimiz ile gerçek bir paylaşımda bulunmaya vakit ayıramıyoruz. Karşımızdaki insanı gerçekten dinlemeye ve anlamaya fırsat bulamıyoruz. Meşguliyetlerden kafamızı kaldırıp, kendimizi hayatın içinden sıyırıp içten bir şekilde birbirimize bir “Nasılsın?” bile demiyoruz çoğu zaman. Etkin dinlemekten uzaklaştıkça aradaki uçurum açılmaya başlıyor araya duvarlar örülüyor. Bunun önüne geçmek için aradaki iletişimi koparmamak gerekiyor.

Sürekli kavgalar yaşanıyor ve bu bir kısır döngü haline geldiyse, çıkar bir yolun kalmadığını hissediyorsanız, ilişkinin geleceğini göremiyorsanız ve kendinizi ilişki içerisinde değersiz hissetmeye başladıysanız bir uzmandan yardım almak faydalı olacaktır.

Çİft Terapisi Ne Kadar Sürer?

Çift terapisinde, farklı psikoterapi ekollerinin çalışma yöntemlerine göre seans sayısı değişir. Örnek vermek gerekirse uzman, kısa süreli çözüm odaklı terapi yöntemi ile ilerliyorsa 5 ile 10 seans arasında görüşme yapmak daha etkili olacaktır. Farklı psikoterapi ekollerine göre yol haritası farklılaşacaktır. Bu konuda çift terapistiniz ile görüşme yapabilir, bilgi alabilirsiniz. Çiftler ile 7 ila 10 gün de bir görüşme yapmak, beklentileri anlamak amacıyla faydalı olacaktır. Terapiyi sonlandırma seansı ise ilk seansta oluşturulan amaç ve hedeflere ulaşılmışsa ve ilişki içerisindeki işlevsellik yerli yerine oturmuşsa danışanların ve uzmanın ortak kararı ile sonlandırma yapılır.

Çift terapisi, durum ve koşullara göre değişkenlik göstermekle birlikte sıklıkla ihtiyaç duyulan bir alandır.

En Sık Başvurulan Konular Nelerdir?

İlişkide yaşanan problemler kimi zaman partnerlerin bireysel problemlerinden kaynaklı olabilir. Böyle bir durum yaşamak; ilişki içerisindeki huzuru ve güven ortamını etkileyecektir. Çift terapisi bu problemi çözmede etkili bir yol olacaktır. Bir diğer sıklıkla karşılaşılan problem ise cinsel problemlerdir. Cinsellik, duygusal birlikteliklerin önemli bir temel taşı olduğundan bu alanda yaşanacak problem tüm ilişkiyi etkileyecektir. Yapılan araştırmalar sonucunda cinsellikle ilgili sorunların evlilik/ilişki sorunlarıyla paralellik gösterdiği görülmüştür. Cinsellik, iki insan arasındaki duygusal bağın bedenler yoluyla birbirine aktarımıdır. Partnerlerin birbirleri ile uyumlu olmaları, iletişimlerinin iyi olması ilişkinin huzurunu etkiler. Şayet böyle bir problem varsa çift terapisine ek olarak cinsel terapi de eşlik edebilir. Cinsellik ile ilgili sorunlarda öncelikle fizyolojik nedenler bir uzman tarafından araştırılmalıdır. Somut bir sonuç görülmediği taktirde bir cinsel terapist ile görüşmek gereklidir.

Çift terapisinde kullanılan birçok yöntem vardır. Çift, ilişkileri üzerinde çalışmak ve çaba gösterme konusunda hevesli ise ilişkideki problemleri aşmak daha kolay olacaktır. İlişkinin başında her ne kadar herşey mükemmel gibi gözükse de zamanla bu durum değişebilir. Bireylerin fikirleri, hayat görüşleri ve hayattan beklentileri değişebilir. Bu ve bunun benzeri durumlar da ilişkinin dinamiğini etkileyecektir. Partnerler, yeniliklere karşı açık ve esnek olmalıdır.

Çiftlerin sıklıkla gündeme getirdiği konulardan biri de ilişkide yaşanan güven problemleridir. Bir ilişkinin temel taşlarından biri olan güven konusu partnerler arasında sıklıkla soruna neden olabilir. Güven duygusu eksikliği nedeniyle tartışma yaşanabilir. Güven problemi birden fazla şekilde görülebilir. Bireylerin birbirlerine karşı olan güven problemleri ilişkinin huzurunu kaçıracak ve tartışmaların ana maddesi haline gelecektir. Bu nedenle güvensizliğin altında yatan temeller araştırılmalı ve çiftlerin birbirlerine güvenmeleri konusunda teşvik edilmeleri gereklidir.

