<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yusuf BAYALAN &#187; Kadın Erkek İlişkileri</title>
	<atom:link href="http://yusufbayalan.com/tag/kadin-erkek-iliskileri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yusufbayalan.com</link>
	<description>Psikolojik Danışman; Çift, Evlilik ve Aile Danışmanı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 13:53:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Ayrılınca kim kaybeder?</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/ayrilinca-kim-kaybeder/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/ayrilinca-kim-kaybeder/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 12:51:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi-Kadın Erkek İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yusufbayalan.com/?p=281</guid>
		<description><![CDATA[Ne zor şey ilişkiler üzerine düşünmek/yazmak. Yoksa genel olarak düşünmek/yazmak mı zor? Zihnime düşen bir sorunun cevabını tam buldum derken başka bir soruyla karşı karşıya kalıyorum. Bu yeni soru önceki soruyu geçersiz kılıyor bazen. Belki yanlış sorular soruyorum, belki de mükemmel cevaplara ulaşmak istiyorum diye oluyor bunlar. Neyse. Her doğan/başlayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://yusufbayalan.com/?attachment_id=282" rel="attachment wp-att-282"><span style="color: #000000;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-282" title="ayrılık" src="http://yusufbayalan.com/wp-content/uploads/ilişki-terapisi-106x150.jpg" alt="" width="106" height="150" /></span></a>Ne zor şey ilişkiler üzerine düşünmek/yazmak. Yoksa genel olarak düşünmek/yazmak mı zor? Zihnime düşen bir sorunun cevabını tam buldum derken başka bir soruyla karşı karşıya kalıyorum. Bu yeni soru önceki soruyu geçersiz kılıyor bazen. Belki yanlış sorular soruyorum, belki de mükemmel cevaplara ulaşmak istiyorum diye oluyor bunlar. Neyse.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her doğan/başlayan şey gibi ilişkiler de ölüme/bitime doğru yol alır. Bu, hayatın en temel hakikatlerinden biri olmasına rağmen hangimiz bunu kolaylıkla kabullenebiliyoruz? Hayatımız bir anlamda bu hakikati kabullenme sürecinde yapıp etmelerimizin toplamı değil midir?</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm ilişkiler biter! Öyle ya da böyle. Bu yazının konusu, öteki(partner, sevgili, eş vb.)nin ilişkiyi bitirme isteğine gösterilen tepkilerden biridir:<span id="more-281"></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Danışan(D): Ayrılma sinyalleri veriyor şu sıralar. Uzak davranıyor, hiç vermediği tepkiler veriyor. Eskisi gibi arayıp sormuyor mesela.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Terapist(T): Arkadaşının ilişkinizi bitirme isteği hakkında ne düşünüyorsun?</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">D: Valla o kaybeder. Herkes tercihlerinin sonucunu yaşar. Benim için hayat devam eder.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">T: Arkadaşın ilişkinizi bitirirse ne hissedersin?</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">D: Üzülmemi kastediyorsun galiba. Ne yalan söyleyeyim çok üzülmem. Belki pişmanlık duyabilirim; neden bu adamla vakit kaybettim diye…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu mini terapötik diyalogda yazıyı bağlayan nokta ilişkinin bitmesi durumunda kaybeden olarak “öteki”nin algılanmasıdır. “İlişkinizin bitmesine rağmen kaybetmiş hissetmemek!”</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir şeyin kaybolması/elinizden gitmesi için öncelikle o şeyi elinizde, size ait hissetmeniz gerekir. Var olmalı ki yok olsun, başlamalı ki bitsin, doğmalı ki ölsün!</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçek bir kayıp durumunda ne hisseder insan? Bir çocuğun oyuncağını kaybettiğini düşünün, bir annenin çocuğunu kaybedişine bakın! Ortalığı kaplayan havanın adına ne dersiniz? Benim cevabım: acı!</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Acı tahammülü en zor duygulardan biridir. Dolayısıyla kaybetmenin yakıcı acısından kaçmak için yapılabilecek şeylerden biridir sahip olmamak, sahip hissetmemek. Ölümden korkup yaşamdan kaçmaktır diğer bir deyişle.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O kadar hızlı yaşayıp o kadar çok tüketiyoruz ki her şeyi, hissetmeye zamanımız kalmıyor. Acılar mezarlığının üstüne umarsızlık inşa ediyoruz.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ne mi yapmalıyız? Durmalı ve acılarımızı hissetmeliyiz, içimizdeki annesiz çocuğa şefkat göstermeliyiz…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yusuf BAYALAN</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/ayrilinca-kim-kaybeder/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tehlikeli bir kavram: Sevgi</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/tehlikeli-bir-kavram-sevgi/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/tehlikeli-bir-kavram-sevgi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 12:46:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yusufbayalan.com/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[Biz &#8220;dil&#8221; ile kavrar, düşünür, konuşur ve eyleriz, eylemde bulunuruz. Bu yüzden sahip olduğumuz ve kullandığımız &#8220;dil&#8221; kendimizi, diğer insanları, dünyayı, varoluşu, hakikati vb. algılayışımızı gösteren en önemli göstergelerdendir. Hele bir de terapistseniz, zaten &#8220;düşüncenin evi&#8221; olan dil daha da bir önem atfediyor sizin için. Bundan sonra bu blogta bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><a href="http://yusufbayalan.com/?attachment_id=276" rel="attachment wp-att-276"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-276" title="terkedilme korkusu" src="http://yusufbayalan.com/wp-content/uploads/autumn_00044-150x112.jpg" alt="" width="150" height="112" /></a>Biz &#8220;dil&#8221; ile kavrar, düşünür, konuşur ve eyleriz, eylemde bulunuruz. Bu yüzden sahip olduğumuz ve kullandığımız &#8220;dil&#8221; kendimizi, diğer insanları, dünyayı, varoluşu, hakikati vb. algılayışımızı gösteren en önemli göstergelerdendir. Hele bir de terapistseniz, zaten &#8220;düşüncenin evi&#8221; olan dil daha da bir önem atfediyor sizin için.</div>
