0505 495 4727 info@yusufbayalan.com

İlk yazı, ilk heyecan.(*)

Bir heyecana ortak olmak ne güzel; ne güzel iyi şeyler üretmenin telaşına şahit olmak.

Ne yazmalı, nereden başlamalı diye düşündüm epeyce. İyi bir başlangıç yeri bulmalıydım kendimce.

Soruların en çetinini girizgah yapabilirdim kendime: İnsan nedir? Ne çetin, ne çetrefil bir soru! “İnsan yaşamının en büyük sorunu insan sorunudur.” diyor Rahmetli Ali Şeriati. Hem doğru soruyu bulmanın heyecanı hem üstada özlemle aldım İnsanın Dört Zindanı adlı kitabı elime. Lise yıllarımın izlerini yeniden görmek ölümü hatırlatıyor: Geçiyor zaman.

İnsanı tanımlayışımız hayatı ve ölümü tanımlayışımızdır; insanı kavrayışımız hayatı ve ölümü kavrayışımız. İnsanın bilinçli, doğru ve mantıki bir tanımına ulaşmadıkça hiç bir sorun çözülemez. Zamane insanının kafası karışık değildir bu konuda; çünkü İsmet Özel’in dediği gibi karışıklık kafanın çalıştığını gösterir. Oysa zamane insanının kafası bu konuya pek çalışmıyor.

Ali Şeriati, insanı tanımlamaya çalışırken Kuran’ı referans alır. Kuran’da insana ilişkin iki sözcük kullanılır: Beşer ve İnsan. Beşer dendiğinde kastedilen, varlıkların gelişim sürecinde yeryüzüne gelmiş bulunan, bu gün de yaşamakta olan ve bu türden üç milyar bireyin şimdi de yeryüzünde eylemde bulunduğu iki ayaklı canlı varlıktır. İnsan dendiğinde ise olağan-dışı üstün ve bilmecemsi gerçek anlaşılır. Bu durumda iki insan tanımı vardır: birisi biyolojinin konusu olan beşer, diğeri ise şairin üzerinde konuştuğu, feylesofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insan.

Beşer olmak bir tercih meselesi değildir, çünkü beşer olarak doğulur. Fakat insan olmak bir tercih ve çabanın ürünüdür. Beşer, içerisinde insan olmayı bir ülkü olarak taşır. İnsan durağan bir nokta değil sürekli bir oluş halidir. İnsanlığın nihai hedefi Allah’ın boyasıyla boyanmak’tır. İnsan olmak Allah’a doğru bir yolculuktur.

İnsanın üç özelliği vardır: Bilinçlilik, seçme yeteneği ve yaratıcılık. İnsanın bütün diğer özellikleri bu üç özellikten kaynaklanır. Şu halde her birimiz öz benliğinin bilincine varabildiği, gerçekten seçim yapabildiği ve sonra da doğada olmayanı meydana getirebildiğimiz ölçüde insan olabilmekteyiz.

İnsan bütün doğada kendi varlığının bilincinde olan yegane varlıktır. Benlik bilincini, kendi niteliğini (keyfiyet) ve yaratılışını, öz yapısını; evrenin niteliğini ve öz yapısını; kendisi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve neliğini algılama (idrak) şeklinde tanımlayabiliriz.

İnsan seçebilen bir varlıktır. İnsan her şeye baş kaldırabilen, her şeyi reddedebilen ya da kabul edebilen bir varlıktır. Seçeneklerini yaratamasa bile seçenekler arasında tercihte bulunabilir insan. Bu, insan olma sürecinin en üst aşamasıdır.

Yaratıcılık, insana özgü üçüncü önemli özeliktir. Yaratıcılıktan kasıt yoktan var etme değil, eldekilerden elde olmayanı üretmektir. Yaratıcılık sanayiden sanata kadar pek çok alanda geçerli olan bir yetenektir.

Yukarıda sıralanan üç özellik de Tanrısal özelliklerdir. Buradaki Tanrısallık kesinlikle Allah’a ortaklık anlamında değil, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak anlamındadır.

Ali Şeriati’ye göre insan olmamızın önündeki engelleri/zindanları bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım. Şayet bu yazı yeterince yorucu olduysa, sizi Ali Şeriati’nin İnsanın Dört Zindanını okumaya davet ediyorum! Muhabbetle?

(*) Bu yazı http://www.sigmahaber.com sitesindeki ilk yazım