Diğer ülkelere nazaran daha kolektif bir yapı ve kültüre sahip olduğumuz için çiftlerin bir diğer sorun yaşama noktası ise ailelerdir. Ailelerin, ilişkiye müdahale etmesi ve kendi doğrularını benimsetmeye çalışması çiftler arası çatışmaya neden olur. Aileler, çocukları kaç yaşına gelirse gelsin onları birer yetişkin olarak görmek yerine her zaman küçük bir çocuk muamelesi yapmaya devam eder ve ilişkide kendilerini söz sahibi olarak görürler. İlişkiye dışarıdan yapılan her türlü müdahale yıpratıcı ve yıkıcı olacaktır. Bu nedenle çiftlerin ailelerine artık birer yetişkin olduklarını belirtmeleri ve kendi doğruları ile hareket edeceklerini ifade etmeleri gerekir. Aksi halde partnerlerden biri taraf olmaya zorlanacaktır. Özellikle de evli çiftlerin çoğunlukla bu sorun nedeniyle çatışma yaşamaları olasıdır. Bu tarz bir sorun ile başvuran çiftlere terapi esnasında ilişkideki “sınırlar” üzerine yoğunlaşılması gerekildiği konusunda bilgilendirme yapılır.

Yapılan bilimsel analizler sonucu boşanma oranının özellikle ebeveyn olma noktasında arttığı gözlenmiştir. Bunun temel nedeni ise bireylerin henüz ebeveyn olmaya kendilerini hazır hissetmemeleri ve ani bir kararla bu yola girmeleridir. Farklı beklentiler içerisinde olabilir ve bunun sonucunda da artan sorumluluklar karşısında kendilerini yıpranmış hissedebilirler. Bu da ilişkiye yansır. Bunun yanı sıra anne ve baba olduktan sonra rol karmaşasının yaşanması da bir diğer çatışma nedeni olarak karşımıza çıkar. Çocuğun dünyaya gelmesi ile birlikte bireyler eş olduklarını unutup yalnızca anne ve baba rollerine odaklanırlar. Birbirlerini ihmal etmeye başlamaları, ortak bir paylaşımda bulunmamaları, anne ve baba rollerinin dışında aslında eş, sevgili, karı-koca olduklarını göz ardı etmeleri ilişkinin dengelerini bozar. Daha az paylaşımda bulunmak ve iletişimsizlik aradaki bağın çözülmesine sebebiyet verebilir. Bu durumu aşmak için çift terapistinden bilgi alabilir ve terapistin ve danışanların ortak kararı ile küçük ödevler, alıştırmalar ile partnerlerin birbirlerine zaman ayırmaları sağlanabilir.

Sorunların ortaya çıkışanına dikkat edildiğinde genellikle şu nokta dikkat çeker. İlişkinin en başında göz önünde olmayan, problem olarak görülmeyen, göz ardı edilen sorunlar zamanla su yüzüne çıkmaya başlar. Çiftlerin, sorumlulukları paylaşması aile büyüklerinin ilişkiye dahil edilmesi, arkadaşlarla olan ilişkilerin düzenlenmesi, uyum sağlamak önemlidir.

Birliktelik yaşarken sık sık yapılan bir diğer hata ise problemler karşısında sorunun kaynağını dış etkenlerde aramaktır.  Bireyler kendi hislerinden, hatalarından bahsetmek yerine sorunu karşı tarafta aramaya ya da yıkmaya çalışır. Bu da sorunların aşılamaz hale gelmesine neden olur. Çift terapisinde bireyler kendi düşünce ve davranışları hakkında dürüstçe fikirlerini paylaşma fırsatı bulurlar.

