Genel

Bağlanma Kuramı ve Aşk: Kendinize ve İlişkinize Dair Bir Rehber

 Bağlanma kuramını geliştiren en önemli isim Bowlby’ e göre bağlanma; anne ile bebek arasında ilk yıllarda oluşan ve daha sonraki yıllardaki ilişkilerini belirlediği düşünülen bağ kurma davranışıdır. Neredeyse yapılan tüm çalışmalarının kökenini oluşturan bu tanım araştırmacıları bu konuda çalışmaya sürüklemektedir. Buna  göre bağlanmayla ilgili yapılan ilk araştırmalar ve elde edilen bulgularda  bağlanmanın tek bir kavram olduğu varsayımı söz konusu olsa da  günümüzde bu bulgunun doğru olmadığı görülmektedir. Bağlanma bir karakter özelliği değil, birkaç farklı özelliği içinde barındıran bir yapıdır.

Yeni doğan dünyaya geldiğinde anne ile kendisini bir bütün olarak görmekte ve kendisini ayrı bir parça değil de annesinin bir uzantısı olarak görmektedir. Bebek ile anne arasında oluşan bu durum bir bağlanmadan ziyade bağımlılığa işaret etmektedir. Bu durum yeni doğanın dünyaya alışması ve ebeveynden gelen desteğe ve  dünyayı algılayışına göre  olumlu veya olumsuz şekilde evrilen bir bağlanma stiline yön vermektedir.

Bağlanma kuramının temelinde bebeğin fiziksel olarak yetersizliğinden kaynaklı bir bakım verene muhtaç olma gerekliliği yatmaktadır. Bebek yaşamının ilk yıllarında bakım verenden fiziksel ve biyolojik  olarak doyurulma, barınma gibi temel gereksinimlerinin karşılanmasını ister. Burada bebek bakım verenden biyolojik ve fiziksel gereksinimlerinin giderilmesinin yanı sıra duygusal olarak da doyurulma ihtiyacı duymaktadır. Bowlby bu süreçte bakım veren ile oluşan günlük yaşamda tekrarlanan rutinler çocuğun gelişiminde bakıcının içsel temsillerini oluşturur demektedir. Çocuğun kendisi ve başkalarına ilişkin bilişlerinden oluşan içsel çalışan modeller, bakıcının tepkileri ile ilişkilidir.

Çocuk ihtiyacı olduğunda bakıcısından gereken desteği ve olumlu tepkiyi görürse bakıcısını ulaşılabilir, güvenilir ve destekleyici olduğuna ilişkin bilişsel temsiller geliştirir. Tersi durumda ise çocuğun bakıcısı çocuğun gereksinimlerine duyarsız kaldığında ya da birbiriyle uyuşmayan tepkilerle karşılık verdiğinde çocuk bağlanma figürünü reddedici, kendisini de sevilmeye ve desteklenme ye değmez biri olarak görür. Bebekler bu içsel temsillere  bağlı olarak bağlanma stilleri geliştirmektedirler.

Tüm yeni doğan canlılar dünyaya geldiklerinde bağ kurmaya yönelik genel bir eğilim göstermektedirler. Ancak, bağlanma kavramı, bu eğilimden daha fazlasını ifade etmektedir. Bağlanma diye söz ettiğimiz yapı; bağın bulunduğu kişiyle bir kontağın olmadığı sürede bile devam eden seçici bir  bağlılığı ifade etmektedir.

Erken dönem kurulan bağlanma stilini güvenli veya güvensiz bağlanma, kaçıngan bağlanma stili olarak açıklanmaktadır.

Güvenli bağlanan bebekler bakım verenleri ile kurdukları bağda bakım veren ortamdan uzaklaştığında tepki göstererek ağlayarak veya huzursuzlaşarak  kendilerini ifade ederken bakım veren  tekrar ortama geldiğinde bakım verene eskisi gibi yakınlık gösterip ağlamalarını bitirirler.

Güvensiz bağlanan bebekler ise bakım veren ortamdan uzaklaştığında yine aynı tepkileri verirler ancak bakım veren tekrar ortama döndüğünde bakım verene  karşı kabul edici bir tutum sergilemek yerine ağlama davranışı sürdürerek, huzursuzluğa devam ederek kendilerini ifade ederler ve bakım vereni reddederler.

