İnsan acılı bir varlık, acısı belki de onun kaderi. Acısız bir insana, acısız bir ruha rastlamak ne mümkün. Ruhunun acılarına kapılarını kapatmak, acıyı hissetmemek ise belki de acıların en büyüğü: acının bile farkına varmamak! Neden acı çekeriz? Neden yaralanır ruhumuz? Cevabı belki de ciltlerce kitaba sığmaz ve belki de o ciltlerce kitap sorulara cevap olamaz. Ancak amacımız cevabı bulmaktan ziyade “cevabın peşinde olmak” olmalı belki de. İnsan muhtaç bir varlık. Denir ki yaşamak için mutlak anlamda başkalarına ihtiyaç duyar insan. Bu bir sorun değil, durum; yani öyle olmasından başka bir alternatif yok. Tavuğun yumurtl ...
Devamını Oku
İnsan doğduğunda, kendisine diğer insanlara ve dünyaya(çevreye, nesnelere, hayata, varoluşa vb.) dair sabit bilgi ve inançlara sahip değildir. Ancak, insan “bilgi edinme potansiyeline” sahiptir. Bu potansiyeli ne şekilde kullanacağı; yani kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili ne tür inanç ve tutumlar geliştireceği temel yaşantılarıyla direkt alakalıdır. İnsanın doğduğu andaki zihinsel yapısını “boş bir kişisel defter” alegorisiyle ifade edebiliriz. Gün geçtikçe insan bu deftere, yeni bilgiler ekler, yeni tanımlamalar yapar. Bu deftere yazılacak şeyleri, temel yaşantılar, duygular, düşünceler, fizyolojik reaksiyonla ...
Devamını Oku