<div style="text-align: justify;">Bundan sonra bu blogta bazı kavramlara/düşüncelere dikkatimi ve dikkatinizi çekmeye çalışacağım. Bu kavramlardan &#8220;tehlikeli&#8221; diye bahsediyorum. Onları tehlikeli yapan bize iyi, normal, doğru gibi gelmelerine karşın &#8220;insanlığımız&#8221;dan uzaklaşmamıza hizmet etmeleridir. Durumu bu şekilde ifade ettiğimde, kavramları suçlar gibi bir tutum sergilediğim hissedilebilir karşıdan. Oysa öyle değil. <span id="more-275"></span></div>
<div style="text-align: justify;">Kavramlar tabii ki suçlu olamaz. Bir suç, hata, kusur aranacaksa bu, söz konusu kavramları/düşünceleri eğip bükerek onları kendi meramımıza hizmetkar kılma çabamız dolayısıyla bizde aranmalıdır. Dolayısıyla &#8220;konuşulan&#8221; kadar(belki ondan ziyade) &#8220;konuşan&#8221; ilgimizi celbetmelidir diye düşünüyorum. Tehlikeli kavramlar/düşüncelerle zihnimi meşgul ederken meramım söz konusu kavramları tehlikeli hale getireni yani kendimizi anlamaktır. &#8220;Kendimiz&#8221;i de tehlike aracı olmaktan uzak tutayım: Asıl derdim &#8220;kendim&#8221;i anlamaktır. Bu şekilde belki &#8220;siz&#8221;e ulaşırım.</div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Sevgi:</span>  </strong>Tehlikeli kavramlar/düşünceler dizisine be aşlama niyetimden sonra ilk aklıma gelen  &#8220;sevgi&#8221; mi oldu; yoksa &#8220;sevgi&#8221;nin o kadar çok tehlikeli kullanımına şahit oldum ki, dikkatim kavramların/düşüncelerin tehlikeli hale getirilebileceği üzerine yoğunlaştı emin değilim. Ama emin olduğum &#8220;sevgi&#8221;nin tehlikesiz kullanımında olduğu gibi tehlikeli kullanımında da hayatımızın merkezi kavramlarından biri olduğudur.</div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;">Çocuğuna karşı şu tür ifade kullanan bir ebeveyne, özellikle de anneye şahit olmayan kaç kişi var bu satırları okuyanlar arasında: &#8220;Yemeğini yemezsen/uyumazsan/elindekini arkadaşına vermezsen/dersini çalışmazsan vb. seni sevmem!&#8221; Bu cümleler sizi şok ettiyse ve bu şok sadece ifadelerle ilk kez karşılaşmanızın tesiriyle oluştuysa yazıya biraz ara vermenizde fayda var. Bu ifadelerin sahibi bir ebeveynin tutumuna dair ne düşünebiliriz? Herkes kendi düşünsün lütfen. Sadece şu kadarını ben sorayım: Çocuk için, amaçlanan hedefin(yemek yemek, uyumak, ders çalışmak vb.) gerçekleşmemesi mi daha tehlikelidir yoksa <strong>sevginin kendisine karşı bir silah olarak kullanılması</strong> mı?Gazetelerin o melun üçüncü  sayfa haberlerinde şu tür ifadelere şahit olmuşsunuzdur: <strong>Çok sevdiği</strong> karısını kıskandığı için öldürdü. Sevgi ve öldürmek!</p>
<p>Aşık bir kadından şöyle bir ifade: Beni asıl yaralayan onun beni bırakıp başka bir kadınla birlikte olması. Çok canım yanıyor. Normal şekilde ayrılsak bu kadar etkilenmeyebilirdim. Ölmüş olsaydı bu kadar acı çekmezdim. Çünkü <strong>onu çok seviyorum.</strong></p>
<p>Aşık ve sevgilisini sürekli arayan, bu arayışları karşı taraftan taciz olarak algılanan bir erkek/kadın: <strong>Onu çok seviyorum.</strong> Her anında beni düşünmesini, zihninin hep benimle meşgul olmasını istiyorum.</p>
<p>Oğlunun evliliğine müsade etmeyen bir kadın: Oğlumu <strong>çok seviyorum.</strong> Onun bu kadar ciddi bir konuda kendi başına karar vermesini kabul edemem.</p>
<p>Emin olun bu listeye daha nice ifadeler yazabilirim; ve eminim ki siz de bu listeye pek çok ekleme yapabilirsiniz. Ancak yazının uzunluğu başlangıç hedefini zaten aştı. Son olarak iki kitaba dikkatinizi çekmek istiyorum: 1) Sevme sanatı, Erich From 2) Kendine İhanet, Arno Gruen</p>
<p>Muhabbetle&#8230;</p>
<p>Yusuf BAYALAN</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/tehlikeli-bir-kavram-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/ask-mutfagindan-yalnizlik-tarifleri/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/ask-mutfagindan-yalnizlik-tarifleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 10:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yusufbayalan.com/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[Yekta KOPAN&#8217;ı son dönemlerde Fil Uçuşu&#8216;ndan takip ediyordum; ancak kitabını okumak yeni nasip oldu. Benim için ilk Yekta KOPAN kitabı &#8220;Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri&#8221;. Kitap içeriğini birbirinden güzel on hikaye oluşturuyor. Tüm kitabın bende bıraktığı en temel iki duygu yalnızlık ve hüzün.  Çok güzel hikayelerin en güzellerinden birindeki yalnızlık tariflerini burada paylaşmak istiyorum: Buğulu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://yusufbayalan.com/ask-mutfagindan-yalnizlik-tarifleri/ask-mutfagindan-yalnizlik-tarifleri/" rel="attachment wp-att-222"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-222" title="aşk mutfağından yalnızlık tarifleri" src="http://yusufbayalan.com/wp-content/uploads/aşk-mutfağından-yalnızlık-tarifleri-96x150.jpg" alt="yekta kopan" width="96" height="150" /></a>Yekta KOPAN&#8217;ı son dönemlerde <strong><a href="http://filucusu.blogspot.com/" target="_blank"><span style="color: #000000;">Fil Uçuşu</span></a>&#8216;</strong>ndan takip ediyordum; ancak kitabını okumak yeni nasip oldu. Benim için ilk Yekta KOPAN kitabı &#8220;Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri&#8221;. Kitap içeriğini birbirinden güzel on hikaye oluşturuyor. Tüm kitabın bende bıraktığı en temel iki duygu<strong> yalnızlık</strong> ve <strong>hüzün.</strong> </span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok güzel hikayelerin en güzellerinden birindeki yalnızlık tariflerini burada paylaşmak istiyorum:</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><br />