Kaçıngan bağlanan bebeklerde ise bakım veren ortamdan uzaklaştığında bebek sakin, bakım veren ortama geri döndüğünde ise bebek ağlayarak, öfkelenerek tepki göstermekte ve bakım vereni reddetmektedir. Bu durumda dikkat çeken nokta yeni doğan ile bakım verenin arasında kurulan bağın yakınlığı ve işlevselliğidir.

Bowlby bağlanma kuramı üzerindeki uygulamalarını yaparken çocuk evleri ve yetimhanelerde yaşayan çocukların duygusal problemlerle baş etmekte zorluk yaşadığını, başkalarıyla yakın ve istikrarlı ilişkiler kuramadıklarını gözlemlemiştir. Çocukların yaşadığı bu zorluğu, yaşamlarının ilk yıllarında birincil bağlanma figürüne bağlanma oluşturamamaları sebebiyle sevgi ve diğer duyguları öğrenmekte yoksun kalmaları ile açıklamaktadır.

Bu ayrıma oldukça yerinde vurgu yapan sosyal izolasyon deneyinde Harlow , ‘’Bebekler yalnızca sütle yaşamaz.’’ diyerek bebeğin gelişiminde ve bağın oluşumunda anne sütünün önemli olduğunu; ancak yetersiz kaldığını anne bebek bağlanmasında yakın  bedensel temasın önemine dikkat çekmekteydi. Yapılan bu deney etik olarak psikoloji camiasını sarsacak bir etkiye sahip olsa da  elde edilen bulguları değerlendirmek amacıyla deneye göz atabiliriz.

Deneyde iki çeşit “vekil anne ” vardı. Biri tel ve metalden yapılma, soğuk, sert, metal tek bir göğse sahip, ancak bu tek göğsünden süt verebilen bir anne; diğeri ise süt vermeyen ama yumuşak peluştan yapılmış, “sıcak anne”. Yeni doğmuş maymunlar biyolojik annelerinden ayrılarak bu iki yapay annenin olduğu kafese konuldu. Literatürde kabul görmüş teorilere göre yavrular süt verebilen anneyi kendi anneleri gibi görmeliydi, ne de olsa anne-bebek bağı açlık-susuzluk dürtüsünden kaynaklanan bir ihtiyaçtan doğuyordu.

Başlangıçta yeni doğan maymunlar her iki vekil anneyle de ilgilenmeyerek çığlık çığlığa ve çaresizlik içinde gerçek annelerini aradılar. Ancak bir süre sonra acıktılar ve metalden yapılma, süt veren anneye sokularak karınlarını doyurdular. Ne var ki, süt veren “vekil anne” ile bağ kuramayacak kadar kısa sürdü bu yakınlık, çünkü uyumak için, ya da sadece kucağına oturmak için peluştan yapılma vekil anneye sokuldular. Birkaç gün sonra, metalden yapılma vekil anneye sadece acıktıklarında yaklaştılar ve karınlarını doyurur doyurmaz da peluştan yapılma vekil annenin yanına giderek tüm zamanlarını orda geçirmeye başladılar.

Bu deney bizlere beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçların dışında yakın, sıcak bedensel temasın bağlanma  üzerinde epey etkili olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulguların ise Harlow’un beklediği yönde olduğu görülmektedir.

Dörtlü Bağlanma Modeli Nedir?

Bağlanma kuramında değinilmesi gereken bir diğer husus ise, kişinin kendi benliğine ve diğerlerine karşı olumlu veya olumsuz atıflarda bulunduğu Bartholomew ve Horowitz ‘in geliştirmiş olduğu,  yetişkinlik dönemine de yansıyan dörtlü bağlanma modelidir.

Dörtlü bağlanma kuramına göre, bireyler kendilerini ve diğerlerini, olumlu-olumsuz değerlendirme açısından ilişki kurarlar. Buna göre oluşan ilişki dinamiklerinde bireyler, kendilerini ve ötekileri şu şekilde görebilirler:

  • Kendilerini olumlu – Diğerlerini olumlu (Güvenli Bağlanma)
  • Kendilerini olumlu – Diğerlerini olumsuz (Kayıtsız Bağlanma)
  • Kendilerini olumsuz – Diğerlerini olumlu (Saplantılı Bağlanma)
  • Kendilerini olumsuz – Diğerlerini olumsuz (Korkulu Bağlanma)

Güvenli Bağlanma Nedir?

