Panik bozukluğu, kendiliğinden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur. Panik atak, aniden ve beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan ½-1 saat süreli, bedensel belirtilerin eşlik ettiği yoğun bir anksiyete(bunaltı, kaygı) nöbetidir. DSM-IV-TR’ye göre bir yaşantının panik atak olarak isimlendirilebilmesi için şu 14 maddeden 4 ya da daha fazlasının gerçekleşmiş olması gerekmektedir: 1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması 2- Terleme 3- Titreme ya da sarsılma 4- Nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları 5- Soluğun kesilmesi 6- ...
Devamını Oku
Kusurluluk/Utanç Şemasının Genel Sunumu Kusurluluk şemasına sahipseniz kendinizi bir şekilde kusurlu, hatalı, kötü, istenmeyen, kalitesiz, değersiz, sevimsiz, aşağı veya sevilmez vb. olarak algılarsınız. Buna paralel olarak da kendinizle ilgili hissettiğiniz kronik duygu“utanç” olur. Yani kendinizden utanırsınız. Kusurluluk algınızın dayanağı(bu dayanak gerçekçi değildir) çok değişken olabilir. Bazı kusurlarınız açık(bencil olmak; öfkeli dürtülere veya kabul edilmez cinsel arzulara sahip olmak vb) bazıları ise gizli(beğenilmeyecek fiziksel görünüş, sosyal beceriksizlik) olabilir. Kusurlu hissettiğiniz durumlar arasında şunl ...
Devamını Oku
Sosyal İzolasyon Şemasının Genel Sunumu Sosyal izolasyon şemasına sahipseniz kendinizi tüm dünyadan ve diğer insanlardan ayrı hissedersiniz. Sebebini tam olarak izah edemeseniz bile diğer insanlardan farklıolduğunuzu düşünürsünüz. Kendinizi bir grubun parçası, bir gruba ait olarak algılayamazsınız. Gruplar söz konusu olduğunda kendinizi izole ya da dışarıda kalmışhissedebilirsiniz. İki kişiyi aşan topluluklarda kendisinizi rahatsız hissedebilirsiniz. Sosyal izolasyon şeması kusurluluk şeması ile birlikte, sosyal fobinizin temel psikolojik dinamiklerinden biri olabilir. Karakteristik Sosyal İzolasyon Davranışları Sosyal ...
Devamını Oku
Duygusal Yoksunluk Şemasının Genel Sunumu Duygusal yoksunluk şeması, insanların sahip olduklarını fark etmemelerine rağmen, terapistlerin en çok karşılaştıkları şemadır. Bu şemaya sahip insanlar terapiye çoğunlukla yalnızlık, acı ve üzüntü duygularıyla gelirler; ancak çoğunlukla bu duyguların nedenine dair net fikir taşımazlar. Duygusal yoksunluk şemasına sahipseniz, temel duygusal ihtiyaçlarınızın, hayatınızdaki önemli insanlar(ebeveyn, eş, arkadaş vb.) tarafından giderilemeyeceğine dair içsel bir inanç taşırsınız. Bu içsel inanç/kabul etrafınızdaki insanların tepkileriyle uyumsuz olabilir. Yani, etrafınızdakiler sizin duyg ...
Devamını Oku
İnsan söz konusu olduğunda en temel sorulardan biri “neden öyle davrandığı, tepki verdiği”dir. Bir insan, belirli bir durumla karşı karşıya kalınca neden yüzlerce, belki binlerce seçenek içinden “o” davranışı/tepkiyi seçer. Bu sorunun birbirinden farklı; ama kendisinin dışındakilerle ilişkili, ve kuşkusuz hepsi bir miktar eksik olabilecek birçok cevabı olagelmiştir. Biz bu yazımızda bu temel soruya “şema”lar penceresinden bakmaya çalışacağız. Her insan teki, en nihayetinde kendisini ötekilerden ayıran, nev-i şahsına münhasır bir donanımla dünyaya gelir ve bu donanım o insanı “biricik” ve “çok özel” yapar. Bu “ayırt edici don ...