</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Buğulu yalnızlık</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2 kişilik</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Malzeme: 2 kişi. 1 İlişki</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazırlanışı: Mutlu günler geçirilir. Beraber olmaktan alınan keyif, kaynayana kadar hayatın her aşamasıyla sık sık tartışılarak yaşanır. arkadaşlar ortak edilir<span id="more-221"></span> ilişkiye. Sinemaya gidilir, çıkışta filmden hiçbir şey hatırlanmaz, geriye kalan sadece  sevgilinin film boyunca tuttuğu elinizde kalan sıcaklıktır. Sözler verilir. Sözlerin altında ezildikçe, yalanlar söylenir. Mutluluk fokurdamaya başlayınca, ilişkinin altı kapatılıp dinlenmeye bırakılır. Oda sıcaklığına geldiğinde kıskançlık ve kavga gibi baharatlar göz kararı eklenir. Arzuya göre aldatma da konulabilir. İlişki iyice soğuduktan sonra gözyaşıyla servis edilir.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000;">Yapa-yalnızlık</strong></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1 kişilik</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Malzeme: 1 kişi. Olabildiğince fazla ilişki girişimi. </span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazırlanışı:Kadın ya da erkek tarafından hazırlanabilir. Hazırlanışı biraz uzun zaman aldığından zahmetlidir. Ustalıkla yapılabilen, pişirilmesi diğerlerine göre zor ama bir o kadar da lezzetli bir çeşittir. Birçok ilişki denenir. Özellikle her ilişkinin ilk günleri büyük bir coşkuyla yaşanır. En güzel sözcükler, en güzel öpüşlere karıştırılır. Her yeni ten, keşfedilmemiş bir coğrafyaymışçasına fethedilir.</span><br />
<span style="color: #000000;">Bütün bu ilişkileri kısa tutabilmek, hepsinde hepsinde sonsuz bir mutsuzluk yaşamaya çalışmak gerekmektedir. İlişkilerde yaşanan mutsuzluğun giderek artması, kişinin giderek içine kapanması, ayrı bir lezzet verecektir. Kişi artık ilişki yaşayamayacak kadar yorgun ve mutsuz hale geldiğinde, yapa-yalnızlık hazır olur. Alkolle servis edilir.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Türlü yalnızlık</strong></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok kişilik</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Malzeme. 1 kişi, 1 şehir.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazırlanışı: Çok çabuk hazırlanabilir, ancak zamanla kazanılabilen bir el becerisi gerektirmektedir. Şehir bir dişi olduğundan daha çok erkeklerin damak zevkine uygundur. (Kadınlar tarafından farklı şekillerde de hazırlanabilir.) Sonucun güzel olabilmesi için dokusu, kokusu güzel bir şehir bulmak gerekir. Yalnızlığa yeterince acıkmış olunan bir anda, korunmasız bir ruh haliyle şehrin sokakları arşınlanmaya başlanır. Her sokağa, kaldırım taşına, elektrik direğine, binaya (özellikle tarihi dokusu olan yapılara) farklı anlamlar yüklenerek gün boyu dolaşılır. Çevredeki insanların konuşmalarına kulak kabartılır. Her biri için bir hikaye düşünülür. Dalgınlaşılır. Yalnız insanların yüzünde hüzün, mutlu çiftlerin gözünde kahkaha, geçlerde heyecan, yaşlılarda ölüm aranır. Bütün bu duygular şehrin değişik köşelerine adanır. Arada bir baş yukarı kaldırılıp gökyüzü seyredilir. Ancak bunun çok yapılması umutları artıracağından lezzeti bozacaktır. artık şehir tümüyle yalnızlığa dönüşmeye başladığında, yürüyüşe son verilerek bir duvar dibine oturulur ve duygular soğumaya bırakılır. Sonbahar sıcaklığına ulaşıldığında, türlü yalnızlık da servise hazır olur. Afiyet olsun.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kaynak: Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri, Yekta Kopan, Can Yayınları, 2011</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yusuf BAYALAN</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/ask-mutfagindan-yalnizlik-tarifleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adem&#8217;in sevgisi soyunun aşkı</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/ademin-sevgisi-soyunun-aski/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/ademin-sevgisi-soyunun-aski/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 11:50:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi-Kadın Erkek İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://insanvepsikoloji.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[Ben insanım ve insana muhtaçlığım künyemde yazılı; değil mi ki insan ve ünsiyet kelimeleri aynı kökten geliyor. Ünsiyet, benim gibi olan diğerleriyle bağ kurmam demek. Ve ben buna yazgılıyım; insanlara ihtiyaç duymam bir tercih değil sadece, bir “varoluşsal mecburiyet”. Mecburum diğerlerinin beni sevmesine, beni onaylamasına, bana saygı duymasına, beni anlamasına; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://yusufbayalan.com/?attachment_id=132" rel="attachment wp-att-132"><img class="alignleft size-full wp-image-132" title="kadın erkek ilişkileri" src="http://insanvepsikoloji.com/wp-content/uploads/ÖGH.bmp" alt="" /></a>Ben insanım ve insana muhtaçlığım künyemde yazılı; değil mi ki insan ve ünsiyet kelimeleri aynı kökten geliyor. Ünsiyet, benim gibi olan diğerleriyle bağ kurmam demek. Ve ben buna yazgılıyım; insanlara ihtiyaç duymam bir tercih değil sadece, bir “varoluşsal mecburiyet”. Mecburum diğerlerinin beni sevmesine, beni onaylamasına, bana saygı duymasına, beni anlamasına; mecburum diğer insanları anlamaya, kabul etmeye, onaylamaya. Sevmez ve sevilmezsem tartışılır insanlığım; ne yazık ki başka bir şey de olamam. Çünkü ben, olmam gerekeni olamadıktan sonra pek bir şey olamayan bir varlığım. İnsanım ve insanlığımdan kaynaklı yaralarımı diğer insanlarla sarabilirim ancak.<span id="more-131"></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ademle yazgım aynı. Yalnızlığımı telafi için diğer bir insana muhtacım. Sadece insan olması da yetmez diğerinin; karşı cinsten olması gerekir. Çünkü Adem’e dar geldi cennet Havva olmadan; Havva var olabilmek için Adem’le bir olmalıydı. Ben insanım ve erkeğim/kadınım; yani ben yalnızım ve bir kadına/erkeğe muhtacım. Bu benim acziyetim; ama acziyetime vereceğim tepki beni eşrefi mahlukat(yaratılmışların en şereflisi, üstünü) yapabilecek. Havva olmadan mutlu olamadı Adem; ki bulunduğu yer cennetti. Yasak meyveyi yediğinde Havva’yı kaybetti; çünkü Havva’yı kaybetmesi ona verilebilecek en büyük cezaydı. Cezasının sona erdiğini Havva’yı bulduğunda anlamıştı. Ben insanım, Adem/Havva’yım, yalnızım, mahkumum; ama en şereflisiyim tüm yaratılmışların.