Olumlu benlik ve olumlu diğerleri algısı ile bu bağlanma stili oluşur. Güvenli bağlanma örüntüsü olan bireyler yakın ilişkiler kurmak açısından rahattırlar ve öz değerlilik duyguları içselleştirilmiştir.

Kayıtsız Bağlanma Nedir?

Olumsuz başkaları ve olumlu benlik modeli ile birlikte kayıtsız bağlanma stili oluşur. Bireylerden bu bağlanma stiline sahip olanların olumsuz beklentileri vardır ve bu sebeple sıklıkla yakınlık kurmaktan ve yakın ilişkilerden  kaçarak kendilerinin özerkliklerini ve incitilemez duygularını besleyerek kendi kendilerini olabilecek hayal kırıklıklarından sakınmaktadırlar.

Saplantılı Bağlanma Nedir?

olumlu diğerleri ve olumsuz benliğin algısının olduğu bağlanma stili saplantılı bağlanma stilidir. Saplantılı olan kişiler diğerlerinin güvenini  ve onayını edinme konusunda kaygıya sahiptirler. Saplantılı bağlanma örüntüsüne sahip kişiler kendilerinde değersizlik duygusunu yaşarlar. Bu bağlanma stilinin özelliğine sahip kişiler yakın ilişkilerinde öz değerliliği ve kişisel yeterliliği bulma çabaları vardır.

Korkulu Bağlanma Nedir?

Korkulu bağlanma örüntüsü olan bireyler olumsuz diğerleri ve olumsuz benlik modeline sahiptirler ve reddedilme ve kaybetmenin acısından kendilerini korumak için yakınlık kurmaktan kaçınırlar. Başkalarının ise güvenilmez ve reddedici olduğu düşüncesi ile kendisinin sevilmeyeceğine dair beklentileri ve değersizlik duyguları söz konusudur.

Yaşamın erken dönemlerinde belirlenen ve süreklilik gösterdiği düşünülen bağlanma biçimi, kişinin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsünü de şekillendiren bir fenomendir.

Yukarıda bahsettiğimiz erken dönemde oluşan güvenli, güvensiz, kaçıngan ve kararsız bağlanma biçimlerinin erişkin dönemdeki etkilerine de göz atalım isterseniz.

Hazan ve Shaver, erken çocukluktaki bağlanma stillerinin yetişkinlikteki aşk ilişkilerine etkisini incelemişler, ve şöyle bir sonuca varmışlar: Yetişkinlik döneminde yaşadığımız romantik ilişki biçimleri, bebeklik dönemindeki bağlanma biçimlerimizle ilişkilidir.

Buna bağlı olarak da üç farklı kategoride yetişkinlikte bağlanma stili tanımlamışlardır. İlk olarak güvenli bağlanmaya sahip yetişkin bireyler; diğerleri ile yakın ilişkiler kurarken ve bağlanırken kendilerini rahat hissederler, terk edilme kaygısı yaşamazlar ve romantik ilişkilerinde başarılı, sevgi dolu, şüpheci tavırlar sergilemeyen ve partnerine karşı güven duyan romantik ilişkilerde yer almaktadır.

Kaçınan bağlanma stiline sahip yetişkinler, diğerlerine yakınlık ve bağ kurmaktan dolayı huzursuz olurlar, güvenilir olarak sadece kendilerini görürler bu sebeple diğerleriyle yakın bir bağ kurmaktan kaçınırlar, insanlara  bağlanmak ve güvenmek bu yetişkinler için güçtür.İş hayatını sosyal ortamdan kaçmak için araç olarak kullandıkları görülmektedir.

Son olarak da kaygılı-kararsız olarak tanımlanmış bağlanma türünün hakim olduğu yetişkinler ise insanlar ile daha yakın ilişki kurmayı çok isterler bununla beraber onlar tarafından terk edilme ve reddedilme kaygıları yaşarlar. Bu bireyler, kendilerine az diğerlerine daha fazla güven duygusu hissederler, ilişkileri her an bitecek ya da terk edilecekler kaygısı ile zihinleri yoğun olarak meşgul olur ve  ikili ilişkilerinde aşırı uçlarda, aşırı kıskançlık ve tutku içeren, takıntılı düşüncelerle dolu, iki farklı kişi değil de sanki bir kişiymiş gibi davranma eğilimi ve bu doğrultuda  talepleri  olan ikili ilişkilerde yer aldıklarını göstermektedir.