Huzurlu bir ilişki yaşamak için en önemli koşul “doğru” insanı bulmak değil, kendini “doğru” tanımaktan geçer. Kendini gerçekten tanıyan, zayıf ve güçlü yönlerini bilen kısaca iç görü sahibi bireyler; karşısındaki insanla mutlu olup olmayacağını anlamakta çok daha iyidirler. Daha gerçekçi beklentiler içerisine girerler. Ne yazık ki ilişkilerde en sık sorun yaratan durumların başında gerçekçi olmayan beklentiler gelir. Birey, karşısındakine çok fazla anlam yüklemeye başlar. Çoğu insan ilişkiye büyük beklentiler ile başlar. Zamanla bu beklentilerin karşılanmadığını gördüklerinde ise büyük hayal kırıklığı yaşar ve nasıl başa çıkacaklarını bilemezler. Bir diğer sıklıkla rastlanan hemen hemen hepimizin şahit olduğu belki de bizzat yaşadığı durumlardan biri ise partnerimizin olumsuz özelliklerini görmezden gelerek zamanla değişmesini, değiştirmeyi beklemektedir. Bireyler, zamanla değişir düşüncesi ile hareket ederek farklı beklentiler içerisine girerler ancak bu durum her zaman olumlu sonuçlar yaratmayabilir. Bu nedenle ilişki içerisinde kendimize ve partnerimize karşı dürüst olmak önemlidir.

Aileden, çevremizden gördüğümüz, gözlemlediğimiz ilişki yaşama stilleri bilinçdışı bir şekilde kendi ilişki stilimi yaşama stilimize dönüşebilir. İstemsiz bir şekilde öğrendiğimiz ve en önemlisi içselleştirdiğimiz davranışlar, kendi ilişki dinamiğimizi de oluşturur. Bir örnekle açıklamak gerekirse; aile hayatı içerisinde “baba” figürünün daha dominant (baskın) olduğu bir ailede yetişmiş kadın, kendi ilişkisinde de partnerinin daha baskın olmasını bekleyecek, bunu arayacaktır. Bunun tam tersi bir durum da yine ilişkilere yön verebilir. Örneğin aile hayatındaki ilişki stilini benimsemeyen, hoş karşılamayan bireyler kendi aile stilinin tam tersi yönünde bir ilişki arayışına ve bekleyişine de girebilir.

Hayattaki seçimlerimizin çoğunu nasıl bilinçli yapıyorsak ilişki yaşama stilimiz, partner seçimimiz de tesadüfi şekilde ortaya çıkmaz. Her ne kadar farkında olmasa da birey, aslında birbirine çok benzeyen, çok fazla ortak noktası olan insanları seçme eğilimindedir. Bu durumu mantık yoluyla açıklamak birey için zor olsa da bilinçaltına yönelik yapılan bir seansta bazı cevaplara ulaşmak mümkündür.

Çift terapisine katılan çoğu çiftin şikayetleri birbirine benzemekle birlikte sık sık şu cümleleri kurarlar:

  • Beni anlamıyor.
  • Beni dinlemiyor.
  • Kendimi değersiz hissettiriyor.
  • İlişkinin başındaki insan değil.
  • Beni özel hissettirmiyor.
  • Benim için çaba göstermiyor.
  • Eski heyecanımız yok.
  • Mutlu değiliz.
  • Ayrılmak istemiyoruz ancak sorunları aşamıyoruz.

Bu ve bunun gibi durumları açmak, çözüm üretmek adına çift terapisi gereklidir.

Çift Terapisine Kimler Katılabilir?

Çift terapisine katılmak için evli olma şartı yoktur. Sevgililik ya da flört döneminde olan, evlenmeye hazırlık yapan, nişanlı çiftler de bu psikoterapiden yararlanabilir. Evlilik kararı almaktan kaygı duyan, bu konuda problemler yaşayan bireyler çift terapisi yardımı ile kaygılarından arınma yolunda bir adım atabilirler. Özellikle evlilik öncesi bir çift terapisti ile görüşmek çok önemlidir. Evliliğin, hayat boyu sürecek bir bağlılık yemini olması hayatı tümüyle etkileyen yeni bir durum olması ve bunun yanı sıra ciddi bir sorumluluk taşıması bireyler için zaman zaman korkutucu olabilir. Evliliğe hazırlık aşamasında terapi yardımı ile akıldaki sorulardan ve yoğun bir şekilde hissedilen stres ve kaygı faktörlerinden uzaklaşmak mümkündür.

Çift terapisinde bireylerin birlikte terapiye katılması önemlidir. Ancak eğer çiftlerden biri terapiye eşlik etmek istemiyorsa bireysel olarak da destek alınabilir. Partnerlerin birlikte katılım sağlaması çözüme giden yolu daha kısaltacaktır. Çift terapisinde bireysel terapiye nazaran terapiye her iki tarafında etkin bir şekilde katılım göstermesi gereklidir.

Çift Terapisi Nerelerde Uygulanır?