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem’ken cennette ve bilmeden Havvanın var olabileceğini onu arzu etmişti Adem; adını koymadan o duygunun kendisini yaşamıştı. Arzu halindeydi, özlem doluydu; adını bilmiyordu tam olarak hissettiği şeyin. Ona kelimeler öğretilince yaşadığı duyguya “sevgi” dedi. Yaşadığı şey sevgi olunca onun da adı değişmişti. O artık bir “seven”di. Sevgi ne güçlü bir kelimeydi ki ona yeni bir isim veriyordu. O, sevgiyi tatmadan önceki Adem değildi artık.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem’in sevgisi, eksikliğinden kaynaklanıyordu ve şaşılası bir şekilde onu yücelten bir şeydi. Tamam olabilmesi için Adem Havva’ya ihtiyaç duymuştu. Havva da ancak Adem’le var olabilirdi. Sevgi birinden ötekine uzanan, ikisini de tamamlayan mayaydı. Adem Havva’da Havva Adem’de diğer yanlarını görüyorlardı; kendilerini görüyorlardı birbirlerinde. Sırt sırta veriyorlardı, yalnızlık denilen “insani varoluş kıskacı”ndan kurtulabilmek için. Sevgileri, özlerinde var olan insanlıklarını ortaya çıkartıyordu; özleri gürleşiyordu birbirlerini sevdikçe.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevgiden kasıt kendini ötekine yönlendiren duyguydu daha çok. Sevmek dendiğinde sevilmek gelmiyordu aklına hemencecik Adem’in. Sevgi etken bir eylemdi onun için. Seven insan eyleyen insandı, sadece bekleyen değil. Sevgi için emek gerekiyordu, vermek gerekiyordu, çaba gerekiyordu. Evet sevilmek bir sonuç olabilirdi muhakkak; ama sevmek bir gereklilikti.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevgi en bereketlisiydi tüm duyguların. Kendi pınarından akmaya başlayan, geçtiği tüm yollarda yaşam oluşturan bir nehirdi. Kendinde ortaya çıkan, karşıya yönelen, karşıda kendini üreten, üretileni kendine döndüren, hayatı döndüren bir şeydi sevgi. Sevgi var eden bir şeydi; yok eden, tüketen değil.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevgi Adem’e üflenen ruhun bir yansımasıydı nihayet…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem yeryüzüne indi ve yayıldı, çoğaldı; özü Adem olan sayısız insan geldi dünyaya. Sayısız insan, sayısız yalnızlık, sayısız ünsiyet, sayısız insanlık, sayısız sevgi, sayısız seven demekti. Sonrakiler öncekilerden öğrenmeye başladılar artık sevgiyi ve sevmeyi. Her öğrenme öğrenen ve öğretenin eksikliğini de taşıyordu içinde. Adem ve Havva unutulmuştu artık. İnsanlığın ve sevginin özü unutulmuştu. Sevgiyi çağrıştıran yeni kelimeler türetilmişti; aşk, aşık, maşuk gibi.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aşk: yakıcı ve yıkıcı sevgi…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonrakiler, önce “aşk” ve “aşık” kelimelerini öğrenerek büyüyorlardı artık; oysa Adem sevgiyi yaşamıştı ve seven olmuştu ilk önce, sonra isimlendirmişti yaşadığını ve kendini. Artık insanlar aşk kelimesini duymasalar, ömür boyu aşık olamayacak hale gelmişlerdi. Biteviye tekrardı artık aşk. Elde edilmesi gereken bir şey, bir yağma malı, bir rekabet unsuru. Artık sevgi diye hayatın her anında aşk vardı; ama olgunlaştırmıyordu hiçbir aşk aşık ve maşukunu…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaman geldi insanlar hayatın merkezine kendilerini koydular; her şey işlerine yaradığı oranda kıymetliydi artık. Bu bencillik demekti, bu tüketmek demekti, bu tecavüz demekti. Her şey bir meta, alınıp satılabilen bir pazar malıydı. Her şey “elde edilebilir”di. Bu anlamda çok “işlevsel”di aşk. Yalnızlık gidericiydi her şeyden önce. Tek başınalık zindanından kurtulmak için, sevginin mukallidi idi. Ama tüm taklitlerde olduğu gibi asıl olanın özü yoktu onda. Yöntemler üretildi, formüller bulundu, kitaplar yazıldı aşkı “ele geçirmek”, maşuku “tavlamak” için. Dönem formüller dönemiydi çünkü.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem’in soyu sevgiyi bedenin arzusu yaptı artık; bedeni yatışınca kendini boşlukta bulur oldu insanlar. Yakışıklı ve güzel, peşinde koşulanlar oldu. Biri bitince öteki hedef oldu. Çünkü Adem’in sevgisi üretkendi, soyunun sevgisi tüketken/tüketici. Adem severek var oluyor ve var ediyordu, soyu ise aşık olarak yok ediyor ve yok oluyor.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem emek veriyordu sevgisi için. Bu onu sürekli yaratıcı kılıyordu. Sevgi bir durak değildi onun için, bir yoldu. Soyu ise, yolu olmadığı için “yürütemiyor” artık aşkını.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem için sevmekti aslolan; soyu sevilmeyi merkezine aldı. Adem sevecek bir şey istedi kendisini var edenden; soyu sevil(e)mediği için saldırganlaştı.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevgi…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adem’den soyuna aktarılan bereketli toprak; bekliyor dikenliklerinden temizlenmeyi tüm insanlıktan…</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yusuf BAYALAN</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/ademin-sevgisi-soyunun-aski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seni seviyorum zorbalığı</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/seni-seviyorum-zorbaligi/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/seni-seviyorum-zorbaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 11:45:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi-Kadın Erkek İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://insanvepsikoloji.com/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[Bir kadın erkek ilişkisinin harcında bulunan sevginin miktarı o ilişkinin doyum vericiliğini dolayısıyla da söz konusu kadın ve erkeğin mutluluğunu etkileyen en önemli faktördür. Taraflar birbirini ne çok severse o oranda tatmin bulurlar ilişkilerinde ve genel anlamda hayatlarında. Çünkü doyum verici kadın erkek ilişkisi, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Yani insanlığımızın özünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://yusufbayalan.com/?attachment_id=127" rel="attachment wp-att-127"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-127" title="kadın erkek ilişkileri" src="http://insanvepsikoloji.com/wp-content/uploads/soyut22-150x112.jpg" alt="" width="150" height="112" /></a>Bir kadın erkek ilişkisinin harcında bulunan sevginin miktarı o ilişkinin doyum vericiliğini dolayısıyla da söz konusu kadın ve erkeğin mutluluğunu etkileyen en önemli faktördür. Taraflar birbirini ne çok severse o oranda tatmin bulurlar ilişkilerinde ve genel anlamda hayatlarında. Çünkü doyum verici kadın erkek ilişkisi, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Yani insanlığımızın özünde bu ihtiyaç vardır; Adem Havva’ya muhtaçtır, Havva Adem’e!