Bağlanma ve Aşk

Bağlanma teorileri ile yakından ilişkili olan temel bir konu ise aşk kavramıdır. Bağlanma kavramının ikili ilişkiler üzerindeki etkisine bakacak olursak romantik ilişkileri ele almak ve aşkı da tanımlamak gerekmektedir.

İnsanlar yalnız yaşayamayan, başkalarıyla beraber varlığını koruyan ve yakın ilişkilere gereksinim duyan canlılardır. Yakın ilişki ya da aşk, bazen kişisel bir ilişki bazen kişisel ilişkilerin özel bir öğesi ya da bir özelliği, bazen de bir insanın diğer bir insana karşı beslediği belli bir duyguyu belirtmek için kullanılmaktadır. Burada önemli olan, yakın ilişki ya da aşk için her zaman bir “diğer” kişinin olması gerektiği ve arada bir bağın oluştuğu gerçeğidir.

Aşk yakınlık, bağlanma, yatırım yapma, güven, saygı ve sevgi gibi duyguları beraberinde getirmektedir.

Aşk kavramı yüzyıllardır söz edilen, gizemini koruyan ve merak konusu olan üzerinde farklı açıklamalar yapılan, değişik teoriler geliştirilen bir kavram olmakla beraber son zamanlarda bilim insanlarının da ilgisini çeken bir konu olmakta ve bu yönde çeşitli araştırmalar yapılıp kuramlar oluşturulmaktadır.

Aşk hakkında  bir tanımlama yapılacak olursa aşkın geçici olduğu, kültüre göre şekil aldığı ve sınırlı bir doğasının olduğu kesinlikle vurgulanması gerekmektedir.Ve de ,aşk tanımı yapılırken aşkın çok bileşenli bir yapı olduğu ve bu bileşenlerinin birbirileri ile ilintili olduğu ve göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Aşkta önemli olan bir özellik de, aşkın her zaman bitmesi ya da sevgi, öfke ya da nefret gibi başka duygulara dönüşmesi gerçeğidir.

Bağlanmanın Aşk Üzerindeki Etkileri

Erken dönem  bağlanma ve sevgi ilişkisinin yaşam boyu sürdüğü görüşünden hareket edecek olursak; her insanın yakın duygusal bağlar kurmaya ihtiyacı vardır ve bağlanma ilişkisi kişinin psikolojik ve sosyal gelişimini etkilemektedir.

Çocuklar fiziksel ve duygusal gereksinimlerinin ne ölçüde karşılandığına bağlı olarak, temel güven ya da güvensizlik duygusu  geliştirme eğilimindedirler; buna paralel olarak ebeveynlerinden  aldıkları ilgiye bağlı olarak da yakınlık kurabilme kapasitesi geliştirirler. Önemli olan, bebeklerin bakım veren  kişiye nasıl bağlandıkları ve onlardan ayrıldıkları zaman yaşadıkları duygusal stresi nasıl yönettiğidir. Yukarıda belirtildiği gibi, bağlanma stiline göre tepki veren bebek, erişkin yaşantısında romantik ilişkisinde de bu tarz bir tepki sergileyecektir.

Genel olarak insanın yaşantısına bakıldığında, bağlanma davranışının  insanın tüm yaşamını şekillendirdiği görülmektedir. Bu anlamda bağlanma, mutluluk, güvenlik ve özgüvenin temelini oluşturmaktadır. Bu görüş doğrultusunda bağlanma kuramındaki önemli bir kavram da “içsel tasarım modeli”dir.

Modele göre, her insanın kendini ve yaşamındaki önemli kişileri algılayış biçimine göre oluşturduğu zihinsel tasarımları vardır. İnsanlar yeni ilişkilere başlarken eski anıları, yaşanmışlıkları ve tecrübelerine dayanan bu modellerden hareket ederler. Hayatlarında belli bir öneme sahip olan bu kişilerle ilgili bilişsel ve  duygusal beklentilerle  ilişkiye yön verdikleri gibi, kişinin kendisi için yaratmış olduğu  kendilik modeli de bağlanma figürlerinin gözünde ne kadar kabul göreceğini veya  reddedileceğini belirlemektedir. Bağlanma kuramcılarına göre, bu modeller yaşamın ilk aylarında şekillenmeye başlar  ve ileriki yıllarda da gelişmeye ve değişmeye devam ederler.