Çift terapisi, psikolojik danışmanlık merkezlerinde, aile danışmanlık merkezlerinde, hastanelerde ve kliniklerde uygulanır. Danışanlar, terapist seçerken; terapistin uzmanlaştığı alana dikkat etmeli, çift ve ilişki üzerinde yüksek lisans eğitimi almış ve bunun yanı sıra çeşitli eğitimlerle de kendini desteklemiş uzmanlardan yardım alabilirler. Seans süresi ise yaklaşık olarak 50 dakika ile 1 saat 10 dakika arasında değişiklik gösterir.

Peki ya terapiye karar verme süreci?

Terapi desteği almaya karar vermek çiftler için her zaman kolay olmamaktır. Ne yazık ki çoğu insan terapiye önyargı ile yaklaşmaktadır. Bunun en temel sebebi ise güven konusudur. Çiftler en mahrem sırlarını açıklamak, paylaşmak istememektedir. Bu kaygılarının altında ise güven ve mahremiyet konusu yer almaktadır. Psikoterapinin temel esası gizliliktir. Bu nedenle çiftlerin bu kaygıdan uzaklaşmaları faydalı olacaktır. Ruh sağlığı alanındaki uzmanlar etik dersleri gereğince gizlilik konusunda eğitilirler. Bu nedenle danışanların izni olmadığı sürece seans odasına konuşulan hiçbir şey dışarıya taşınmaz.

Bir diğer kaygıları ise bir uzmanla görüşmek yerine eş dost akraba gibi nispeten daha tecrübeli olduklarını düşündükleri kişilerle problemleri paylaşmaları ve çözüm aramalarıdır. Ancak yakınlarımız, akrabalarımız ya da arkadaşlarımız çoğunlukla olaylara tek taraflı, objektif olmayan bakış açısı ile yaklaşacaktır. Bu da çözümün önündeki en büyük engellerden biridir. Çiftler arasındaki sorunlar ele alındığında çoğunlukla aslında temel problemin bireylerin tek yönlü düşünme şekilleri oldukları görülmektedir. Bu yanılgıya düşmemek adına bir uzmandan yardım almak faydalı olacaktır. Yakınlarımız, arkadaşlarımız çoğunlukla bizi destekleyici, haklı olduğumuz konusunda ısrarcı davranabilirler. Ne yazık ki bu bakış açısı problemlerin çözümü için yeterli olmayacaktır.

Ülkemiz genelindeki psikolog, psikiyatrist gibi ruh sağlığı alanındaki uzmanlara karşı olan genel bir önyargı nedeniyle bireyler çekimser davranabilir. Buna sebep olan durumlardan biri ne yazık ki toplum baskısıdır. Toplumdaki, akıl sağlığını yitirmiş ya da yitirmeye yakın insanların ruh sağlığı alanında hizmet alacağı düşüncesi nedeniyle dışarıdan baskı görmekten ya da yargılanmaktan korkan çiftler, terapiye gitme fikrini erteleyebilir hatta vazgeçebilirler. İnsan ruh ve bedenden oluşan bir varlık olduğundan dolayı nasıl zaman zaman bedende bazı rahatsızlıklar hissedilirse bu aynı şekilde ruh sağlığı olarak da ortaya çıkabilir. Unutmayın ki ruh ve beden bir bütündür.

Çiftlerin terapiden beklentileri de zaman zaman çözüme kavuşmada engel teşkil etmektedir. Yapılan gözlemler sonucunda çiftlerin terapi esnasında haklı olan kişiyi arama eğiliminde oldukları görülmüştür. Terapideki amaç haklı olan tarafın bulunması değil, bireylerin durumlar karşısındaki hislerinin ve düşüncelerinin en yalın hali ile ortaya koyulmasıdır. Unutmayın ki seans odası, bir mahkeme salonu değil, aynı şekilde psikolog/terapist de bir yargıç değildir. Temel amaç haklı olan tarafın bulunması değil, ortak bir paydada hisleri paylaşmaktır.

Psikolog İrem Bulut

Psikolog İrem Bulut, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi psikoloji bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından çeşitli terapi ekolleri hakkında eğitimler almıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi Aile Danışmanlığı eğitimini 2019 yılında tamamlamıştır. Bilişsel davranışcı terapi ekolünde çalışmaktadır. Ağırlıklı olarak çalıştığı alanlar aile, ilişki ve çift sorunlarıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Call Now ButtonRandevu İçin Tıklayın
Kapalı
Kapalı