Perşembe , Ocak 18 2018
Ana Sayfa / Genel / Kişisel Gelişime Direnci Nasıl Aşabiliriz?

Kişisel Gelişime Direnci Nasıl Aşabiliriz?

Daha önceki yazılarımda kişisel gelişime direncin ne olduğunun, hayatımızın hangi alanlarında kendini gösterdiğinin, özelliklerinin ve belirtilerinin üzerinde durmuştum. Bu yazımda ise Steven Pressfield’ın Yaratma Savaşı kitabından hareketle kişisel gelişim direncini aşma yollarını ele almaya çalışacağım.

Biz insanlar, sadece insana özgü varoluşsal bir durumla karşı karşıyayız: bir yanımız sahip olduğumuz potansiyelleri gerçekleştirme eğilimi taşırken bir yanımız bu gelişime direnç gösterir. Herkesin gelişim potansiyelinin ve buna karşı oluşan direnci aşma şeklinin de farklı olacağını hatırlatmak isterim.

İsterseniz, dirençle başa çıkmamıza yardım edecek bazı ipuçları üzerinde durmaya çalışalım:

  • Anlam meselesiyle yüzleşmek: İnsanın en temel meselesi bence anlam meselesidir. Bu mesele “Ben kimim?”, “Varoluşumun en temelde anlamı ne?”, “Ben neden varım?” gibi sorularla kendini gösterir. Anlam, hayatımızın her anına, bütün yapıp etmelerimize rengini veren temeldir. Ders çalışmamız, çocuğumuz için bin bir zahmete katlanmamız, kitap okumamız, su tesisatı yapmamız vb. bir anlama bağlı olarak gerçekleşirse ancak anlamlı olur. Anlam sorununu aşamadan gerçekleştireceğimiz kişisel gelişim çabası güdük ya da kısır olacaktır. Çünkü ne yapacağımızdan daha önemlisi neden / ne amaçla yapacağımızdır. Öyle ya; kişisel gelişim potansiyelimizi gerçekleştirmek için neden / ne amaçla uğraşalım ki?
  • Gelişimi ve direnci kabul etmek: İlk yapmamız gereken şey, insani gerçekliğimize razı olmaktır. Yani, bir yanımızın gelişmek için can atarken öteki yanımızın buna direnç gösterdiğini kabul etmek kişisel gelişimin girizgâhıdır. Aslına bakarsanız, direnç yoksa kişisel gelişimin bir anlamı olmadığına da söyleyebiliriz. Çünkü kişisel gelişim dediğimiz şey, zorlukların üstesinden gelme ile alakalı değil midir?
  • Kişisel gelişim alanlarımızı netleştirmek: Kişisel gelişim hayatımızın her alanına dair kullanabileceğimiz bir kavramdır. Kendimizle ilişkimizde, dünyayla ilişkimizde, hayatımızdaki diğer insanlarla ilişkimizde ve Allah’la ilişkimizde kişisel gelişimimizden bahsedebiliriz. “Kendimizi nasıl geliştirebiliriz?”, “Mesleğimizde nasıl daha başarılı ve faydalı olabiliriz?”, “İnsanlarla (eşimiz, arkadaşımız, çocuğumuz vb.) muhabbetimizi nasıl artırabiliriz?”, “Daha iyi bir kul nasıl olabiliriz? (Tabii ki Müslüman isek)” gibi sorular bizi kişisel gelişimimize yönlendirebilir.
  • Sabırlı olmak: Dirençle mücadele bir ömür boyu sabır gerektirmektedir. Bizi geliştirecek her eylemimizde dirençle karşılaşacağımızı bilmeliyiz. Okuyacağımız her kitap, gireceğimiz her sınav, yazacağımız her yazı, çekeceğimiz filmin her sahnesi, her sabah namazı, çocuğumuzla geçireceğimiz her dakika, arkadaşımıza edeceğimiz her iltifat, eşimize göstereceğimiz her güler yüz, her akraba ziyareti, her toplantı, her plan, her iş görüşmesi, her ders vb. bizim için zorlayıcı olabilir. Ancak zorlandığımızda geri adım atmamalıyız. Unutmamalıyız ki geriye doğru attığımız her adım direnç ateşinin yakıtı olacaktır.
  • Sınırlarımızı kabul etmek: Kişisel gelişimle ilgili bize sunulan en yanlış önermelerden biri her istediğimizi yapabileceğimiz yönünde olanıdır. Bu son derece çocuksu bir beklentidir. Kesinlikle hayır! Her istediğimizi gerçekleştirme şansımız yok. Kitap okumak için koltuğunuza oturursunuz fakat diş ağrınız size engel olabilir. Biz Tanrı değiliz. Sadece tercihlerde bulunan ve tercihleri doğrultusunda adım atma çabası güden varlıklarız. Sonuçlardan değil tercihlerden ve eylemlerden sorumlu tutmalıyız kendimizi bence. Neyi tercih ettiğimiz ve ne yaptığımız, elde ettiklerimizden daha önemli olmalıdır bence. Yani amaç sevimli olmak olmalıdır, insanların bizi sevmesi değil. İkisinin aynı şey olduğunu düşünüyorsanız biraz daha düşünmenizi öneririm.
  • Hayatı ciddiye almak: İnsanın yaşaması çok ciddi bir iştir. Hayatı ciddiye almak, onun geçiciliğini ve vaktimizin sınırlı olduğunu kabul etmektir. Yaşamımızın ciddiliği asık suratlı olmamızı gerektirmiyor. Tam tersine tüm ciddiyetiyle eğlenmeliyiz! Eğlencemize enerjisini ölüm vermelidir.

Klavyemin başına oturduğumda Steven Pressfield’den alıntılar yapmayı düşünüyordum. Ancak yazı ile birlikte çok daha farklı noktalara sürüklendim. Umarım benim için olduğu gibi sizin için de faydalı bir yön sapması olmuştur bu durum.

Bu yazı dizisinin sonunda Yaratma Savaşı kitabını okumanızı tavsiye ederim size. Muhabbetle kalın.

Bu da Var!

Popüler Psikoloji’de Yeni Bir Soluk

Psikoloji sosyal bir bilim. Peki, sosyal hayatın içinde yeterince ve doğru şekilde yer alabiliyor muydu? …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ön Görüşme İçin Arayın!