Çocukluktaki bağlanma figürleriyle ilişkilerin, ileride kişinin yakın ilişkisindeki beklentilerini, duygularını, savunmalarını etkilediğini belirlemektedir. Çocukluktaki ebeveyn sıcaklık ve ilgisinin, yetişkinlerin güvenli bağlanma stili geliştirmesiyle ve ebeveyn reddinin ise güvensiz bağlanmayla ilişkisini göstermektedir.

Bağlanma türleriyle romantik aşkı ilişkilendirerek,  kişilerin bebeklikteki bağlanma stillerinin, aşık oldukları kişilerle ilişkilerine bakılacak olursa güvenli bağlananlar başkaları ile yakın ilişki kurmaktan kaçınmazlar ve başkalarının kendileri ile yakın ilişki kurmasından herhangi bir rahatsızlık duymazlar ve terk edilme ile ilgili kuruntuları ve korkuları bulunmamaktadır. Bu tür bağlanma stiline sahip bireyler çoğunlukla kendileri ve başkaları hakkında olumlu bir bakış açısına sahiptirler ve bir partnerle romantik ilişki  kurma ve karşılıklı iletişim kurma noktasında başarılıdırlar.

Kaçıngan bağlananlar, başkaları ile çok fazla yakın  ilişki kurmaktan rahatsızlık duyarlar  çok fazla samimiyete izin vermezler ve kendilerini çok fazla açmak istemezler. Başkaları ile bağ kurmak ve bir başkasına güven geliştirmek  onlar için daha zordur. Kaygılı bağlananlar ise, aşık oldukları kişilerin kendilerini yeterince sevmediği fikrindedirler  ve eşleriyle olabildiğince güçlü bir yakınlık kurmak isterler. Bu tür bağlananlar bireylerin, devamlı  olarak aşık oldukları kişiyi kaybetme korkuları vardır ve kuruntulu düşüncelere kapılırlar.

Bu şekilde bakıldığında aşk tek boyutlu bir yapı olmaktan ziyade duygu düşünce ve davranışı içeren hem çok değişkenli hem de stabil olmayan dinamik bir sistemden oluşmaktadır.

Aşk kişinin erken dönem bağlanma stiline göre farklı şekiller alır. Bireyler bağlanma stillerine özgü duygu düzenleme stratejileri  de geliştirirler. Güvenli bağlanan bireyler olumsuz duygularının olduğunu kabul edip farkına varma, sorunlarını kabul edip sorunları ile başa çıkabilme  ve sosyal destek alma gibi güven temelli stratejileri kullanırken , kayıtsız bağlananlar bireyler olumsuz  duyguyu bastıran, görmezden gelen ve savunmacı   aşırı düzenleyici stratejiler geliştirmektedirler.Kaçıngan bağlanan bireyler de  ise başkalarından kaçınma ve olumsuz duygusuyla başa çıkabilme de güçlük yaşadığı ve strateji geliştirmekte zorlandıkları gözlenmektedir.

Aşk Kuramları

Aşk Stilleri Kuramı

Aşkı renklere benzetecek olursak, gökkuşağındaki bütün renkler kırmızı, sarı ve mavi  olmak üzere  üç ana renkten kaynağını almaktadır. Aşka da bu şekilde baktığımızda, üç ana aşk çeşidine rastlamaktayız:

  • Tutkulu aşk
  • Oyun gibi aşk
  • Arkadaşça aşk.

Diğer aşk çeşitleri ise tıpkı gökkuşağındaki gibi bu üç temel aşk çeşidinin bileşimiyle oluşmaktadır.

Aşkın bu üç ana çeşidine aşkın birincil renkleri adını verecek olursak, tutkulu aşkı kırmızıya, oyun gibi aşkı sarıya ve arkadaşça aşkı ise maviye benzetebiliriz.

Aşkı renklere göre açıklamanın  iki yararı vardır: Birincisi  insanlar nasıl farklı renkleri tercih edebiliyorlarsa, yine aynı şekilde  farklı aşk türlerini tercih edebileceklerini fark ederler. İkincisi ise , geçmişte yaşanılan aşk tecrübelerini daha farklı değerlendirebilme imkanı bulurlar.

Birincil aşk çeşitlerinin birleşimlerinden, ikincil aşk çeşitleri ortaya çıkar. Söz konusu ikincil aşk çeşitleri şunlardır:

  • Mantıklı aşk: Arkadaşça aşk ve oyun gibi aşkın bileşimidir.
  • Bağımlı aşk: Tutkulu aşk ve oyun gibi aşkın bileşimidir.
  • Özgeci aşk: Tutkulu aşk ve arkadaşça aşkın bileşimidir.

