0505 495 4727 info@yusufbayalan.com

Yazının başlığını oluşturan soru size sorulsaydı cevabınız ne olurdu? Bu soruyu cevapladıysanız şuna da bir bakın lütfen: Bir insanı tuvalinin başından kaldırıp dünyayı cehenneme çevirmeye götüren şey nedir?

Yolum Bakırköy’e her düştüğünde Beyaz Adam’a uğrar, psikoloji ile ilgili yeni bir kitap var mı diye bakarım. Bunun bir pazarlama stratejisi olduğunu bilsem de, sadakat kartıma uygulanan yüzde yirmilik indirim hoşuma gider. Geçenlerde gene böyle dolaşırken bir kitap dikkatimi çekti: Yaratma Savaşı. Yazarı Steven Pressefield, tarihi savaşlar ve liderler üzerine yazdığı romanlarla ve senaristliğini yaptığı savaş filmleriyle tanınıyor. Ama en çok okunan kitabı Yaratma Savaşı olmuş.

“Hiç evinize bir koşu bandı getirip de, tavan arasında kendi haline tozlanmaya bıraktığınız oldu mu? Bir rejimi, başladığınız bir yoga ya da meditasyon programını yarıda bıraktığınız? Sizi ruhani bir çalışmaya, insancıl yardımla ilgili kendinizi adamanızı gerektiren ya da hayatınızı başka insanların hizmetine adayacağınız herhangi bir işe çağıran sesi duymazlıktan geldiğiniz veya geri teptiğiniz? Hiç anne olmak istediniz mi peki? Ya da bir doktor, savunmasız ve yardıma muhtaç kişilerin savunucusu, kendi işinin sahibi, çevreyi korumak, dünya barışına, içinde bulunduğunuz gezegene katkıda bulunmak için savaşan biri? Gecenin bir köründe, olmak istediğiniz insanın, başarmak istediğiniz bir işin ya da olması gerektiği gibi kendini gerçekleştirmiş halinizin görüntüsü gözünüzün önüne geldi mi hiç? Yazmayan bir yazar, resim yapmayan bir ressam ya da henüz hiçbir girişimde bulunmamış bir girişimci olabilir misiniz? O zaman direncin ne demek olduğunu pekala biliyorsunuzdur.”

Yukarıdaki satırlar Steven Pressefield’a ait. O direnci, hali hazırda yaşadığımız hayat ile içimizde saklı tutup yaşayamadığımız hayat arasında bize karşı duran güç olarak tanımlar. Ona göre direnç, Hitler’i tuvalinin başından kaldırıp dünyayı cehenneme çevirmeye davet eden şeydir.

Deha Eski Roma’da, her insanın sahip olduğu, bizleri koruyup arzuladığımız kişi olma yolunda bize rehberlik eden kutsal ve dokunulmaz ruhani varlığı temsil eder. Yazar da , ressam da, marangoz da yaratıcı faaliyetlerinde bu merkezden beslenir. Burası kendimizi gerçekleştirme arzumuzu taşıdığımız yerdir. Direnç ise dehanın karşısında duran, ona engel olmaya çalışan güçtür. Nasıl ki deha herkes için geçerlidir, direnç de şöyle ya da böyle herkese varlığını hissettirir.

İnsan için bedava hiçbir şey yoktur bence; ya da bedava olan hiçbir şeyin anlamı olmamalıdır. Bir sınavdan aldığınız yüksek puanı geçirdiğiniz çalışma saatleri anlamlı kılar. Elde ettiğiniz hasadın keyfini ellerinizin nasırından alırsınız. Bu yüzden kendinizi gerçekleştirmek, kişisel dehanıza uygun yaşamak, otantik bir var oluşa sahip olmak elbette kolay olmamalıydı. Şayet başarısızlık ihtimal dahilinde değilse başarının ne hükmü var?

Direnç kişiye özgü çeşitliliği olan evrensel(her insan için geçerli) bir şeydir. Peygamberler, ermişler, çiftçiler, mimarlar, yazarlar, psikologlar kısacası herkes dirençle karşılaşır. Nasıl bir insan olacağımız ve nasıl bir hayat yaşayacağımız dirence vereceğimiz cevapla şekillenecektir. Önümüzde duran kişisel tuvalimize rengini dirençle kuracağımız ilişki verecektir.

Biz, kişisel dehamızla direncimiz arasında seçim yapmanın yorgunluğunu bir ömür taşımak zorunda olan varlıklarız. Biz insanız. Köpekler böylesi bir yorgunluğu bilmez.

Bir sonraki yazıda, Steven Pressefield rehberliğinde direnci tanımaya devam edeceğiz, tabi sizin için de uygunsa!