</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan hislerini, düşüncelerini, yaşadıklarını en çok dil yoluyla anlatır. Bir kişinin konuşma içeriği bize o kişinin kişisel dünyası hakkında bilgi verir. Biz söz konusu kişinin söylediklerinden, ona dair, yaşadıkları, düşündükleri ve hissettiklerine dair bir çıkarımda bulunuruz. Kişinin belirttikleri ile gerçek olanlar arasındaki tutarsızlık ise genel anlamda dikkat çekici olur.<span id="more-123"></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zamane insanının en çok yatırım yaptığı, günlük dilde ve yazın hayatında en çok kullandığı kelimeler arasında sevgi ve aşk ilk sıralarda yer alsa gerektir. Buna mukabil zamane insanının en çok muzdarip olduğu problemler arasında da ilişki problemleri ön saflarda yer tutmaktadır.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zamane insanının ilişkilerinde seni seviyorum, aşkım, canım, hayatım, iyi ki hayatımdasın vb. ifadeler o kadar çok kullanılıyor ki, zamanımızda yaşamayanlar, sadece bu ifadelere şahit olsalar, insanlığın artık gerçek sevgi dönemi diye bir dönemde var olduğunu düşünebilirlerdi. Oysa bizler bu kadar çok sevgi ifadesinin yanında bir o kadar da ilişki problemlerine şahit oluyoruz. Ve şahit olduklarımız bize bir çelişki gibi geliyor: zamane insanı sürekli karşısındakine sevgisini dile getiriyor ve sürekli karşısındakiyle kavga ediyor! Evet ortada bir çelişki var; çünkü sevgi bu kadar kavgayı, aldatmayı, ağlatmayı, incitmeyi vb. kaldırmaz! Birisi hem sevdiğini söylüyor hem de karşısındakine acı veriyorsa bu bir çelişkidir. Çünkü söylenen ile eylenen birbiri ile örtüşmüyor durumdadır.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Söz konusu çelişkinin bize daha anlaşılır gelmesi için şu soruyu kullanabiliriz: Zamane insanı seni seviyorum derken aslında neyi kastediyor? Gerçekten de karşısındakini sevdiğini söylemediği aşikar; çünkü gerçek sevgi kavga üretmez. Bana kalırsa zamane insanı söylediği şeyle beklentisini dile getiriyordur. Onun açısından seni seviyorum demek çoğunlukla “bana beni sevdiğini söyle” anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım zamane insanının ruhuna uygundur. Çünkü zamane insanı bencildir, egoisttir. O, merkezinde kendisinin yer aldığı bir dünyada yaşıyordur. Dolayısıyla olan biten şeyler onun için olmalıdır. Sevgi ise söz konusu, önce o nasiplenmelidir ondan; artarsa modern bir cömertlik sergileyebilir belki! Peki neden bu sevilme ihtiyacını açıkça dile getirmez de yolu dolambaçlı hale getirir? Bu durumda da modern insanın diğer özellikleri bize ışık tutabilir. Modern insan güçlüdür, mantıklıdır, bilimseldir. Oysa sevilme ihtiyacını ifade etmek duygusallıktır ve duygusallık güçsüzlük göstergesidir; kendini kontrol edememek, mantığına hükmedememek demektir.</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçek ihtiyaçlarımıza uzak kaldığımız için, ve onları dile getiremediğimiz için çok yoğun öfke yaşıyoruz, hırçınlaşıyoruz. O yüzden çok sevdiğimizi söylediklerimize hayatı zindan edebiliyoruz.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zamane insanı olan bizler ne yapmalıyız peki? Sahici duygularımızla yüzleşmeliyiz, acılarımıza kapılarımızı açmalıyız ve en önemlisi de gerçek sevgiyi üretmeliyiz.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yusuf BAYALAN</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/seni-seviyorum-zorbaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz vermezsek kimden alacağız?</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/biz-vermezsek-kimden-alacagiz/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/biz-vermezsek-kimden-alacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 11:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi-Kadın Erkek İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://insanvepsikoloji.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[“Beni kimse anlamıyor!” diyor, üzgün, kırgın, yalnız, önemsiz hisseden genç kadın. Hiç kimsenin onu umursamadığını, kimsenin onun derdiyle dertlenmediğini düşünüyor. “Ben sevilmeye, önemsenmeye, ilgilenilmeye değer değilim!” diye düşünüyor. Göz yaşları dindikten sonra sorduğum “Siz en son ne zaman, kimi gerçekten anladınız?” sorusuna verdiği cevabı ise bize bizi çok iyi şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://yusufbayalan.com/?attachment_id=119" rel="attachment wp-att-119"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-119" title="kadın erkek ilişkileri" src="http://insanvepsikoloji.com/wp-content/uploads/kadın-erkek-ilişkileri-120x150.jpg" alt="" width="120" height="150" /></a>“Beni kimse anlamıyor!” diyor, üzgün, kırgın, yalnız, önemsiz hisseden genç kadın. Hiç kimsenin onu umursamadığını, kimsenin onun derdiyle dertlenmediğini düşünüyor. “Ben sevilmeye, önemsenmeye, ilgilenilmeye değer değilim!” diye düşünüyor. Göz yaşları dindikten sonra sorduğum “Siz en son ne zaman, kimi gerçekten anladınız?” sorusuna verdiği cevabı ise bize bizi çok iyi şekilde anlatıyordu: “Bilmem! Hatırlamıyorum; daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım!” Bu cevap aynı zamanda, “Önce diğerleri beni sevsin, beni anlasın” mesajını da içeriyordu.<span id="more-118"></span></span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevilmek, önemsenmek, beğenilmek, anlaşılmak, takdir edilmek “muhtaç” olan bizlerin çok önemli tutamakları. Bizler bu tutamaklarla kendimizi hayata daha iyi bağlayabiliyor, kendimizi daha iyi hissedebiliyor, varoluşumuzu daha iyi yaşayabiliyoruz. Ama bazen almak istediklerimize o kadar çok odaklanıyoruz ki vermemiz gerekenleri unutuyoruz!</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sevilmek istiyorsan sevmeyi bileceksin!” diyor şair. Bu dize üzgün danışanımın daha önce bakmadığı açıya dikkatimizi çekiyor. Neden önce sevmek; yani vermek!?