İkincil aşkla ilgili “bileşim” kelimesinini kullanılması önemlidir; çünkü, “bileşim” iki farklı şeyin bir araya gelerek “yeni” bir şeyi oluşturmasını ifade eder. Buna göre, iki farklı aşk çeşidi bir araya gelip, yeni bir aşk çeşidini oluşturuyor.

Peki bu ayrımlardaki aşk tanımları ne dikkate alınarak yapılmaktadır?

Ayrımlarda yer alan  aşk türlerinden tutkulu aşk, fiziksel çekiciliğe dayanan aşk türüdür. Tutkulu aşıklar, tercih ettikleri fiziksel özellikleri de açık bir şekilde (zayıf, esmer, uzun vb.) tanımlayabilirler. Tutkulu aşk genellikle çok güçlü bir fiziksel çekimle başlar ve, tutkulu aşklarda  cinsel yakınlık oldukça önemlidir. Aşıklar, ilişkilerinde hiçbir riski almaktan kaçınmazlar.

Oyun gibi aşkta ise , bağlayıcılığı daha  düşük, keyfi aktiviteler  ön planda, kısa süreli ve çok eşliliğe açık aşk türüdür. Aşkı sanki bir oyun gibi görürler ve aynı anda birden fazla  partnerlerinin olmasından hoşnutluk duyarlar. Bu tür aşkta bireylerin tercih ettikleri ideal olması gereken herhangi bir kriter yoktur ve bu bireyler, hayatları boyunca tek bir kişiye bağlanmak ve güçlü bir bağ geliştirmek istemezler.

Arkadaşça aşk, benzerlik ve birbirine uygun olma ile şekillenen ve zamanla gelişen aşk türüdür. Arkadaşça aşıklar partnerleri  ile çeşitli aktiviteleri ve ilgileri paylaşmaktan keyif alırlar ve romantik ilişkilerinin temelini beraber bir şeyler yapabilme bir şeyler paylaşabilme oluşturmaktadır. Bu  stil aşıklar fiziksel yakınlığa çok  fazla önem vermezler ve birlikte olacakları kişide bulunmasını istedikleri belirli fiziksel özellikler yoktur.

Mantıklı aşk ise, aşıkların devam edebilme ihtimalinin güçlülüğüne ve birbirileri ile  olumlu gelecek sağlayabileceğine dair inanç geliştirebilmelerine dayanan aşk türüdür. Mantıklı aşıklar için önemli olan sosyal ve statüsel olarak uyumu yakalayabilmektir. Partnerlerin kişilik özellikleri, inançları, aile yapıları ve beklentileri bu aşk türünde oldukça önemlidir.

Bağımlı aşk, kıskanç, güvensiz ve  biraz da patolojik denebilecek bir aşk türüdür. Bağımlı aşıklar birbirlerine karşı güven duymazlar  ve birlikte oldukları kişiye dair büyük bir  kaybetme korkusu yaşarlar. Bağımlı aşıkların ilişkilerinde birtakım  sorunlar olsa dahi çoğunlukla ilişkilerini bitiremezler. Ve  ayrılığın olumsuz etkilerini üstlerinden atmakta oldukça güçlük çekip hatta uzun süre üstlerinden atamazlar ve ilişkilerinde hatta ilişkileri bittikten sonra  bile acı çekmekten hoşlanırlar.

Özgeci aşk, karşısındakini kusurlarına karşın karşısındakini seven, onun iyiliğini kendi iyiliğinden daha fazla düşünen bireylerin yaşadığı, fedakarlığın ön planda olduğu   aşktır. Özgeci aşıklar aşkı vermeye inanırlar, çünkü herkes bunu hak eder şeklinde düşünceye sahiptirler. Onlar için  aşkı hissetmek ve hissettirmek bir görevdir;  ancak, aşktan ya da partnerlerinden  hiçbir  şekilde beklentileri yoktur. Özgeci aşıklar genellikle bağışlayıcı ve destekleyicidirler.

Üçgen Aşk Kuramı

Bu kurama göre aşk; yakınlık, tutku ve bağlılığı içeren bir kavramdır. Aslında bu üç öğe üçgenin her bir köşesine denk gelmektir bu sebeple kuram adını’’ üçgen aşk kuramı’’ olarak almaktadır.