Devamını Oku
İnsan acılı bir varlık, acısı belki de onun kaderi. Acısız bir insana, acısız bir ruha rastlamak ne mümkün. Ruhunun acılarına kapılarını kapatmak, acıyı hissetmemek ise belki de acıların en büyüğü: acının bile farkına varmamak! Neden acı çekeriz? Neden yaralanır ruhumuz? Cevabı belki de ciltlerce kitaba sığmaz ve belki de o ciltlerce kitap sorulara cevap olamaz. Ancak amacımız cevabı bulmaktan ziyade “cevabın peşinde olmak” olmalı belki de. İnsan muhtaç bir varlık. Denir ki yaşamak için mutlak anlamda başkalarına ihtiyaç duyar insan. Bu bir sorun değil, durum; yani öyle olmasından başka bir alternatif yok. Tavuğun yumurtl ...
Devamını Oku
İnsan doğduğunda, kendisine diğer insanlara ve dünyaya(çevreye, nesnelere, hayata, varoluşa vb.) dair sabit bilgi ve inançlara sahip değildir. Ancak, insan “bilgi edinme potansiyeline” sahiptir. Bu potansiyeli ne şekilde kullanacağı; yani kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili ne tür inanç ve tutumlar geliştireceği temel yaşantılarıyla direkt alakalıdır. İnsanın doğduğu andaki zihinsel yapısını “boş bir kişisel defter” alegorisiyle ifade edebiliriz. Gün geçtikçe insan bu deftere, yeni bilgiler ekler, yeni tanımlamalar yapar. Bu deftere yazılacak şeyleri, temel yaşantılar, duygular, düşünceler, fizyolojik reaksiyonla ...
Devamını Oku
Ben insanım ve insana muhtaçlığım künyemde yazılı; değil mi ki insan ve ünsiyet kelimeleri aynı kökten geliyor. Ünsiyet, benim gibi olan diğerleriyle bağ kurmam demek. Ve ben buna yazgılıyım; insanlara ihtiyaç duymam bir tercih değil sadece, bir “varoluşsal mecburiyet”. Mecburum diğerlerinin beni sevmesine, beni onaylamasına, bana saygı duymasına, beni anlamasına; mecburum diğer insanları anlamaya, kabul etmeye, onaylamaya. Sevmez ve sevilmezsem tartışılır insanlığım; ne yazık ki başka bir şey de olamam. Çünkü ben, olmam gerekeni olamadıktan sonra pek bir şey olamayan bir varlığım. İnsanım ve insanlığımdan kaynaklı yaralarımı d ...
Devamını Oku
Bir kadın erkek ilişkisinin harcında bulunan sevginin miktarı o ilişkinin doyum vericiliğini dolayısıyla da söz konusu kadın ve erkeğin mutluluğunu etkileyen en önemli faktördür. Taraflar birbirini ne çok severse o oranda tatmin bulurlar ilişkilerinde ve genel anlamda hayatlarında. Çünkü doyum verici kadın erkek ilişkisi, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Yani insanlığımızın özünde bu ihtiyaç vardır; Adem Havva’ya muhtaçtır, Havva Adem’e! İnsan hislerini, düşüncelerini, yaşadıklarını en çok dil yoluyla anlatır. Bir kişinin konuşma içeriği bize o kişinin kişisel dünyası hakkında bilgi verir. Biz söz konusu kişinin söylediklerinden, on ...
Devamını Oku
“Beni kimse anlamıyor!” diyor, üzgün, kırgın, yalnız, önemsiz hisseden genç kadın. Hiç kimsenin onu umursamadığını, kimsenin onun derdiyle dertlenmediğini düşünüyor. “Ben sevilmeye, önemsenmeye, ilgilenilmeye değer değilim!” diye düşünüyor. Göz yaşları dindikten sonra sorduğum “Siz en son ne zaman, kimi gerçekten anladınız?” sorusuna verdiği cevabı ise bize bizi çok iyi şekilde anlatıyordu: “Bilmem! Hatırlamıyorum; daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım!” Bu cevap aynı zamanda, “Önce diğerleri beni sevsin, beni anlasın” mesajını da içeriyordu. Sevilmek, önemsenmek, beğenilmek, anlaşılmak, takdir edilmek “muhtaç” olan bizlerin çok ...
Devamını Oku