</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir eylemin ahlaki açıdan doğruluğunu test etmenin önemli kriterlerinden biri, o eylemin evrenselliğini sorgulamak; yani “Herkes benim davrandığım gibi davransa ne olur?” sorusunu sormaktır. Bu testi konumuza uyarladığımızda ne görürüz? Diyelim ki biz “Önce insanlar/eşim, arkadaşım, çocuğum, annem, babam vs. beni anlasın” diyoruz. Bunu söylediğimizde tüm insanlığa aynı cümleyi kurma hakkı tanımış oluyoruz. Peki tüm insanlar aynı cümleyi kurduğunda ve o cümle doğrultusunda davrandığında kim kimi anlayacak şu fani ve birbirimize muhtaç olduğumuz dünyada? Hiç kimse kimseyi anlamayacak ve herkes kendi anlaşılma, sevilme, önemsenme telaşına düşecek. Bunun tersi; yani herkesin “Önce, anlaşılmaya değil de anlamaya çalıştığı” durumda ne olur? Bu durumu tahayyül etmek belki de sorunun cevabını bulma çabasından daha çok şey katacaktır bize.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Anlamaya çalışmak” ve “anlaşılma peşinde koşmak” “varoluşsal sorumluluk” anlamında da iki farklı durumu betimler: Birinci durumda insan, aktif, eyleyen, yükün altına giren; ikinci durumda ise pasif, bekleyen, yükten kaçan pozisyondadır. Herkesin herkese muhtaç olduğu dünyada “veren eli alan elden yeğ tutma çabası” bizi daha güçlü kılacak; bizi kendimize ve insanlığa karşı daha çok şey yapar hale getirecektir. İlacımızın peşinde koşup durmaktansa, elimizdeki ilacı hastasına götürme çabası belki de bizi iyileştirecek asıl mutluluktur.</span></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yusuf BAYALAN</span></div>
<div style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/biz-vermezsek-kimden-alacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terapide ağlayan kadın</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/terapide-aglayan-kadin/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/terapide-aglayan-kadin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 22:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi-Kadın Erkek İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://insanvepsikoloji.com/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[Ne çok ağlardın hatırlıyor musun seanslarda? Ben hatırlıyorum. Hatta seni &#8220;ağlayan kadın&#8221; olarak hatırlıyorum. İsim hafızam iyi değildir, adını hatırlamıyorum. Hatta bir gün bir yerde karşılaşsak muhtemelen çok utanır ve endişelenirim sana ne diye hitap edeceğimi bilemediğim için.  Aklın bir türlü almıyordu sana sürekli zarar veren bir erkeği hayatında tutmayı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://yusufbayalan.com/?attachment_id=57" rel="attachment wp-att-57"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-57" title="ağlayan kadın" src="http://insanvepsikoloji.com/wp-content/uploads/ağlayan-kadın1-109x150.jpg" alt="ağlayan kadın resmi" width="109" height="150" /></a>Ne çok ağlardın hatırlıyor musun seanslarda? Ben hatırlıyorum. Hatta seni &#8220;ağlayan kadın&#8221; olarak hatırlıyorum. İsim hafızam iyi değildir, adını hatırlamıyorum. Hatta bir gün bir yerde karşılaşsak muhtemelen çok utanır ve endişelenirim sana ne diye hitap edeceğimi bilemediğim için. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aklın bir türlü almıyordu sana sürekli zarar veren bir erkeği hayatında tutmayı, ya da onun hayatında kalmayı. Onu hayatında tutmakla onun hayatında kalmak arasındaki farkı düşünmek ilginç gelmişti sana. <span id="more-31"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk cinsel ilişkini büyük bir günah ve suçluluk olarak ve onunla yaşamıştın.&#8221; Niye yaptığımı bilmiyorum, zevk aldığımı hatırlamıyorum&#8221; diyordun. &#8220;İlişkiye girmezsen ne olacağını düşünüyorsun?&#8221; diye sormuştum. &#8220;Beni hayatından atar diye endişeleniyorum.&#8221; demiştin sen de. Ve onun tarafından dışlanmak sana dayanılmaz geliyordu. Oysa onun beğendiğin ve sana hoş gelen hiç bir özelliği olmadığını da düşünüyordun. Bu çok büyük bir paradokstu dışardan bakınca sana göre. O yakışıklı değildi, senin eğitim seviyen daha iyiydi, evlendikten sonra sen daha çok para kazanacaktın, onun  takıldığı mekanlar sana çok basit geliyordu vb. Tüm bunlara rağmen seni ona iten ve onunla bir arada tutan neydi? Çok uğraşmıştık bununla hatırlıyor musun? Çünkü anlamlandıramıyordun olanı biteni ve &#8220;Ben bunu nasıl yapıyorum?&#8221; diyordun.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hepimizin sahip olması gereken <strong>&#8220;kişisel insani değer duygusu&#8221;</strong>na bir türlü sahip olamamıştın. Yani sadece insan olduğun için, eşrefi mahlukat potansiyeli taşıdığın için değerli olduğuna inanmıyordun. Çünkü hiç değerli hissettirilmemiştin, onaylanmamıştın ailen tarafından. Hep başarısızlıkların gündem olmuştu, elde edemediklerinle tanımlanmıştın: &#8220;başarısız sen&#8221;, &#8220;düşüncesiz sen&#8221;, &#8220;babasına layık olamayan sen&#8221;, &#8220;ailesini rezil eden sen&#8221;. İyi bir bölümü kazanmana rağmen babanın istediği olmadığı için tadına varamamıştın başarının. Hatta ortada bir başarı bile yoktu sana göre. Çünkü baban öyle düşünüyordu. Sen de tüm çocuklar gibi anne babanın sana bakışıyla kendine bakıyordun. Onların gözlüğüyle bakıyordun kendine. Bazen bu gözlüğü çıkarmak demekti psikoterapi. Annenin gözüne girmek için nasıl da çabaladığını anlattığında gözlerin önca ışıldayıp sonra gözyaşıyla doluyordu. Sanki o küçük kızın önce umut sonra hayal kırıklığını seanslarda yeniden yaşıyordun. Bütün bunlardan sonra sen &#8220;olsa olsa böyle (basit) bir adama layıktın.&#8221; Böyle inanıyordun. Değer vereceğin, saygı duyacağın biriyle olduğunu hayal bile edemiyordun. Seninle birlikte olacak bir adam zaten ne kadar değerli olabilirdi ki. Sendeki değersizliği dokunduğun her şeye bulaştırır gibiydin.</span><br />
<span style="color: #000000;">Ailenin düşüncelerini bir dönem çok fazla önemsedin; bu ise daha çok hata yapmana yol açtı. Zamanla bu önemseme, beklediğini elde edemediğin için öfkeye dönüştü. Artık aileni neyin rahatsız edeceğini düşünerek hareket etmeye başlamıştın. Daha doğrusu böyle bir  düşünceyle hareket ettiğini terapide farketmiştik. Yaptığın her şey ailenin daha fazla tepkisini çekecekti artık. Bu adamla evlenmeni kabul etmemişlerdi. Ancak sen onunla cinsel ilişki yaşayarak kendini ona &#8220;mahkum&#8221; etmiştin. Artık başkasıyla evlenme şansın yoktu! Ve sen yıllardır bu mahkumiyeti yaşıyordun. Bu mahkumiyetten kurtulma ümidi, arzusu seni terapiye getirmişti. Boşanmak istiyordun. Bunun olabileceğine dair bir ümit ve cesaret arıyordun.</span><br />