Kuramdaki kavramları tanımlayacak olursak:

  • Yakınlık: Partnerler arasındaki yakınlığı, karşılıklı anlayışı, iletişimi ve duygusal açıdan sevgiliye bağlı olma duygularını barındırmaktadır ayrıca  verilen ve alınan duygusal desteğe de işaret eder. Bahsedilen tüm bu duygular ve destek partnerler arasında gelişen sıcak bir aşk ilişkisi yaşanmasına da yol açan duyguları kapsamaktadır. Seven, aşık olduğu kişiye oldukça  değer verir  ve onun mutluluğunu artıracak tutum ve davranışlarda bulunmak ister.
  • Fiziksel olarak beğenme, cinsel arzular  birçok ilişkinin tutku yönünü oluşturur. Aşkın tutku öğesi, sevgili ile birleşebilmek için çok fazla  özlem duyulan durumunu içerir.
  • Bağlılık: Bağlanmanın anlamı, bireyin birini sevdiğine karar vermesiyken, uzun dönemde kendini aşka adamasıdır. Aşıklar birlikte iyi bir ilişki sürdürebilirler; ancak bu durum her zaman böyle olmayabilir. Birey sevdiğine karşı gerçek aşk duyguları beslemese de,  ona bağlı olduğunu hissedebilir.

Kurama göre, bağlılık, yakınlık ve tutku ekseninde, sekiz farklı aşk çeşidi sıralamak mümkündür.

1. Beğenme/Hoşlanma (Yakınlık): Bu aşk türü, bir kişinin bir diğer kişiye kendini yakın hissetmesi, ona karşı bir sıcaklık hissetmesi; fakat o kişiye karşı belli bir tutku ya da uzun süreli bir bağlanma hissetmemesi olarak açıklanabilir.

2. Çılgınca aşk (Tutku): Bu tür aşk, “ilk görüşte aşk” diyebileceğimiz kategoriye giren aşk türüdür. Aslında burada kişi  gerçekte aşık olduğu kişiye değil de, kendi kafasında yarattığı hayallerindeki  kişiye karşı aşkının bir takıntı haline dönüşmesidir. Çılgınca sevme davranışı, seven kişi tarafından çok kolay bir şekilde ortaya konulur. Doğru koşullar altında bu tip aşk hemen ortaya çıkar ve kişi, zihinsel ve fiziksel olarak aşık olunan birey karşısında çok çabuk uyarılma özellikleri gösterir.

3. Boş aşk: Bir kişinin bir başka kişiyi sevdiğine karar vermesi ve bu aşkı devam ettirmesi; ancak, ilişkinin yakınlık ve tutku barındırmaması sonucu boş aşk ortaya çıkar. Uzun yıllar sürebilen, fakat duygusal içeriklerin ve fiziksel çekimin zaman içinde yok olduğu ilişkiler bu tür aşka girer. Kültürden kültüre değişkenlik göstermekle birlikte, bu tür aşklar uzun ilişkilerin sonunda ya da başında olabilir.

4. Romantik aşk: Romantik aşk, beğenmenin yanı sıra, kişilerin birbirlerine karşı fiziksel ve zihinsel açıdan da  çekici gelmesi durumunda oluşur. Bu aşkın ortaya çıkabilmesi  için, fiziksel ve duygusal olarak partnerlerin birbirine karşı bir  ilgi duyması gerekir. Bağlanma bu aşk türünde gerekli değildir. Bu tür aşkta gelecekte birlikte olma ile ilgili bir beklenti söz konusu değildir.

5. Arkadaşça aşk: Bu tür aşk, uzun süren bir dostluk ilişkisine benzer. Tutku kavramı ilişkide yer edinmiş değildir. Birçok romantik aşk ilişkisi  de arkadaşça aşk ilişkisine dönüşebilir ve tutku ortadan kalkınca yerini  sadece yakınlık alır. Tutku, uzun zaman geçtikten sonra ilişkide derinlerde hissedilen bağlılık hissine dönüşen bir kavram halini de alabilir. İnsanların arkadaşlığa dönüşen ilişkiler yaşama düşüncesini kabul etmeleri ve bu duruma alışmaları  kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Kimi insan bunu asla kabullenmezken , kimi insan da yaşamında romantizm olmadan yaşayamaz. Yeniden romantizm bulmak için yeni aşk aramaya çıkma girişimlerinde bulunabilir; ancak gözden kaçırılmamalıdır ki , yeni ilişkiler de dönüp dolaşıp arkadaşça bir durum alacaktır.

6. Aptalca aşk: Bu tür aşk’’ Hollywood’’ tarzı bir aşktır, filmlerde olduğu gibi bireyler hızlıca tanışıp, ardından kısa bir süre içinde  de evlenirler. Zaman içinde gelişen yakınlık unsuru göz ardı edilip, yalnızca tutkuya dayanan bir bağlanma stili yaratılır. Aptalca aşk, stresin oluşmasına uygun bir ortam yaratır. Çünkü tutku ortadan kaybolduğunda ya da azaldığında geriye yalnızca bağlanma kalır. Ancak, bağlanma da zaman içinde gelişir ve derinlik kazanır. Bu tür aşkta, tutku ilişkinin  merkezine yerleştirir; ancak, tutku azaldığında yerini  hayal kırıklığına bırakır.

7. Mükemmel aşk: Özellikle romantik ilişkilerde her insanın  yaşamak istediği aşk türüdür. Bu tür bir aşkı yaşamak zordur; ancak, bu tür bir aşkı sürdürebilmek,devamlılığını sağlayabilmek ,aşkı  yaşamaktan daha da zordur.

8. Aşksızlık: Bu tür aşkta  söz edilen üç unsurun hiçbiri bulunmamaktadır. Bu tür ilişki, bilinen ve yaşanılan kişilerarası ilişkilere iyi birer örnektir. Bu tür ilişkiler nedensel etkileşimleri içerir ve hatta bu tür ilişkide arkadaşlık bile söz konusu değildir. Bu ilişkiler zorunlu ilişkilerdir.Yani ne bir yakınlık içeren ne bir tutku barındıran ne de herhangi bir bağlılığa işaret eden ilişkilerden değildir.

Aşk ve bağlanmaya dair, halen literatüre kazandırılan yeni kavramlar, kuramlar bulunmaktadır. İnsan dünya üzerinde var oldukça bir şeylerle bağ kurma, iletişim kurma, kimi zaman kimi kişilerle daha yakın ilişkiler kurma, romantik ilişkiler kurma, doğada bulunan bir nesne, bir araç, bir insan bir unsur herhangi bir şeye karşı sevgi ve aşk duyguları beslemeye devam etmektedir.

Doğduğumuz andan, yaşadığımız her ana hayatımızdan geçen her an, kurduğumuz her diyalog, düşündüğümüz her kavram, hayalini kurduğumuz   her durum ve daha bir sürüsü bizim dünyayı algılama biçimimize ve bakış açımıza göre şekil almaktadır ve bununla beraber her birimiz önce dünyaya annemizin bir parçası olarak geldiğimizi farz edip öyle yaşamaya çalışırız, zamanla farklı bir birey olduğumuzun farkına varıp bireyselleşmenin ve özgürleşmenin keyfini çıkarırız ve yine zaman geçtikçe herhangi bir olgu, olay veya birey ile ilgi ve iletişim kurmak için çaba harcayıp tekrar birileri ile bütün olmak, paylaşımda bulunmak isteriz.

Tüm bunların sonucunda bizi biz yapan bağlanma stillerimiz ve kurduğumuz ilişkiler ile her geçen gün yaşantımıza şekil vermeye, hayatımızı inşa etmeye devam ederiz.

Kaynakça
  1. Ainsworth MDS, Blehar MC, Waters E, Walls S. Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation. Hillsdale, Lawrence Erlbaum, 1978.
  2. Bartholomew, K., ve Horowitz, L. M. (1991). Attachment Styles Among Young Adults: A Test of A Four-Category Model. Journal of Personality and Social Psychology. 61, 226-244.
  3. Bowlby J. The Making and Breaking of Affectional Bonds. London, Tavistock Publications, 1979.
  4. Shaver PR, Hazan C, Bradshaw D. Love as attachment: The integration of three behavioral systems. In The Psychology of Love (Eds JR Sternberg, ML Barns):68-99. New Haven, Yale University Press, 1988.
  5. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar: Romantik İlişkiler ve Aşk,  2012

Psikolog Çağla Tuna

İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Psikoloji öğrenimi gördü. Halen, İstanbul Arel Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji'de yüksek lisans öğrenimine devam ediyor. Özel bir kurumda çocuklarla çalışıyor. yusufbayalan.com için içerikler üretiyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Call Now ButtonRandevu İçin Tıklayın
Kapalı
Kapalı