<span style="color: #000000;">Çok zorlanıyordun. Endişe, suçluluk, ümit, öfke, nefret ve diğer pek çok duyguyu aynı anda yaşıyordun. Sana söyleme imkanım olmadı ama çabanı takdir ediyordum.  Kendime de pay çıkarmıyor değildim bu  durumdan. Nicedir görüşemedik ve son durmunu bilmiyorum. Umarım kendine güzel gözlükler edinebildin, sevgi dolu gözlükler. Muhabbetle&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yusuf BAYALAN</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/terapide-aglayan-kadin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişki terapisi nedir?</title>
		<link>http://yusufbayalan.com/iliski-terapisi-nedir/</link>
		<comments>http://yusufbayalan.com/iliski-terapisi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 21:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf BAYALAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi-Kadın Erkek İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Erkek İlişkileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://insanvepsikoloji.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[İnsan söz konusu olduğunda ilk hesaba katmamız gereken kavramlardan biri “ünsiyet”tir. Çünkü ünsiyet kelimesi ile insan kelimesi etimolojik(kelime köken bilimi) anlamda yakın temas halindedirler; ikisi eş kökenlidir. Ünsiyet kelimesi içerisinde yakınlık, dostluk anlamlarını da taşır. Bu açıdan bakıldığında insan dediğimizde aynı zamanda ünsiyet sahibi bir varlığı; yani yakınlık kuran, dost olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://insanvepsikoloji.com/?attachment_id=51" rel="attachment wp-att-51"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="İLİŞKİ TERAPİSİ" src="http://insanvepsikoloji.com/wp-content/uploads/İLİŞKİ-TERAPİSİ-150x117.jpg" alt="" width="150" height="117" /></a>İnsan söz konusu olduğunda ilk hesaba katmamız gereken kavramlardan biri <strong>“ünsiyet”</strong>tir. Çünkü ünsiyet kelimesi ile insan kelimesi etimolojik(kelime köken bilimi) anlamda yakın temas halindedirler; ikisi eş kökenlidir. Ünsiyet kelimesi içerisinde yakınlık, dostluk anlamlarını da taşır. Bu açıdan bakıldığında insan dediğimizde aynı zamanda ünsiyet sahibi bir varlığı; yani yakınlık kuran, dost olan bir varlığı da kastetmiş oluyoruz. Bu, ünsiyet oluşturmanın(yakın ilişki kurmanın) insan olarak bizim ismimizde <span id="more-20"></span>kayıtlı olduğu anlamına gelir. Ben bunu, insanın varoluşsal olarak ilişki kurmaya, yakınlık oluşturmaya mecburiyeti olarak algılıyorum: <strong>“varoluşsal ilişki ihtiyacı”</strong>. Varoluşsal ilişki ihtiyacı, insanın ancak ve ancak sahici, doyum verici, yakınlık içeren bir ilişki kurduğunda/kurabildiğinde “insan” olabileceğini ifade eder. Ünsiyet kuramayan bir varlık olarak insan, hep bir yanı eksik kalacaktır. Ünsiyet, yakınlık, ilişki insanın bu anlamda tamamlayıcı unsurlarından biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın ve erkek, eril ve dişil, anima ve animus insanlığın farklı(tamamen ayrı değil) iki yanı/yüzüdür. Bu iki yan, kendini anlamak ve tamamlanmak için kendisi dışındaki yana(eril dişile, dişil erile) ihtiyaç duyar. Bence bu da varoluşsal bir durumdur; çünkü insan böyle(farklı) yaratılmıştır. Tüm insanların eril ya da dişil olduğu bir dünyayı şu anki algımızla anlama şansımız pek yok. Dolayısıyla biz insanoğlu olarak başka bir mecburiyete daha tabiyiz: <strong>“varoluşsal öteki yan ihtiyacı”</strong>. Varoluşsal öteki yan ihtiyacı, bizim tam bir “insan” olabilmemiz için insanlığın öteki yanı ile de doyum verici bir ilişki kurmaya/kurabilmeye ihtiyacımız olduğunu dile getirir. Öteki yan/karşı cins ile doyum verici bir ilişki kurmak, öteki yana ihtiyaç duymak kendi cinsimize olan ihtiyaçtan daha fazladır. Çünkü bizde olmayanlar hem cinsimize oranla karşı cinste daha fazladır. Adem yeryüzüne inmeden önce, bulunduğu yerde kendisine bir arkadaş istemiş ve ona Havva arkadaş kılınmıştır; başka bir Adem değil!</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlunun yaşadığı pek çok önemli probleme, uygun şekilde gideril(e)meyen “varoluşsal ilişki ihtiyacı” ve “varoluşsal öteki yan ihtiyacı”nın sebep olduğunu düşünüyorum. Öfkemiz, hırsımız, kavgamız, incinmişliğimiz, kırılmışlığımız, yalnızlığımız vb. bu temel insani ihtiyaçlarımızı yeterince gideremediğimiz için ortaya çıkıyor. Bu durum, doyum verici bir ilişkinin pek çok problemimize çözüm kaynağı olduğu anlamına da gelmektedir aynı zamanda. İlişki terapisi<strong> “doyum verici bir ilişki gerçekleştirmeye dönük psikoterapötik çaba”</strong>yı ifade eder. İlişki terapisi çok genel anlamda bir insani ilişkiyi çağrıştırabilir; arkadaşlık ilişkisi, ebeveyn-çocuk ilişkisi, gelin-kaynana ilişkisi, işçi-iş veren ilişkisi vb. Tüm insani ilişkiler için düzeltme çabası güdülebilir; ancak ilişki terapisinde kastedilen kadın ve erkek arasındaki özel, duygusal, yakın ilişkidir. İlişki terapisinde temel amaç doyum verici, tatmin edici bir kadın-erkek ilişkisi tesis etmektir. Bir ilişkinin doyum vericiliğini tarafların ilişkiden beklentileri ve ilişkiden elde ettikleri oluşturur. Beklenti ile elde edilen arasındaki fark ne kadar az ise ilişki o kadar doyum verici demektir. Bu açıdan bakıldığında her ilişki özeldir ve özneldir. Dolayısıyla tüm insanlık için katı, standart bir “ilişki terapisi hedefi” ya da “doyum verici ilişki kriterleri” belirlemek çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Her psikoterapi ekolü ve her psikoterapist belirli paradigmaları esas olarak kabul eder. Bu esaslar pratiğin/uygulamaların özünü oluşturur; uygulamalara şekil verir. İlişki terapisi ile ilgili temel paradigmalarımızı şöyle ifade edebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ İnsanın ilişkiye ihtiyacı vardır:</strong> Yazının giriş kısmında da belirtildiği üzere kadın erkek ilişkisi insanlar için bir lüks değil; varoluşsal bir ihtiyaçtır. İnsanın doyum verici bir kadın erkek ilişkisi yaşadığı oranda kendisi(ünsiyet sahibi bir insan) olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ İlişkiler insani ihtiyaçlarımızı gidermek için gerçekleştirilirler:</strong> Tüm insani eylemler bir ihtiyacı gidermeye dönük gerçekleştirilirler. Söz konusu ihtiyaçların bilincinde olup olmamamız bu durumu değiştirmez. Dolayısıyla bir ilişkiden memnun olmadığımızı söylediğimizde, o ilişki içerisinde bazı temel ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı ifade ediyoruzdur. Bu temel insani ihtiyaçlarımıza dair pek çok kuramcı pek çok farklı kategorizasyon yapmıştır. Güven(insanlara ve dünyaya), sevilme, sevme, ait olma, önemsenme, kabul edilme, beğenilme, güçlü olma, doğal/spontan olma, yapabilirlik, eğlenebilme, özgür olma, hayatta anlam bulma vb. bu temel ihtiyaçlar arasında merkezi konumda yer alır. Bu ihtiyaçlar giderildiği oranda ilişki doyum verici olur. İlişki terapisi bir anlamda, ilişki içerisindeki insanların bu ihtiyaçlarını uygun yollarla gidermelerini sağlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ İlişkiler psikolojik problemlerin oluşumunda ve sağaltımında rol alırlar:</strong> W. Glasser mutsuz insanların en büyük ortak özelliklerinden birinin, önemsedikleri bir insanla problemli ilişki yaşamaları olduğunu söylüyor. Yaşanamayan doyum verici ilişkilerin olumsuz sonuçlarını danışanlarımızda sıklıkla gözlemleyebiliyoruz. İlişkilerde aldatılma, önemsenmeme, sevilmeme, dikkate alınmama, özgürlüklerin kısıtlanması vb. insanlarda mutsuzluk, ümitsizlik, karamsarlık, anlamsızlık, çaresizlik gibi katlanılması zor duygular ortaya çıkartıyor. Bununla birlikte, doyum verici bir ilişkinin psikolojik ve fizyolojik sağlık üzerinde olumlu/iyileştirici etkileri olduğu yapılan araştırmalar sonucunda görülmektedir. Doyum verici bir ilişki ile birlikte insanların daha sıcak, daha anlayışlı, daha mutlu vb. olduklarını günlük hayatımızda da gözlemleyebiliyoruz. Bu durumu bir Anadolu sözü çok güzel ifade eder: “İnsan insanın zehrini alır!” Bu bakış “İnsan insanın kurdudur!” bakışıyla taban tabana zıttır. Ortaya çıkardıkları sonuçları dikkate aldığımızda hangi yaklaşımı benimsememiz gerektiği daha bir önem kazanır!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ Problemli ilişkiler daha doyum verici hale getirilebilir:</strong> Her ilişkinin daha doyum verici hale gelme şansı her zaman vardır. Ancak buradaki temel şart ilişkiyi oluşturan tarafların bunu istiyor olmalarıdır. Genelde insanlar ilişkilerde bekleyen, isteyen rolünü üstlenirler. Her iki taraf da vermeden istediği sürece hiç bir taraf hiçbir şey elde edemez. Bu yüzden ilişki terapisinde ilk fark ettirilmeye çalışılan şey problemlerin çözümü için her iki tarafın da aktif rol almasının gerekliliğidir. Şayet kadın ve erkek “ben bu ilişkiyi daha iyi hale getirmek istiyorum” derse ilişki terapisinde yol alınabilir. W. Glasser bu durumu “çözüm dairesine girmek” şeklinde ifade eder. Terapist bu noktada, tarafların aşamadığı noktaları görmelerinde ve etkin çözüm yolları üretmelerinde kendilerine yardımcı olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ Problemli ilişkilerde her iki tarafın da rolü vardır:</strong> Pek çok insan, doyum vermeyen bir ilişkide kendini kurban olarak algılar. Tüm yaşananlarda kendisinin hiç bir etkisinin olmadığını ve olamayacağını, kötü bir kaderi yaşadığını vb. düşünür. Oysa asla unutulmalıdır ki hiçbir şey yapmamak da bir şey yapmaktır. Tabi ki kişilik bozukluğu olan bir insanla bir şekilde ilişki içinde olma ihtimalimiz vardır; ancak bu durumda bile ilişkinin oluşumunda ya da sürdürülmesinde bizim etkimiz sandığımızdan daha fazladır. Bazen de insanlar ilişkideki problemlerin çözümü için çaba sarfetmeyi, karşı tarafı değiştirmek olarak algılarlar. Oysa başkalarını değiştirme gücümüz yok; başkalarına sadece etki edebiliriz. Tutumları üzerinde kontrol sahibi olabileceğimiz sadece ve sedece kendimiziz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ İlişki terapisinin temel amacı tarafları <span style="text-decoration: underline;">“terapist eş”</span> haline getirmektir:</strong> Herkes bir ilişkiye insani ihtiyaçlarını gidermek için girer; ancak bu ihtiyaçların giderilmesi(sevilme, onaylanma, beğenilme vb.) karşı tarafın elindedir. Dolayısıyla bir ilişkinin doyum vericiliğini belirleyen şey, tarafların karşı tarafın ihtiyaçlarını ne oranda giderdikleridir. Bu noktada eşler, birer terapist rolü üstlenmelidir. Terapist olmaktan kasıt karşı tarafın ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak ve o ihtiyaçları gidermesinde kendisine yardımcı olmaktır. Bir insana yardım etmenin, insanın “zehrini almanın” da başlı başına iyileştirici bir etkisi vardır. Her iki taraf karşısındakinin ihtiyacını gidermeye çalışırsa, iki taraf da doyum elde eder. Ancak her iki taraf da sadece beklenti içerisinde olursa hiç bir taraf hiç bir şey elde edemez. Bazen de taraflardan sadece birisi verici halde olur; bu ise uzun vadede bıkkınlık, karşılık alamama gibi problemler ortaya çıkartır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ Terapist eş olmak öğrenilebilir:</strong> İnsanlar karşı tarafın ihtiyaçlarını anlama noktasında her zaman yeterli olmayabilirler. Psikoterapist tarafların kendilerine, karşı tarafa ve ilişkilerine daha farklı ve doyum verici açılardan bakmalarına yardımcı olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>§ İlişki terapisi bir süreçtir:</strong> İnsan alışkanlıklarının çocuğudur ve alışkanlıkları değiştirmek çok zordur. Zaman zaman danışanların “Ben eşime yardımcı olmak istiyorum; ama elimden başka bir şey gelmiyor!” dediğine şahit oluyoruz. Bu çok anlaşılır bir şeydir. Çünkü insan doğduğu andan itibaren kişisel bakış açıları ve davranış kalıpları oluşturur zamanla bunlar katılaşır ve değişmezmiş gibi algılanır. Dolayısıyla değişim de uzun ve zahmetli bir süreci gerektirir. İnsan ise, doyum verici bir ilişki oluşturmak için yeni şeyler öğrenmekle, problemli bir ilişkinin alışkanlığı arasında tercih yapmak durumundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;">Psiikolojik Danışman ve İlişki Danışmanı</p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yusufbayalan.com/iliski-terapisi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

